27 Nisan 1920 Salı

İstanbul'dan kaçan Harbiye eski Bakanı Fevzi Paşa Ankara'ya ulaştı ve büyük törenle karşılandı. Mustafa Kemal onu Meclis'e takdim etti. Fevzi Paşa yaptığı konuşmada "İstanbul'un esaret çevresinden kurtularak Ankara'nın hür çevresine girdiğim için hamd ederim. Padişah 'enkazın altında kaldık' diyor. İngilizler bizi birbirimize düşürerek İngiliz kanı akıtmaksızın Anadolu'yu istila etmek istiyorlar." dedi. İngilizlerin Ali Rıza ve Salih Paşa Hükümetlerine yaptığı baskıları anlattı. Fevzi Paşa'nın konuşmasının özeti telgrafla bütün yurda yayıldı. Meclis'in açılışı, yurdun dört bir yanından gelen telgraflarla kutlanıyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 12)


Yunus Nadi anlatıyor:


Çok samimi bir zat olan Fevzi Paşa kürsüye çıkarak kendisini Osmanlı İmparatorluğu’nun son Harbiye Nazırı olmak üzere takdim ettikten sonra İstanbul macerasını hikaye etti.


(Konuşmasından kesitler)


‘Efendiler İstanbul’un esir muhitinden kurtularak Ankara’nın hür muhitine geldiğimden dolayı Cenabı hakkı hamdüsenalar ederim. Padişahımız da dahil olduğu halde umumumuz 500 senelik bakir payitahtımızın ilk defa düşmanlar tarafından işgali faciasını görmek bedbahtlığına uğramış felaketzedelerdeniz.’


‘Diledikleri yolda bir hükumeti getirip kendilerinden bir İngiliz neferinin burnu kanamaksızın BİZİ BİZE KIRDIRMAK istiyorlardı. Yerimize getirilen kabineden malumatınız vardır. Malumunuz olan fetvalar islamı birbirine düşürmek için 1400 senelik İslam tarihinde misli görülmemiş bir İngiliz fitnesi, acı bir vesikadır.’


‘Zaten bize açıkça söylediler. Biz dilediğimiz yolda, yani en ağır şeraiti imzalayacak bir hükumeti bulup getireceğiz, diyorlardı. Fakat Cenabı Haktan tazurru ederim ki İngilizler birçok şeylerde ve mesela Çanakkale’de aldandıkları gibi bunda da aldanıyorlar.’


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Anıları / Yunus Nadi / Syf 335)

Düzce-Bolu isyanı ve bunu bastırma hareketi devam ediyor. 300 kişiden meydana gelen isyancılar, Geyve'ye bağlı Taraklı kasabasını sardılar, bütün gün süren çarpışmalar sonucu Çolak İbrahim komutasındaki milli kuvvetler, isyancıları dağıttı ve onlara 42 kayıp verdirdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 12)


Nutuk’tan/


Efendiler, Meclis’e teklif ettiğim önemli bir husus da hükûmetin kurulması konusuydu. Bu meselenin ve bununla ilgili bir teklifte bulunmanın, o devir için ne kadar nazik olduğunu takdir buyurursunuz.


Gerçek, Osmanlı saltanatının ve hilâfetin yıkılmış ve ortadan kalkmış olduğunu düşünerek yeni temellere dayanan, yeni bir devlet kurmaktan ibaretti. Fakat durumu olduğu gibi dile getirmek, amacın büsbütün kaybedilmesine yol açabilirdi. Çünkü, halkın düşünce ve eğilimleri, daha Padişah ve Halife’nin mazur durumda bulunduğu yolundaydı. Hattâ. Meclis’te, ilk anda, hilâfet ve saltanat makamıyla temas kurmak ve İstanbul Hükûmeti’yle uzlaşma aramak akımı baş göstermişti.


İstanbul’daki şartların, Halife ve Padişah ile ne açıkça ne de özel ve gizli olarak görüşmeye elverişli olmadığını açıklamaya çalıştım. Böyle bir temasla ne anlamak istediğimizi sordum.


Eğer «milletin, bağımsızlığını kazanmak ve vatanın bütünlüğünü sağlamak için çalışmakta olduğunu haber vermek için ise, buna gerek yoktur. Çünkü, Padişah ve Halife olan zatın da bundan başka bir şey düşünmesine ve istemesine imkân var mıdır? Bunun aksini ağzından işitsem inanmam; mutlaka zorlama ve baskı altında söyletildiğini kabul ederim» dedim.


Aleyhimizde çıkarılmış olan fetvanın uydurma olduğunu, İstanbul Hükûmeti’nin emir ve bildirilerinin yoruma muhtaç bulunduğunu söyleyerek, bazı zayıf kalpli ve kıt düşünceli kimselerin göstermek istedikleri ihtiyatı gerekli bulmadığımızı belirttim.


unu arz etmek istiyorum ki, hükûmetin kurulması ile ilgili bir teklif ileri sürmeden önce, duygu ve düşünceleri gözönünde bulundurmak zarureti vardı. Bu zarurete uymakla birlikte, asıl maksadı saklı tutan teklifimi bir önerge halinde sundum. Kısa bir tartışma ile ve bazı itirazlara rağmen kabul edildi.


Bu önergeyi bugün gözden geçirecek olursak, orada esaslı ilkelerin tespit ve ifade edilmiş olduğunu görürüz.


Müsaade buyurursanız, bu ilkeleri burada birer birer belirterek sayacağım:


1 — Hükûmetin kurulması zarurîdir.


2 — Geçici olarak bir hükûmet başkanı seçmek veya Padişah’a bir vekil tanımak mümkün değildir.


3 — Meclis’te yoğunlaşan millî iradenin, doğrudan doğruya vatanın mukadderatına el koymuş olduğunu kabul etmek temel ilkedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin üstünde bir kuvvet yoktur.


4 — Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama ve yürütme yetkilerini kendisinde toplar.


Meclis’ten seçilecek ve vekil olarak görevlendirilecek bir hey’et, hükûmet işlerine bakar. Meclis başkanı, bu hey’etin de başkanıdır.


Not: Padişah ve halife, baskı ve zorlamadan kurtulduğu zaman, Meclis’in düzenleyeceği kanunî esaslar çerçevesinde durumunu alır.


Efendiler, bu ilkelere dayanan bir hükûmetin niteliği kolaylıkla anlaşılabilir. Böyle bir hükûmet, millî hakimiyet temeline dayanan halk hükûmetidir. Cumhuriyet’tir.


Böyle bir hükûmetin kurulmasında ana ilke, kuvvetler birliği teorisidir. Zaman geçtikçe bu ilkelerin taşıdığı kavramlar anlaşılmaya başladı. İşte o zaman tartışmalar ve olaylar birbirini kovaladı.

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG