27 Ağustos 1921


Sakarya Savaşı'nın 5. günü. Çarpışmalar şiddetini arurarak devam ediyor. Türk kuvvetleri, yeni mevzilerinde geceleyin 2-3 saat içinde siperlerini kazdılar. Yunan kuvvetlerine saldınya devam emri verildi. Geceki çarpışmalarda yorulmuş olan ve uykusuz kalan askerler, sabahla birlikte sinirleri gerilmiş olarak yeniden savaşa tutuşmak zorunda kaldılar. Cephenin sol ucundaki Yunanlıların Kale Grato dedikleri Güzelcekale'nin yüksek tepeleri Yunanlıların eline geçti. Türkler sert bir savunma yaparak adım adım çekiliyor. Çevirme hareketi bugün de başarıya ulaşamayan Yunanlılar, mevzi başarılarla yetinmek zorunda kaldılar. Bir Türk süvari tümeni, Yunan Ordusu Başkumandanı Papulas'ın karargahını, karargah olduğunu bilmeksizin bastı. Papulas, zor kurtuldu. Her iki tarafta da ciddi kayıplar var. Yalnız Yunan Birinci Kolordusu'nun öllı ve yaralı olarak verdiği kayıp: 130'u subay olmak üzere 3.700


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Dün akşam Yunan gerilerine yaptığı akından dönen süvari alay komutanının 5.Grup (Süvari) Komutanı Albay Fahrettin’e (Altay) sunduğu rapor şöyleydi:


‘Kuzeybatıda düşman ulaşım kollarını vurdum. Silah, cephane ve yiyecek yüklü iki yüz deve ile tutsak ele geçirdim. Hepsini getirdim. Gerilerden başka düşman kuvvetlerinin geldiği gözüme çarpmadı. Yalnız Uzunbeyli köyünde Yunanların büyük bir dağıtım noktası kurmuş olduklarını gördüm.’


Albay Fahrettin Yunanların genel saldırıyı desteklemek amacıyla kurduklarını sandığı bu büyük dağıtım noktasına bir gece baskını yapmaya karar verdi. Uzunbeyli 35 km uzaklıktaydı. Gece sıkı bir yürüyüşle buraya varabilir sabah gün doğmadan baskın yapılabilirdi. Dün akşamüstü ağırlıklar ve telsiz gerideki Katırlı köyüne gönderilmiş, ardından beş süvari alayı yürüyüşe başlamıştı. Yürüyüşe geçtikten bir süre sonra Albay Fahrettin ateşlendi at üstünde duracak gücü kalmadı. Yol kıyısına uzandı. Alaylar yollarına devam ettiler.


Ateşi düşünce atına atlayan Albay Fahrettin, yola koyuldu. Yarım saat sonra ortalık aydınlandı. Silah sesleri duyulmaya başlandı. Dürbünle çarpışmaları izleyen Fahrettin Albay beyninden vurulmuşa döndü. Süvariler atlarından inmişler piyade çarpışması yapıyordu. Nedenini Yarbay Suphi’ye sordu. Aldığı yanıtta köye zamanında varılmadığını, köye girilemeyince atlardan inerek yaya çarpışmaya başladıklarını öğrendi. Bu sıra hızla gelen iki süvari atlarından atlayarak Albay Fahrettin’in önünde selam durdular.


‘5.Grup Komutanlığına

Düşman üstün kuvvetlerle ordu güney kanadını kuşatmak üzere saldırıyor. Bütün kuvvetinizle Çeltek Gölbek yakınlarında bulunacak şekilde hareket ediniz. Yarın savaşma meydanına yetişmeniz zorunludur.

Batı Cephesi Komutanı İsmet’


Albay Fahrettin emri okuyunca çok üzüldü. Belki biraz yitik vererek Uzunbeyli’yi ele geçirebilecek, depoyu ateşe verdikten sonra alacağı tutsaklarla geri dönebilecekti. Ama emir çok kesindi. Çaresiz geri çekilme emri verdi.


Savaş Tanrısı Yunanların yüzüne gülmeye devam ediyor, şanssızlıklar Türk savaşçılarının ardını bırakmıyordu. Uzunbeyli köyü baskını, sonradan işin aslını öğrenen Türk süvarilerinin anılarında talihin garip bir cilvesi olarak yer alacaktı.


Uzunbeyli köyü yalnızca büyük bir dağıtım noktası değildi. Yunan Küçük Asya Ordusu Karargahı, yaralılarla dolu iki gezici hastane, bir uçak filosu da bu köyde konaklıyordu. Yunan Krallık ailesinden Prens George, Küçük Asya ordusu Komutanı Papulas’ın konuğu olarak Uzunbeyli’de bulunuyordu. Saldırıya uğrayınca ordu karargahındaki personel büyük bir korkuya kapılmıştı. Tehlikenin büyülüğü gören Papulas karargahı savunmakla görevli taburu dağıtım noktasına ait bütün personelle destekleyerek savunma düzeni aldı. Türk süvari grubu Uzunbeyli’yi doğudan ve güneybatıdan kuşatmıştı. Dört saat süren çarpışmalar sırasında, Türk savaşçıları bazı kesimlerde köye girmeyi başarmışlar, çadırlara dek ilerlemişlerdi. Çadırlardan birine giren bir savaşçı, dikkatini çeken büyük bir madalya ve işlemeli bir kırbacı almış, Albay Fahrettin’e armağan etmişti. Bu madalya ve kırbacın Papulas’a ait olduğu sonradan öğrenilecekti.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu/Syf 135)


Mustafa Kemal’in Sakarya Zaferi sonrası 19 Eylül 1921’de mecliste bir konuşma yaptı. O konuşmanın bugün ile ilgili olan bölümünden kesitler:


27 Ağustos’ta düşman ordusu Sapanca Yamak arasındaki kısım müstesna olmak üzere yine tekmil cephe üzerinde genel taarruz yaptı. Düşman bu taarruzda hiçbir yerde en ufak bir muvaffakiyet dahi kazanamadı.


(Kaynak: Atatürk’ün Bütün Eserleri Cilt 11 / Syf 404)


Yurdun her yanında orduyu destekleme mitingleri devam ediyor: Yalova' da kadın ve erkeklerin meydana getirdiği bir toplamda okunan mevlitten sonra şu kararlar alındı: Düşman yurdu terk edinceye kadar her türlü mahrumiyete tahammül edilerek, ihtiyarlar dualarıyla, zenginler mallan, gençler vücutlarıyla çalışacak, şerefle dönmeyen gençler, kadınlar tarafından evlerine kabul edilmeyecek, kumandanlara saygı, erlere sevgi, selam. Doğubeyazıt'ta miting yapıldı. Zile'de yapılan mitingde, bir Türk kalıncaya kadar mücadeleye devam kararı alındı. Kars Müdafaa-i Hukuk ve Belediye Başkanı'nın çektiği telde, Kars'ta yapılan mitingde Anadolu'nun da kurtuluşu için son nefese kadar çalışma karar gününde bildirildi. Bafra'da yapılan mitingde, tehlikenin büyüklüğü karşısında tek bir er kalıncaya kadar çalışma, hükümetin göstereceği bütün yükümlülükleri seve seve yerine getirme karan alındı Söke'de Müdafaa-i Hukuk ve Kardeş Yurdu dernekleri tarafından bir miting yapıldı. Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey, Kayseri Büyük Cami'de yaptığı konuşmada, Sevr Antlaşması'nı ve İngilizlerin siyasetini anlattı. Yunan "sürüleri"nin yakında mahvedileceğini söyledi. Bağlı köyler halkının toplanmasıyla Gölpazarı bucağında miting yapıldı. Ermenek Belediye Başkanı, Ankara'ya çektiği telde, Ermeneklilerin yurdun kurtuluşu için can ve mallarını vermeye hazır olduğunu bildirdi. Tokat halkı, başlarında ulema, ayan ve eşraf olduğu halde hükümet meydanında toplandı. Memurların, halkın ve bütün okulların öğrencilerinin katıldığı mitingde konuşmalar yapıldı, dua edildi. Zaferi elde edinceye kadar malca ve bedence fedakarlığa devam karan alındı. Gerede'de 20.000 kişinin katıldığı bir miting yapılarak son fert, son kurşun kalıncaya kadar uğraşıp Yunan'ı ana toprağından kovma kararı alındı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: İki günlük kanlı muharebelerden sonra bazı düşman mevzilerinde ricat alametleri belirmiştir. Allah bizimledir. -Türk kahramanlığının en büyük menkıbeleri karşısındayız.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Peyamı Sabah'ta Ali Kemal: Aynı hal, aynı felaket: Ne bekliyoruz? Niçin banş çarelerini aramıyoruz? Bu milletin varlığı ile bu derece oynamaya hakkımız var mı? Saldırma hakkım Yunanistan'a elimizle veren biziz. Ankara'nın peşine takılarak gaflet içinde yuvarlanıyoruz. -Ankara, Bolşeviklerden torpido aldı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Alagöz’deki Başkomutanlık ve Batı Cephesi karargahları ise güneyde olanları bir saat gecikmeyle haber almaktadır. Durumun kritik bir evreye girdiğini düşünen Mustafa Kemal Paşa Milli Savunma Bakanı Refet Bele’ye çektiği telgrafla son durumu bildirir.


Telgraf’tan/


-Meydan Muharebesinin Ankara’ya intikal etmesi ihtimal dahiline girmiştir.

-Meclis ve hükumetin ilk merhale olmak üzere Yahşihan üzerinden Kayseri’ye nakli lazımdır.

Alagöz’de, Başkomutanlık Karargahı’nda endişe vardır. Halide Edip hanım yangına körükle gitmek istemese de daha fazla dayanamaz: ‘Ankara'yı da mı boşaltıyoruz Paşam? Muharebeyi kayıp mı ediyoruz?’ Mustafa Kemal rahatlatıcı bir gülümsemeyle Halide Edip’e döner: ‘Hayır hanımefendi, meselenin özüne dikkatinizi çekerim. İlk maddede muharebenin Ankara’ya intikal etme ihtimalinden bahsediyorum. Yani bu -gerekirse Ankara’ya, hatta daha geriye çekilir yine dövüşürüm, ama muharebeyi kaybetmem- demektir. Biz kimseye Yunanları Haymana’da durduracağız diye söz vermedik. Ankara da olabilir, Kırıkkale de, Sivas da. Ama durduracağız. Çünkü yenilmeye hakkımız yok. Savunduğumuz Türk’ün son ocağıdır.’


Halide Edip bir an odadaki herkese göz gezdirir. Mustafa Kemal Paşa masanın başında son gelen cephe raporlarına bakmaktadır. İsmet Paşa ve Asım Bey ise yine harita üzerinde çalışmaya dalmışlardır. O an aslında gecenin kör karanlığında değil, şafağın eşiğinde olduklarını fark eder. Taarruz eden Yunanlar olsa da oyunun kurallarını koyan Alagöz’deki kurttur.


Sarışın bir kurt!


(Kaynak: Sakarya / Selim Erdoğan / Syf 160)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG