26 Kasım 1921

Adana Olağanüstü Kumandanlığı'na atanmış olan Muhittin Paşa ve İçişleri Bakanlığı Müsteşan Hamit Bey, akşam Adana'ya geldiler. Şehri Fransızlardan teslim alacak olan 1 1 daire müdürü, 1 Aralık'ta gelecek. (Ener: 156; YG: 29) (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yarbay Sarrou, Muhittin Paşa ve Hamit Bey arasında yapılan görüşme sonunda Çukurova'daki azınlıklann yauşunlmalan için bazı kararlar alındı. Buna göre, bölge halkı, boşaltmanın yapıldığı tarihten başlayarak üç ay askere alınmaya cak, bu sürenin uzaulması için başvuruda bulunuldu; genel af, şimdiden yürürlfığe girmiş olup, sahipsiz malların iadesi için bir Türk-Fransız komisyonu kurulacak, müsadere {tekalif-i milliye) yasasının kaldırıldığı halka ilan edilecek, mültecilerden isteyen istediği ülkeye gidebileceği gibi, isteyen Çukurova'da kalabilecek, prensip olarak bütün küçük memurlar yerlerini koruyabilecek. (Veou: 6 1 7) (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Refet Paşa ile görü􀘚cek İngiliz heyeti (Binbaşı Şütürten, Henry ve Bokingam) vapurla İstanbul'dan İnebolu'ya hareket ettiler (Himmetoğlu il: 283) . (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Meclis'te: 1 ) Malta'dan dönen Gelibolu Mebusu Celal Nuri ile İstanbul Mebusu Numan Usta bugün Meclis'e takdim edildiler. Celal Nuri Bey, yurt için pek derin fikirleri olduğunu, bunları yurt kurtarılınca söyleyeceğini belirtti. Numan Usta da şöyle dedi: Zaten amelelikten yetiştiğim için sosyalistim. Yurdu

savunma konusunda halihazırdaki Meclis'ten fazla savunucu harekette bulunacağım. (ZC 1 4: 337; YG, HM: 27) 2) Bakanlar Kumlu'nun görev ve yetkileriyle ilgili kanun taruşılırken hükümetin yetkilerinin genişletilmesine karşı çıkıldı. Bazı mebuslar "İkinci bir Enver yaratmayalım" dediler. Bazı mebuslar da kanunda padişah haklarına yer verilmesine karşı çıkular. "Biz ki devletin tümüne el koymuş durumdayız" dediler. (ZC 1 4: 339; YG, HM: 27) 3) Meclis, lstanbul'daki yabancı askeri mahkemelerin protesto edilmesini kararlaşurdı. Celalettin Arif Bey'in önergesi benimsenerek İtilaf Devletleri'nin İstanbul'da kurduğu askeri mahkemelerin milli hakimiyete ağır bir darbe indirdiği ve bu duruma son verilmesi için ilgili devletler temsilcilerine protesto verilmesi kararlaşurıldı. (ZC 14: 339; YG, HM: 27) (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Mustafa Kemal, Moskova Büyükelçisi Ali Fuat Paşa'ya çektiği telgrafta, şimdiye kadar gösterdiği dürüst harekete devam ederse Cemal Paşa'yı takviye edeceklerini, her halde Enver Paşa ile ilişkisini kesmesi gerektiğini bildirdi (Cebesoy 2:298; ATTB: 419. Krş. 8) . (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


General Frunze başkanlığındaki Ukrayna Kurulu, vapurla Batum'dan Trabzon'a geldi. Frunze Trabzon'a gelişlerini şöyle anlatmaktadır: Ukranya ve Rusya'ya karşı tüm kent halkı dostça bir ilgi duyuyor, heyetimizin üyelerini her yerde güler yüzle karşılıyorlar. (Fnınze: 1 3) (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Vakit: L. Curzon, dikkat çekici bir nutuk söyleyerek demiştir ki: Yakın D<>ğu'da Türklerle Yunanlıların her ikisi için de kafi yer bulunduğuna kendilerini ikna etmek mümkündür. (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Bizim Ukrayna heyeti 26 Kasımda Türk topraklarına vardı. Batum’dan sefer yapan İtalyan gemisi «Sannago»yla Trabzon kentine geldik. Gemi oldukça büyüktü. Bir zaman­lar Avusturya İmparatorluğu'na aitmiş. Ama şimdi Avus- turya'lıların tüm ticaret filosu ve yolcu gemileri İtalyan'la­rın eline geçmiş durumda. Gerek gemi komutanının, ge­rek tüm komuta heyetinin bize karşı davranışı son dere­ce nazik ve sevimli. Tayfaların bulunduğu kamaralardan birinde yoldaş Lenin’in resmi asılı. Gerçi bu, bir şeyler gösterir, ama pek o kadar da fazla sayılmaz. Çünkü aynı yerde, hemen bunun yanında asılı bir başka portre daha var. Büyük adamlardan birinin, anlaşılan İtalyan Kral aile­sinden birinin resmi.

Burada, Trabzon'da, karaya çıkmak yerine, Sinop’un batısındaki İnebolu limanına gitmemiz önerildi. Oradan bir şose yolla, çok daha kısa bir yolla (305 verst) Anka­ra’ya gidilebiliyormuş. Ama kaptanla yapılan konuşma so­nucunda kaptanın, heyeti İnebolu'da karaya çıkarma ga­rantisi veremeyeceği ortaya çıktı. Gerekçe olarak da Ka radeniz’de sık sık fırtına ve boranın görüldüğü ve fırtına­lı havalarda İnebolu'ya inmenin mümkün olamayacağı, çünkü orada herhangi bir liman bulunmadığı gösterildi. Demir atılacak yer kıyıdan çok açıktaymış ve kıyıya yak­laşmak son derece tehlikeliymiş. Böylece ufukta Ankara değil İstanbul görünüyordu. Yani Ankara hükümeti ile değil, Britanya’nın Yakın Doğu’dakl çıkarlarının koruyu­cusu Sir Herbert Harrington, C) ya da onun Yunanlı dost­larıyla konuşmak zorunda kalacaktık.

Neticede Trabzon'da (2) inmek zorunda kaldık. Oysa burada inmemiz gerek zaman kaybı, gerek şimdiki Türki­ye başkentine gidilecek yolun elverişliliği bakımından hiç de uygun değildi.

Trabzon'a sabahleyin geldik. Hava kapalıydı. Deniz­de hafif bir çalkantı vardı. Sağlık muayenesinden sonra Liman Komutanlığının gönderdiği kayıklara atladık. On beş dakika sonra iskeleye varmıştık, iskelede Liman Ko­mutanı ile kentin Polis Müdürü bekliyordu bizi. Trabzon valisi adına gelmişlerdi ve onun adına karşıladılar. Böy­lece daha önceden hazırlanmış faytonlara binerek bize ayrılan otele gittik.

Trabzon'da endişe İçinde tam dört gün kaldık. Deniz her zaman fırtınalıydı, düzelmiyordu. Türk kıyılarının tüm limanlarıyla haberleşme kesiliyordu. Yalnız bu arada şu­nu belirtmek gerekir ki, Karadeniz kıyısındaki Türk kent­lerinin limanlarına liman diyebilmek çok güç. Bütün bu kentler, Rize, Trabzon, Giresun, Ordu, Samsun İnebolu, tamamen denize açık yerlerde kurulu. Fırtınalı havalarda buralara sığınmak oldukça tehlikeli. Tek sığınak yeri olan Sinop, son derece güzel ve doğal bir koruyucu limana sa­hip. Ama aslında deniz trafiğine kapalı. Çünkü (geçen emperyalist savaşın daha ortadan kaldırılmamış mirası) bir mayın tarlası haline getirilmiş. Bu nedenle çoğu kez, örneğin İstanbul’dan İnebolu'ya gidecek yolcular tâ Sam­sun’a kadar gitmek ve oradan geri dönmek zorunda kalı­yorlar. Ticaret gemilerine gelince, onlar ya yakınlardaki sakin bir yerde (örneğin Samsun'la Ordu arasındaki Vo- na burnu yakınlarında) ya da kıyıdan oldukça uzakta, açık denizde demirliyorlar.

Bu durumda Trabzon limanı hemen hemen barınma olanağı vermiyor. «Hemen hemen» diyorum, çünkü bura­da dalgakırana benzer, kentin Rus işgali zamanından kal­ma bir sığınağı var. İşte bu dalgakıranın koruyuculuğuy­la, kısmen kayaların koltuğunda, kısmen de suya batırıl­mış gemilerin arasında ufak boydaki tekneler bir barınak bulabiliyorlar kendilerine.

(Kaynak: Frunze’nin Türkiye Anıları / syf 17)


BÜYÜK MİLLET MECLİSÎ'NDE KONUŞMA HEYETİ VEKİLE'NİN VAZİFE VE SALAHİYETİNE DAİR KANUN TEKLİFİ HAKKINDA*

(26 KASIM 1921)

Haşan Hayri Bey (Dersim): [...] Reisi Âlimiz Paşa Hazretleri bizim buraya top­lanmaklığımızın yegâne etkenidirler. Adı geçen, bizi, vatanın kurtarılması ve yüksel­tilmesi için lazım gelen tedbirleri almak için buraya topladılar, etrafına aldılar. Şim­di böyle bir muhterem zata tutup da her işi gördürmek, mesela vekilleri tayin etmek vazifesini ona ihale ve aynı zamanda da bu vekillerin seçiminden dolayı da böyle zım­nen bir şahsı mesuliyet karşısında bulundurmak doğru mudur, değil midir? Ben şah­sen doğru olmadığı kanaatindeyim. Bu şahsi fikrimi misalle izah edeceğim. Enver Pa- şa'yı Balkan Harbi'nden Harbi Umumiye'ye kadar nasıl biliyordunuz? (İyi biliyorduk sesleri.) Evet iyi idi. Ben pek iyi biliyorum, yaptığı fedakârlık... (Sadede sesleri.)

Mustafa Bey (Tokad): Dört yüz milyon Müslümanın memleketini harabeye çevirdi.

Haşan Hayri Bey (Devamla): Müsaade buyurun efendim. Harbi Umumide bu adam bu işleri gördü diye bütün işleri onun eline verdik. Haddinden ziyade iş verdik, o da nihayet bu vatanı tepetakla döndürdü. De buyur! Bunu biz mi yaptık, Enver mi yaptı? Bunu biz yaptık, onu ortaya biz attık, çünkü ona o salahiyeti biz verdik. Şim­di bu muhterem zatı da Enver Paşa'nın akıbetine uğratmak istiyorsak, bunu verelim.

Gazi Mustafa Kemal Paşa (Ankara): Reis'i Enver'in akıbetine uğratmak senin elinde değil, Reis'in elindedir. O salahiyeti Enver Paşa'ya sen mi verdin?

Haşan Hayri Bey: Çünkü millet idare edemedi.

Gazi Mustafa Kemal Paşa (Ankara): Beni onunla mukayese etmeyiniz.

Basan Hayri Bey: Yanlış Paşa Hazretleri.

Gazi Mustafa Kemal Paşa (Ankara): Yanlış değil, yanlış değil. Ben çok iyi anla

Haşan Hayri Bey: Yok, yok Paşam...

Gazi Mustafa Kemal Paşa (Ankara): Devam ediniz.

Reis [Birinci Reis Vekili Haşan Fehmi Beyefendi]: Efendim, Sırrı Bey'in önerge­sini okutuyorum. (Gürültüler)

Gazi Mustafa Kemal Paşa (Ankara): Verilen herhangi bir önerge derhal okunmak mecburiyetinde değildir. Şimdiye kadar verilmiş zannederim birçok önergeler vardır. Eğer müzakerenin kifayetine karar verilmişse, o zaman mevcut önergeler okunabilir. Dolayısıyla müzakere devam ediyorDOĞU CEPHESİ KUMANDANI KÂZIM KARABEKİR PAŞA'YA* (26 KASIM 1921)

Zata mahsustur.

Ankara

26.11.337 [1921]

Doğu Cephesi Kumandanı Kâzım Karabekir Paşa Hazretleri'ne

Hilmi Bey'in seyahati ve Envercilik hakkında devletlilerinin yazısını1 büyük bir ehemmiyetle nazarı dikkate aldım. Aramızdaki muhabbet ve itimat sarsılmazdır. Mevkiinizin, kuvvetinizin en ufak bir eksilmeye2 uğraması, aynen şahsım hakkında ve mukaddes gayemiz hakkında en büyük darbeyi alması kadar nazarımda mühimdir. Fesatçılara karşı lüzumlu vaziyeti almakta asla tereddüt edilmeyecektir, kardeşim.

Başkumandan

Mustafa Kemal

* Fotokopisiyle birlikte aktaran: Kâzım Karabekir, Paşaların Hesaplaşması, Emre Yayınlan, İstanbul, 1992, s. 182-183. Aynca bkz. Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimizde Enver Paşa ve İttihat Terakki Erkânı, Men­leş Matbaası, İstanbul, 1967, s. 198-199. Eski yazı belge Ahmet Hezarfen tarafından okunmuştur.

"Zata mahsustur. I Kâzım Karabekir Paşa'nın söz konusu yazısı şudur:

Kars 23.11.1337 [1921] "Başkumandan Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne

"Ardahan Mebusu Hilmi Bey'in zatı samileri aleyhinde ve Enver Paşa lehinde Trabzon'da yaptığı münasebetsizlikleri takiben bir mebusa yaraşmaz bir lisanla çektiği telgraflann ve katiyen gözetle­me ve takip altında bulunmadığı ve çektiği telgraflann çekilmesine hiçbir makamca engel olunma­dığı halde yalan uydurarak Ankara'yı velveleye vermesinin neyi hedeflemiş olduğunu arz lüzumsuz­dur. Her şeyden evvel bendenize zatı samilerinin tam itimadını ve İstiklâl Muharebesi için karşılık beklemeden çalışan tecrübeli zevatın yekvücut birleşerek vaktiyle İstanbul hükümeti eliyle yapıla­mayan fenalıklara ve anarşiye meydan verilmemesini istirham eylerim. Nereden idare edildiğini kestiremediğim aleyhtar cereyanla birbirimize itimatsızlık olursa ittisa peyda eder ve bunca zaman­dan beri bağımsızlığımızı muhafaza için döktüğümüz kanları heder edebilir. Kuvvetli bir hükümet- le iş görülecek bir zamanda yine Envercilik devrine alet olmak isteyenler, gözümde, irfan ve ehli­yetleriyle tutamadıkları mevkileri çetecilikle kazanmaya çalışanlardır. Bu insanların her türlü riya ye aldatmada bulunabileceklerine Hilmi Bey'in vaziyeti şahittir. İtimadınızı tekrar rica ile bu kabil esedeye karşı fedakâr ve faziletkâr mevcudiyetlerimizle vaziyet alınması lüzumunu arz eylerim.

Doğu Cephesi Kumandanı Kâzım Karabekir", İstiklâl Harbimizde Enver Paşa ve İttihat Terakki Erkânı, Menleş Matbaası

26 Kasım günü öğleden sonra Mecliste, gene Vekiller He­yetine ait kanun lâyihası müzekere edildi. Mustafa Kemal Pa­şa da hazır bulundu. Biraz rahatsız, fakat yorgun değil. Mu­halefet edenlere karşı gene, hamdolsun, duruma hâkim. Ge­ce, geç vakitlere kadar Vekiller Heyeti hâlinde bazı evrak üze­rinde çalıştık. Toplantımız ertesi günü de devam etti.

27 Kasım sabahı Mecliste, aynı meselenin müzakeresi ge­ne bir hayli sürdü. Mustafa Kemal Paşa maruz kaldığı muha­lefete karşı, tetkilerle meşgul. Hücumu pek şiddetli olacağı hissolunuyor. Akşam Mustafa Kemal Paşa ile birlikte, İzmit Mebusu Hamdi Namık Bey'in davetinde idik.

(Kaynak: Siyasi Hatıralarım / Rauf Orbay / Syf 478)


GUN GUN KUTULUS yazi.JPG