27 Ağustos 1919 Çarşamba

Kuvayı Milliye, Yunanlılarla çarpışıyor. Bugün mevzilerinden hareket eden Türk çeteleri, yarın Akhisar yakınlarındaki nüfusu tamamen Rumlardan meydana gelen Papazlı’ya saldıracaklar.

(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 71)


Mustafa Kemal, Samsun eski Mebusu Osman Bey’i İngilizlere geri vermeyen Sinop Mutasarrıfı’na, Ali Fuat Paşa aracılığı ile çektiği telde teşekkür etti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 72)


İngiliz Yüksek Komiserliği memurlarından Mr Hohler’den Mr. Clerk Kerr’e: Kürtlerin ve Ermenilerin durumu beni hiç ilgilendirmez. Kürtlere ilişkin politikamızın temeli Mezopotamya’ya tatmin edici bir tampon oluşturulması olmalı. Böyle bir sınır düzlükte değil, Kürdistan dağlarında aranmalı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 72)


Erzurum’da Mustafa Kemal ve yanındakiler bütün gece Amerikan mandası konusunu görüştüler. Mustafa Kemal: ‘İstanbul bir Amerikan mandası tutturmuş gidiyor. Bu olmayacaktır. Türkiye istiklal bütünlüğüne sahip olacaktır. Bunu istemekte devam edeceğiz. Amerikalılar bizim kara gözlerimize mi aşık olacaklar? Bu ne hayal, bu ne gaflettir. Tek ve değişmez parola şudur: Tek tepe, tek kurşun kalıncaya kadar mücadele, yahut da: Ya istiklal, ya ölüm!’


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 72)


29 Ağustos’ta Mustafa Kemal ve heyeti Sivas’a hareket etmek zorundaydı. Yola çıkılması için gerekli para nasıl bulunacaktı? Mustafa Kemal’in, ne birikmiş parası, ne de gelir sağlayan bir mülkü vardı. Karargah personelinden komutanları gibi milletin sinesine dönenler de aynı durumdaydılar. Artık ne yeni bir ödenek olanağı vardır, ne de aylık almak olasılığı. Mustafa Kemal ve karargah personeli, her türlü maddi dayanaktan yoksundur.


Mustafa Kemal yola çıkış için kendilerini sıkıştırdıkça para konusundaki zorluklarını Mazhar Müfit anlatıyor: ‘Belediye Başkanı Zakir Efendi ‘ihtiyacımız olan üç dört yaylı arabayı, yüzer liradan pazarlık eder, göndertirim’ Dedi. Ancak yüzer liradan dört yüz lirayı bulmak büyük mesele. Düşüne düşüne evin yolunu tuttum.


Akşam yemeğinde paşa, yine Sivas yolculuğuna konuyu getirerek sordu: ‘Hazır mıyız?’

‘Elimizde çürük çarık üç otomobil var. Karaserleri berbat. Körükleri yırtık pırtık. Güneşin zararı yok. Fakat yağmur yağarsa fena. Lambaları da yok. Karpit yakacağız. Geceleri yola devam etmek mecburiyetinde kalırsak karpit de yanmaz. Burada karpit tedarik edebilmenin de imkanı yok.’


‘Çürük çarık, yırtık pırtık, lambalı lambasız gideceğiz. Ancak üç otomobil hepimizi ve eşyamızı nakle yeter mi?’ diye sordu.


‘Tabii yeterli değil’ yanıtını verdim. Hemen taksimi yaptı.


‘Rauf, Süreyya, Hüsrev, Raif beylerle sen, Cevat Abbas ve Muzaffer otomobillere taksim oluruz. Şeyh Fevzi Efendi için de yer ayırır, kendisini Erzincan’dan alırız. Recep Zühtü, Hayati, Memduh ve diğer subay arkadaşlarla eşyalarımız da arkadan ve araba ile gelirler.


‘Güzel paşam. Bende böyle düşünüyordum. Ancak 3 4 arabaya ihtiyacımız var. Bugün belediye başkanı ile görüştüm. Ucuza bize araba temin edebilecek. Fakat 400 liraya kadar bir paraya ihtiyacımız olacak dedim ve ekledim: ‘Tabii yol boyunca ve Sivas’ta da paraya ihtiyacımız olacak.’


Kaşlarını çatarak ve dişlerini sıkarak, gözlerini masanın üzerinde duran kahve fincanına dikti ve hafif bir sesle, ‘Evet birde para meselemiz var’ diye söyledi. Onun bu anını ve halini görüpte üzülmemenin imkanı yoktu. Bir millet mücadelesinin ve bir millet kuruluşunun yolunda üniformasına ve kesesindeki 800 lirasına kadar maddi herşeyini kaybeden ve bütün zeka, enerji ve mana kudretini büyük idealine hasreden bir adamın artık hiç olmazsa para mevzusu ile ilgisi olmamalı. Bin gaile içinde onu düşünmekten azade bulunmalı idi.


Onun içindir ki paşanın ‘Evet, birde para meselemiz var.’ Deyişindeki ıstırabı hisseder etmez, onun daha çok üzülmesine, düşünmesine fırsat vermemek için ‘Paşam, siz bu konuyla meşgul olmayınız. Elbette bir önlem düşüneceğiz.’ diyerek bu konuyu değiştirmek amacıyla ortaya manda (korumacılık) sorununu attım.


Konu kapanmış görünür ama para gereksinmesi ve sıkıntısı ortadan kalkmamıştır ki Mazhar Müfit devam ediyor:


Satılacak savılacak bir şeyimiz de yoktu. Benim bir altın saat kösteğim vardı. Hatta onu bile nakite çevirmiştim. İşte ben bu düşünceler içindeyken paşanın beni aradığını haber verdiler. Yanına gittim, paşa adeta sevinerek, ‘Mazhar Müfit, tamam yol paramız var’ dedi ve ekledi ‘Al sana 1000 lira’ Para destesini uzattı afalladım fakat bir haylide geniş nefes aldım. ‘Paşam nasıl oldu bu?’ dedim. Parmağı ile dudaklarını kapayarak ‘Üzümünü ye bağını sorma’ dedi.

Mazhar Müfit’İn o gün kaynağını öğrenemediği ancak çok yıllar sonra kaynağını bulduğu parayı bir emekli subay göndermişti. MHC işe karışmıştı. Gerisini Cevat Dursunoğlu anlatıyor:

Mustafa Kemal Paşa’nın yanında gelen Kazım (Dirik) arkadaşlara paşanın yola çıkmasını sağlamak için para temin etmek vazifemiz olduğunu hatırlattı. Hiç birimizde de para yoktu. Hepimiz ancak ölmeyecek kadar yaşayabiliyorduk. Paşaya hiç olmazsa 1000 lira kadar bir para temin etmeliydik. İlk tedbir olarak çocuk çoluğumuzun ziynet eşyasına başvurmayı hatırladık. Kadınların gözyaşlarına bakmayacaktık. Fakat bunlarında boynunda, kolunda ne varsa hepsi muhacirlikte ekmek parası olarak sarf olunmuştu.


Emekli Binbaşı Süleyman Bey hızır gibi imdadımıza yetişti. Her anlamıyla kamil bir insan olarak tanıdığımız Süleyman bey nasıl bir çıkmazda olduğumuzu görerek ‘Çocuklar ben bu işin çaresini buldum. Benim tasarruf edilmiş 900 liram var. Ben 60 yaşını geçmiş bir adamım. Allahın rızasından, milletin selametinden başka bir dileğim yok. Bu parayı size veririm. Fakat bu parayı verdiğimizi ne Paşa ne de başka kimse bilmeyecek. İleride MHC’nin parası olursa verirsiniz olmazsa helal olsun. Ben devletin verdiği emekli aylığıyla geçinir giderim.’ Dedi. Hepimizin gözleri yaşarmıştı. Bu adsız büyük bizi o günkü en büyük kaygımızdan kurtarmıştı. O gün Süleyman Bey parayı getirdi. 100 lira kadarda aramızda toplayarak 1000 lira yaptık ve Kazım (Dirik) aracılığıyla Paşa’ya ulaştırdık.


Bu para ile yol hazırlıkları yapılmış, ekmek peynir ve zeytinden ibaret kumanyalar hazırlanmış. Kafile 3 otomobil ve 3 at arabası ile 29 Ağustos 1919 tarihinde Erzurum’dan Sivas’a doğru yola çıkmıştı.


(Kaynak: Fikrimizin Rehberi / Erol Mütercimler / Syf 589)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG