26 Mayıs 1920 Çarşamba

Düzce-Bolu isyanı söndürülüyor: Düzce isyancıları, nisbeten yumuşak buldukları Refet Bey'e teslim olmak istedilerse de, Çerkez Ethem kuvvetleri daha önce şehre girdi. Ethem, iki gün içinde elebaşılardan 53 kişiyi idam ettirecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 57)


Başbakan Damat Ferit, İngiliz Yüksek Komiseri'ne giderek dert yandı ve bazı isteklerde bulundu. Milliyetçileri suçlama konusunda yüksek komiserlerin bütün isteklerine uyduğunu, Anzavur'un yerini almak üzere şahsen bir hareket teşkilatlandırmak istediğini, öteki İtilaf Devletleri'nin güçlük çıkardıklarını söyleyen Başbakan, 10.000 kişiyi silahlandırmasına izin verilmesini istedi, bununla 3 hafta içinde Anadolu'ya boyun eğdirebileceğini ileri sürdü. Barış şartlarının ağırlığından yakınan Damat Ferit Paşa, bunu imzalarsa müşkül durumda kalacaklarını da söyledi. Yüksek komiser "Sert olacağını ateşkesten beri hatırlatıyoruz" cevabını verdi. Robeck, Damat Ferit Paşa'nın 10.000 kişiyi silahlandırma isteğini yarın İngiliz Dış işlerine bildirecek, 28'de rapora düşülen bir notta, bu istek "gülünç" olarak nitelendirilecek, bu askerlerin milliyetçilerle, ilk karşılaşmalarında saf değiştireceklerine işaret edilecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 57)


Dün tutuklanan Ebubekir Hazım Bey, kendisini yargılayacak olan Divanıharp başkanlığına gönderdiği dilekçede 1909 Yıldız Sarayı yağmasından ötürü mahkemenin kendisini yargılayamayacağını belirterek salıverilmesini istedi. Dilekçe reddedileceği gibi Ebubekir Hazım Bey, Kuvayı Milliye'ye yardım etmekle de suçlanacak ve idam cezasına çarptırılacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 57)


Sevr Anlaşması'na Fransa'dan karşı çıkışlar: Fransız Komünist Partisi yayın organı L'Humanite: Fransa'da kapitalizmin amansız savunucusu Fransız Hükumeti, İngiliz emperyalizmine yenilmektedir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 57)


Ebubekir Hazım Tepeyran anlatıyor:


(23 Mayıs 1920 trhli gönderiyi inceleyebilirsiniz.)


Hükumet başkanının, hatta padişahın görüşü sorulmaksızın ve izni alınmaksızın eski dahiliye nazırının tutuklanamayacağı açıktır.


Sonucu sabırla beklemekten başka benim için şimdilik yapacak bir şey yoktu. Aynı gün saat 3’te o nazırlık binasının arkasında bulunan 1 Numaralı Harp Divanı’na götürüldüm. Bu harp divanı ‘Nemrut Mustafa Harp Divanı’ adıyla anılıyordu. Sıkıyönetim harp divanları kuran geçici yasa İstanbul’un o pek kötü günlerdeki durumunu tümüyle açıklamaya yeterlidir.


Böyle bir yasa yayımlanabilen bir ülkede, böyle bir hükumetin yönetimi altında bulunmanın, fitili yakılmış bir bombanın üstünde oturmaya benzer bir şey olduğuna kuşku yoktur.


Harp divanı başka yaverinin odasında bir süre bekledikten sonra divanın yardımcı üyelerinden Miralay Niyazi tarafından sorguya çekildim. Soruların özeti şundan ibarettir: ‘Sen büyük bir memur olduğun halde, Sultan Abdülhamit’in ve şehzadelerin mallarını niçin zapt ettin ve ettirdin?’


Benim yanıtlarımın özeti ise şuydu:


‘Ben kimsenin malını zapt etmedim ve ettirmedim, Selanik’ten gelip, Sultan Abdülhamit gibi kudretli bir padişahı fetva ve Genel Meclis kararıyla tahtından indirerek Selanik’e süren bir ordunun komutanı olan Mahmut Şevket Paşa’nın isteği, Babiali’nin onayı, Mebusan ve Ayan meclislerinin uygun görmesi ve yeni padişahın kabul ve iradesi üzerine mülkü ve askeri memurlardan kurulan komisyonun, o sırada şehremini ve İstanbul valisi olmam nedeniyle bana verilen başkanlığını geri çeviremezdim. Bu işin esasından dolayı bir sorumlu aranıyorsa bu sorumlu, zamanın hükumeti, Mebusan ve Ayan’ı ve padişahıdır.’


Niyazi geri dönerek ‘Sorgulama bitti.’ Dedi ve İstanbul Muhafazalığı’na götürüldüm. Orada tutuklanacağım hayretle anlaşıldı.


26 Mayıs 1920’de beni ziyaret etmeyi başaran dostlarımın da tavsiyeleri üzerine şu dilekçeyi yazarak harp divanı başkanına gönderdim:


‘İki günden beri tutuklu bulunuyor. Dün yapılan sorgulamama göre 12 yıl önce yerine getirdiğim resmi bir görevden dolayı tutuklandığım hayretle anlaşıldı. Bu görevde bir yolsuzluk olmuşsa, sıkıyönetim harp divanı incelemeye yetkili olmadığından, evrakın ait olduğu makam ya da mahkemeye verilmesiyle birlikte tahliyem kararlaştırılarak, böylelikle gerçekleştirilen yasaya aykırı işleme son verilmesini talep ederim.’


Bu dilekçenin tarihinden 21 gün sonra Askeri Adliye Dairesi’nden yazılıp 5 Temmuz’da bana bildirilen karar şu idi:


‘Bundan iki önceki Dahiliye Nazırı Hazım bey’in Dersaadet Sıkıyönetim Birinci Harp Divanı’nca tutuklanmasının, Kuvayi Milliye harekatında yardımcılık sanığı olmasından ileri geldiği, verdiği dilekçe üzerine yürütülen işlemden anlaşılmakla karar sonucunu beklemesinin uygun biçimde kendisine anlatılması…’


(ve böylece gerçek suçlama ortaya çıkıyor…)


(Kaynak: Belgelerle Kurtuluş Savaşı / Ebubekir Hazım Tepeyran / Syf 27)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG