26 Haziran 1921

Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey, Ağa Han'ın 7 tarihli mektubuna cevap verdi: Bekir Sami Bey, yetkili olmadığı halde anlaşma yapmıştır. İngilizleri Malta'daki Türklere karşılık olarak tutukladık. Malta'dakilerin tümü bırakılırsa biz de İngilizlerin tümünü bırakacağız.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


General Marden, İzmir'den İngiliz Savaş Bakanlığı'na gönderdiği raporda, Uşak Cephesi'ni ziyaretini anlattı. Yunan ordusunun her bakımdan mükemmel göründüğünü anlatan Marden, bu kuvvetlerin Türkleri yeneceğine güvenini yazdı. Marden 21 'de gönderdiği ilk raporunda da benzer görüşlerini sıralamıştı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Eleftheros Tipos: Yunanlılar, hiç bir tehdit ve tazyik karşısında İzmir'i bırakamaz.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Tekkealtı kahvehanelerinde oturan Kastamonu’lular, mahalle bekçisinin kısık bağırtısıyla ayağa fırladılar: ‘Geliyola!’


Başlarında siyah astragan kalpaklar bulunan üç kişi sokağın ucunda göründü. Uzun boylu olan Saruhan Milletvekili Mustafa Necati Bey’di. Ötekiler Çankırı milletvekili Neşat ve Trabzon milletvekili Nebizade Hamdi beylerdı. Kastamonu’da görevlendirilen İstiklal Mahkemesi bu üç kişiden oluşuyordu. Mahkeme üyeleri Nasrullah köprüsünü geçtikten sonra bakışlarını sol başta sıralı idam sehbalarından kaçırarak bahçe içindeki tek katlı taş yapıya yöneldiler: TBMM İstiklal Mahkemesi


İçindeki büyük salonda ise şu yazılmıştı: Mücadelemizde yalnız Allahtan korkarız.’


Başkan kapıda bekleyen Polis memuruna seslendi: ‘Sanıklar gelsin’


Salona elleri bağlı üç kişi getirildi. Üçüncü sanık ihtiyar bir köylüydü. Asker kaçağı oğlunu sakladığı söyleniyordu. Donuk gözlerini başkana dikmişti.


Baba adın ne?

Hüsnü


Baba sen cepheden kaçan asker oğlunu evinde saklamış bir asker kaçağına yataklık etmişsin?

Tövbe de reis bey!


Elini koynuna sokup yıpranmış iki kağıt demeti çıkardı. Kürsüye salladı.


Bu kağıtlar Balkan harbinde ve Çanakkale’de şehit düşen oğullarımın nüfus kağıtlarıdır. İki aslanını millet için şehit veren baba, üçüncü oğlunu bu ölüm dirim savaşında bir kahve saklar gibi gizlemez reis bey! Hele gel reis bey, gel de şu kalbura dönmüş göğsüme bak! Bu gördüğün yaraları Makedonya’da Bulgar çeteleriyle dövüşürken aldım. 8 yıl askerliğim var benim. Kurşun yarasına yara demem. Şehit aslanlarımın yarasıdır bağrımı delen. Benim oğlum askerden kaçsa bile ben saklamam.’


Mustafa Necati sıkıntısını gizlemeyerek sordu:


‘Peki baba. Ondan en son ne zaman haber aldın?’


‘Askerin bazısı Halifecilere kanmış başıbozuk olmuş dedil.er Askerden kaçanlar kulağımıza geliyordu. Kaçaklar yakalanırım korkusuna evine gelmezmiş. Kimi dağa çıkıp eşkıyalık edermiş kimi de bir kıyıya siner mektup yazıp evden para istermiş. Bir ay önce bana da bir mektup geldi. Hah dedim oğlan askerden kaçtı para ister. Benim okumam yazmam yok. Utancımdan kimseye okutamadım. Muhtar her önüne gelene demiş bana mektup geldiğini. Ele güne bakamaz oldum. Eve kapandım. Aha mektup bu. Alın okuyun. Neredeyim diyorsa gidin yakalayın. Asarken de ipini bana çektirin.’


Mahkeme başkanı kağıdı açtı okudu. Birden yerinden fırladı. Ağlayarak kürsüden indi. İhtiyarın önüne geldi. Boğuk sesiyle hıçkırdı:


‘Baba bizi bağışla. Küçük oğlun da İnönü’de şehit düşmüş. Sana gelen mektup askerlik şubesinin şehitlik ilmühaberiymiş.'


İhtiyar sessizce ağlamaya başladı:


Vatan sağolsun! Siz aslanlarım sağolun!


(Kaynak: Sakarya 1 / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 71)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG