27 Aralık 1919 Cumartesi

Yazar Nezihe Araz, çocukluğundan bir sabahı anlatırken bir anı aktarır bizlere: Babası dış kapının üstünde unutulmuş olan anahtarı eşine uzatırken sinirlidir, kadın ise sakin, muzip bir gülümsemeyle ‘Mustafa Kemal’in Ankara’sında kapıların kilitlenmesi gerekmez. Unutulmuş demek ki Beyefendi’ der.


Anadolu’nun ortasındaki bozkırda bir kent önce milli mücadelenin sonra yeni cumhuriyetin ve devrimler devletinin başkenti olacaktır ve bir küçük kız çocuğunun annesi kilitsiz kapının ardında, sabaha gözlerini güven içinde açacaktı.


Bu kentin adı Mustafa Kemal’in Ankara’sıydı.


(Kaynak: Fikrimizin Rehberi / Erol Mütercimler / Syf 624)


Mazhar Müfit anlatıyor:


Sabah oldu, paşa hareket etti. O sabah ajanslar ile Mustafa Kemal Paşa’nın geldiği haberi herkese bildirildiği gibi bir taraftan da sabahtan itibaren davullar ve zurnalarla bütün Ankara halkı istikbale hazırlanmıştı. Çankaya ve Dikmen tepelerinden güzel sesli hafızlar ezan ve salat okuyorlardı. Ve köylerden birçok atlı ve kağnı arabalarıyla binlerce halk Ankara’ya gelmiş, öğleye doğru ‘Geliyor’ diye tellalar bağımış, seçilen atlı alayı Ulucanlar’dan Hacıbayram camiinin önünde toplanarak merasimi diniye yapılmış, yediyüz piyade, üç bin atlıdan teşekkül eden bir seymen alayını Ankara’da bulunan dervişler takip ediyor.


Bu dervişler Nakşi, Rüfai, Sadi, Bayrami ve Mevlevi tarikatlerine mensup olup civar köylerdeki Kızılbaşlar bir kısım da gizli olarak Bektaşiler varmış.


Bunların arkasında bütün esnaf ve ondan sonra da mektepler yürüyorlar. Mektepliler İstasyon caddesine, seymen alayının bir kısmı Dikmen bağlarına, bir kısmı Çankaya bağlarına, Kızılyokuş eteklerine ve diğer bir kısım da istasyon yoluna dizilmişti. Jandarma ve yirmi kadar polis de burada idi. Halkın bir kısmı Namazgah tepesine ve diğer kısmı Yenişehirin bulunduğu yerlere ve İstasyon yoluna sıralanmışlardı.


Ankara şehri namına İstikbal heyetinde müftü Hoca Rıfat Efendi, Binbaşı Fuat Bey, Kınacızade Şakir Bey, Aktarbaşızade Rasim bey, Toygarzade Ahmet, Ademzade Ahmet, Hatip Ahmet, Kütükçüzade Ali, Hanifzade Mehmet, Bulgurzade Tevfik Beyler vardı.


Dikmen bağlarının eteğinde bir çeşmenin önünde Eskişehir mebusu Emin (Sazak) ve Ankara eşrafından Naşit Efendi ve arkadaşları bekliyordu.


20.Kolordu kumandanı Ali Fuat Paşa ve Vali Vekili Yahya Galip Bey Emir gölüne yani Gölbaşı’na kadar gelmişlerdi.


Biz tam üçü on gece Kızılyokuş’tan iniyorduk. Paşa, Rauf Bey ile beni otomobiline almıştı. Oradan başlayan istikbalcilerin ‘Yaşa’ sesleri alkışları arasında ilerlemekte idik.


Çankaya ve Dikmen tepelerinden güzel sesli hafızlar ezan ve salat okuyorlardı. Kızılyokuş’ta iki kurban kesildi. Yenişehir’de reji memurlarından Salamon Efendi isminde bir zatın ahşap ve küçük evi vardı. Oraya geldik. İstikbal heyeti ve memurlar burada idiler. Paşa otomobilden inerek hepsinin hatırını sordu ve ellerini sıktı. Ve daha ileride 700 kadar zeybek kıyaferinde gençleri gördük. Paşa bunlara ‘Merhaba’ diye selam verdi, cümleri ‘sağol’ diye mukabale ettiler ve şöyle bir konuşma geçti:


MK: Arkadaşlar buraya niçin geldiniz?

Gençler: Millet yolunda kanımızı akıtmaya geldik.

MK: Bu fikirde sabit misiniz?

Gençler: And olsun!

MK: Var olunuz.


Bu sırada halk alkışlarıyla ortalığı çınlatıyordu. Nihayet istasyon yoluna sapıldı. İstasyon meydanında jandarma ve polisler dizilmişlerdi. Biraz sonra da kız ve erkek mektep talebeleri arasından geçerek elyevm Halk Partisi binasının önüne geldik. (Şimdi B.M.Meclisi Müzesi)


O zaman bu bina, Fransız karargahı idi. Fransız bayrağı çekilmişti. Fransız yüzbaşısı Doburazo pencere önündeki boşlukta bize bakarak gülüyordu. Binanın karşısındaki bahçede çadırlar kurulmuştu, Fransız askerleri vardı. Onlar da hayretle bize bakıyorlardı. Çok sürmedi; bu bina meclis binası oldu ve Türk bayrağı çekildi ve cumhuriyet hükumetinin kurulduğu bir yer oldu.

Sonra alkışlarla hükumet meydanına geldik. Hava güneşli idi, fakat kuru bir soğuk şiddetle ortalığı donduruyordu. Yahya Galip Bey bir nutuk ile ‘Hoşgeldiniz’ dedi ve hariciye memurlarından Fahrettin bey heyecanlı bir nutuk söylemeye başladı. Paşa oradan dizilmiş olan kız talebelerin üşüdüklerini düşünerek, çocukların gitmelerini vali Yahya Galip Bey’e söyledi. Yahya Galip Bey’de ‘Yalnız çocuklar değil bizde donduk. Bey birader biraz kısa kes, titriyoruz.’ dedi.


Otomobillere binerek bize tahsis edilen şehrin dışındaki ziraat mektebine gittik. Ali Fuat Paşa hepimize birer oda tahsis etmiş, odaların kapısına isimlerimiz yazılmış ve hasta bakıcılarla hizmetçiler konulmuştu. Bu binanın üst katına çıkınca sağdaki birinci oda bana, koridorun sol tarafı nihayetinde büyücek bir oda da Mustafa Kemal Paşa’ya ve benim odamın sağ tarafındaki odalar da Rauf Bey’le diğer arkadaşlara tahsis edilmiş. Akşam oluyordu. Hizmetçi kadın Mustafa Kemal Paşa tarafından yazılmış bir kağıt getirdi. Bu bir müsvedde olup, Ankara’ya ulaştığımızı bütün teşkilata bildiren bir telgraftı.


(Kaynak: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Birlikte Cilt 2 / Mazhar Müfit Kansu / Syf 497)


Nutuk’tan/


Ankara’ya gelişimizi, 27 Aralık 1919 tarihli şu açık tebliğ ile her yere duyurduk:


Sivas’tan Kayseri yoluyla Ankara’ya hareket eden Hey’et-i Temsiliye, bütün yol boyunca ve Ankara’da, büyük milletimizin çok sıcak ve içten gelen vatanseverlik gösterileri arasında, bugün şehre geldi. Milletimizin gösterdiği bu birlik ve kararlılık örneği, memleketimizin geleceğine güven konusundaki inançları sarsılmaz bir şekilde güçlendirici niteliktedir.

Şimdilik, Hey’et-i Temsiliye’nin merkezi Ankara’dadır. Saygılarımızı sunarız, efendim.


Hey’et-i Temsiliye adına

Mustafa Kemal


Mazhar Müfit devam ediyor:


Bu telgrafta ‘Şimdilik heyeti temsiliyenin merkezi Ankara’dır’ diyorduk, halbuki biz çok evvel yani Sivas’ya Ankara’ya gitmeyi ve Ankara’nın daimi merkez olmasını kararlaştırmıştık. Fakat bu keyfiyeti mahrem tutuyorduk çünkü ilanı zamanı henüz gelmemişti. Malum Mustafa Kemal Paşa zamanı gelmeden hiçbir şeyin kuvveden fiile gelmesini istemezdi. Her kararın bir zamanı tatbiki olduğuna kaildi ve bu bir prensip idi ki bizce de bu prensibe tamamen riayet edilmiştir.


(Kaynak: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Birlikte Cilt 2 / Mazhar Müfit Kansu / Syf 497)


Dün yeniden Erzurum’a gelmiş olan Kontrol Subayı Rawlinson, Kâzım Karabekir’i ziyaret etti. İngilizlerin Anadolu’da gerçek dostlar aradığını, bu amaçla Mustafa Kemal ile görüşmek istediğini bildirdi. Karabekir, Rawlinson’un Türk-Sovyet dostluğu konusundaki kaygılarını gidermeye çalıştı. Bu dostluğun geçici olduğunu, bütün Türklerin İngiliz dostluğundan yana olduğunu söyle­di. Mustafa Kemal’in Ankara’ya gitmiş olduğunu bildirdi. Görüşme isteğine Mustafa Kemal’in cevabı: 8 Ocak


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 294)


İngiliz Yüksek Komiseri Robeck, İngiliz Dış işleri Bakanlığı’na gönderdiği ra­porda, kendisinin ve Milne’in Anadolu hareketini bastırmak için neler düşündüklerini anlattı. Milne’in görüşü: Mustafa Kemal’e karşı daha aktif ha­rekete geçmeli, çetelere karşı asker kullanılmalı. Robeck’in görüşü: Çanakkale, istihkamlarını havaya uçurursak bundan milliyetçiler yararlanır. Mustafa Kemal hareketini bastırabilmek için çok askere ihtiyaç var.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 295)


Erol Mütercimler anlatıyor:


‘Mustafa Kemal için Ankara’ya gelmenin nedenleri ise bambaşkadır. Bir kere ilk günden beri onun kurtarmayı düşündüğü vatan, Misak-ı Millî sınırları içindeki, Türklere bırakılan topraklardır. Bu toprakların tüm olarak kurtarılması söz konusudur. Şimdi bize çok doğalmış gibi gelen bu düşünceyi üst düzeyde savunan tek insan Mustafa Kemal’dir. Örneğin Kâzım Karabekir bile önce doğu illerini kurtarmayı amaç edinmişti. Mustafa Kemal’in çeşitli yazışmalarından anlıyoruz ki, O’na göre doğuda büyük bir tehlike yoktur. Çıkacak tehlikeyi Erzurum’daki kolordu önler. Güney illerimizdeki tehlike, bölgeseldir. Asıl tehlike batıdadır. En büyük düşman, emperyalist güçlerin arkasında bulundukları Yunan ordusudur. Eğer Misak-ı Millî sınırları içindeki vatan tüm olarak kurtarılmak isteniyorsa, bu ordu yenilmeli, denize dökülmelidir. Büyük dâhi, herkesin şaşkın bakışları altında bunun hesabını yapmakta, koşullarını hazırlamaktadır. Düşmanı yenmek isteyen, onun yakınına gitmelidir. Fakat bu yakınlaşma fazla olmamalıdır. Zira o zaman genel durum gözden kaçar. Yunan ordusunu mağlup etmek için en uygun uzaklıkta bulunan kent Ankara’dır. Bunun dışında, Ankara’nın yan koşulları da elverişlidir. Başlangıçtan beri Millî Mücadele yanlısı olmuştur. İstanbul’a Batı ve Güney Anadolu’ya demiryolu ile bağlıdır. Ayrıca İç Anadolu ile kötü de olsa, karayolu ile bağlantısı vardır. Gel gelelim o tarihte bu düşünceye yüzde yüz kimseyi inandırmak mümkün görülmediğinden, Ankara’ya gitmenin gerekçesi olarak başka nedenler gösterilmiştir. Örneğin, İstanbul’da toplanacak olan Meclis-i Mebusan’a katılacak milletvekilleriyle görüşme yapmak gibi.


(Kaynak: Fikrimizin Rehberi / Erol Mütercimler / Syf 626

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG