28 Ağustos 1921

Sakarya'da çarpışmalar bütün gece sürdükten sonra bugünkü çarpışmalarda demiryolu boyunca Dördüncü Grup bölgesine yapılan Yunan saldırısı, göğüs göğüse yapılan çarpışmalarla akşama doğru püskürtülebildi. Son ihtiyatlar da savaşa sokularak Yunanlılar 500 metre geriye atıldı. Grup, süngü elde, geceyi aynı hatta geçiriyor. Süvariler de Yunan ikmal hattını tehdit ediyor. 16 Yunan otomobili saf dışı edildi. Cephenin başlangıçta güneyini teşkil eden Birinci Grup, şiddetli çarpışmalardan sonra kısmen geri çekildi. Türk cephesi, kuzeyden güneye doğru uzanırken, batıdan doğuya doğru uzanan bir çizgi halini almaya başladı. Yunan İkinci Kolordu birlikleri Güzelcekale kayalıklarının dibine kadar yaklaştılar. Yunanlılar yiyecek ve atları için arpa sıkıntısı çekiyor. Yunan atları koşamadığından keşifler yaya yapılıyor. İnter Katrancı'daki 15-20 bin Yunan yaralısı, hatırlannı soran Başkomutan Pupulas'ı protesto ettiler. iki tarafın da kayıpları büyük. Türk ordusunda subay sıkıntısı çekilmeye başlandı. Birinci Grup'ta bazı taburların idaresi teğmenlere kaldı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İstanbul'da bulunan İran Veliahdı Mehmet Hasan Mirza, Padişah'ı ziyaret etti. Şerefine verilen ziyafette, Abdülmecit, Dışişleri Bakanı İzzet Paşa, İran Şehzadeleri ve bakanları da hazır bulundu


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: Cuma günkü muharebelerde düşman, hedeflerine ulaşamamıştır. -Çarpışmalar, bütün gece ve bütün gün devam etmiştir. Yunan ordusu, Anadolu harbinin en müşkül safhasındadır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yunan Küçük Asya Ordusu Komutanı Papulas, Milli Savunma Bakanı Theotokis’e cephedeki duruma ilişkin bazı kaygılarını dile getirmişti. Theotokis de Başbakan Gunaris’e Sakarya’daki genel görünümü şöyle özetlemişti.


‘Türkler adım adım savunmakta, birbiri arkasına sıraladığı savunma mevzilerinde verdiği savaşmalarla Yunan ordusunu yıpratmakta ve kuvvet dengesi sağlamaktadırlar. Geniş cephede bir kuşatma için uygun durum doğmamıştır.’


Yunan ordusu 5 gündür saldırdığı halde ne Türk cephesini yarabilmiş ne de cephe sol kanadını kuşatmayı başarabilmişti. Şimdiye dek ölü ve yaralı olarak verilen yitikler küçümsenemeyecek düzeye yükselmişti. Yokluk ve kıtlık belirtileri görülmeye başlanmıştı. Süvari atlarına yedirilecek arpa bulunamıyordu. Askerlere birkaç gündür ekmek dışında çok az yiyecek verilebiliyordu. Öteki önemli sorunda petrol yokluğuydu. Ağır yaralıları taşımak için getirilen ambulans ve kamyonlar petrolsüzlükten öküzlerle çekiliyordu.


Yunan komutanları, Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’nun ortalarına çekilerek kendi üslerinden yüzlerce km uzaklara sürüklemesindeki amacı yeni anlıyor gibiydiler.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 141)


Pilot yüzbaşı Fazıl’ın hava keşfinde gördüğü Beylikköprü’de doğuya doğru yürüdüklerini gördüğü Yunan kuvvetleri 7.Yunan tümeniydi. 23-24 Ağustos gecesi başarılı bir baskınla Beylikköprü kesiminden Sakarya ırmağını geçen bu tümen 4 gündür Polatlı yönünde ilerlemek için azgınca saldırmış ve 10 km.lik bir ilerleme sağlamıştı. Bugün de ‘Gordion’ (Yassıköyük) yönünde saldırıya geçiyordu.


Gordion Polatlı’nın 20 km kuzey batısındaydı. Bu kesimde 100’e yakın höyük bir eski kent yıkıntısı vardı. Bu höyüklerin en büyüğü Gordion kendiydi. Gordion Anadolu mitolojisinde önemli bir yer tutuyordu.


Sakarya ırmağının suladığı topraklar ilk çağların birçok tanrı ve tanrıçasına beşiklik yapmıştı.


Bir Falcı Büyük İskender’e Gordion’daki düğümü çözerse Asya’da büyük bir imparatorluk kuracağını söylemişti. Büyük İskender güçlü ordusuyla Yunanistan’dan yola çıkmış Pers Kralı Dara’yı yenerek Gordion’u ele geçirmişti. Gordion’daki ünlü düğümü çözememiş, kızarak bir kılıç darbesiyle düğümü kesivermişti. (MÖ333) Bu yüzden Anadolu’da tutunamamıştı.


Yunan Kralı Konstantine bundan 2,5 ay önce Ankara seferine çıkmak üzere Atina’dan uğurlanırken, Yunan basını Gordion’u yeniden Yunan halkına anımsatmıştı. Basının Kral Constantine’in Ankara seferini Büyük İskender’in Asya seferine benzetmesi Yunan halkını coşturmuştu. Kral Gordion’daki düğümü çözecek, Ankara’yı alacak, Türk ordusunu yok ederek Batı Anadolu’yu Yunanistan’a katacaktı. Sonra İstanbul’a yürüyecek kendi alarak ‘Constantinopolis’ yapacaktı. Böylece İstanbul’u Türkler’e karşı savunurken ölen son Bizans Kralı 13.Constantine’den 468 yıl sonra 14.Constantine adıyla yeniden kurulacak Bizans İmparatorluğunun tahtına çıkacaktı.


Düğüm efsanesinin bin yılı aşkın bir süredir yankılanmasından ötürü, Anadolu Türkleri Gordion adının kördüğümden türediği hakkında bir inanca sahiptiler. Anadolu Türklerinin yazgılarının da Sakarya boylarında ve Gordion önlerinde düğümlendiği görülüyordu. Yunanlar bu düğümü çözebilecekler miydi?


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 147)


İstanbul’dan yeni gelen bir zabit anlatıyordu. Haydarpaşa istasyonunda Kızıltoprak’a gitmek üzere bilet gişesinin yanına vardığı vakit bir Rum ile biletçi arasında Türkçe şöyle bir muhavere cereyan etmiş:

-Bana bir bilet ver

-Nereye gideceksiniz?

-Ankara’ya!

Biletçi de ya Rum veyahut Rum gayretkeşi olacak ki şöyle cevap vermiş:

-Oraya hep gideceğiz, fakat şimdilik nereye bilet alacaksın?

Haydarpaşa’dan Erenköy’üne gidecek bir Rum ile herkese bilet vermekten başka bir vazifesi olmayan bir biletçi arasındaki bu muhavere, orada bir Türk zabiti bulunduğu için mi yapıldı bilmem, fakat onu dinleyen zabit, bir yıldırımla vurulmuş kadar müteessir olmuş.

Şimdi düşmanın karşısında çarpışan, kim bilir kaç Yunanlı tepeleyen ve kim bilir belki de yaralanan o zabit, burada bize o muhavereyi naklettikten sonra dedi ki:

-Ben şimdi cepheye gidiyorum. Fakat Ankara’dan trene binerken birisi bana ‘Nereye gidiyorsun?’ dese vereceğim cevap açıktır:

-İzmir’e!

Haydarpaşa’dan Erenköy’üne bilet alırken Ankara’ya gittiğini söyleyen o Rum ile Ankara’dan cepheye giderken İzmir’e gideceğini haykıran o zabitin ağızlarındaki bu iki kelimede Yarabbim ne kadar derin bir tezat var:

-Nereye gidiyorsun?

-Ankara’ya!

Hayır Ankara’ya değil, küstah ruhlu Rum, Ankara’ya değil, ölüme ve ademe gidiyor, çünkü Ankara bir şehir değildir, Ankara kükreyen bir azmin timsali, coşan bir tarihin remzi, feveran eden bir hak ve hürriyetin ulvi bir mefhumu oldu.

Dört beş gündür düşman granit kayalara çarpan deniz dalgaları gibi o payitahtın etrafındaki geniş sedde çarpıyor, başlarını kayalara vurup köpükler içinde dağılan dalgalar gibi düşman da dört, beş gündür mütemadiyen kırılıyor, şimdi taarruzu tamamen, duran, dört beş gündür oraktan geçmiş bir tarla gibi eriyen düşmanın karşısında, onun bütün savletlerini durduran ve yarın önüne kattığı vakit düşmanı hiçbir yerde durdurmayacak olan ordumuzu düşünüyor.

Kral Kosti Sakarya seddinde bir duvar dibine varıp da olduğu yerde tepinen hırçın çocuklar gibi, çabalayıp duran ordusuna hala haykırıyor:

-Ankara’ya

Haydi sersem, Ankara’ya girmek değil, İzmir’e bile dönemeyeceksin!


(Kaynak: İsmail Habib Sevük’ün Açıksöz’deki Yazıları/syf 109)


Mustafa Kemal’in Sakarya Zaferi sonrası 19 Eylül 1921’de mecliste bir konuşma yaptı. O konuşmanın bugün ile ilgili olan bölümünden kesitler:


28 Ağustos’ta yine düşman gündüz ve gece devam etmek üzere bütün hattımıza taarruz etti.

Bu taarruz neticesinde Beylikköprü civarında ve sol kanadımız karşısında düşman bir kısım arazi kazanmaya muvaffak oldu. Fakat una karşı bilhassa sol kanadımız karşısında telafisi kabil olamayacak büyük zayiata uğratılmıştır. Bununla beraber düşman taarruzlarında ısrar ediyordu.


(Kaynak: Atatürk’ün Bütün Eserleri Cilt 11 / Syf 404)


Sakarya meydan muhaberesinin cereyanı esnasında başkumandan, enerjisini bütün kuvvetlere hissettirmiş ve kendisi muharebenin kazanılması için gece gündüz büyük emek sarf etmiştir. Kıtalara her akşam cephe emri verirdik. Başkumandanlık karargahı Alagöz köyünde kurulmuştu . Alagöz güzel bir köydür. Karargahlarımız ayrı ayrı evlerdeydi. Mustafa Kemal Paşa'nın karargahı kalabalık değildi. Yanında emir subayları vardı. Genelkurmay başkanı Fevzi Paşa'nın kaldığı evde, yanındaki, subaylarla ayrı bir karargah sayılabilirdi. Garp Cephesi Karargahında gözden geçirir, o günkü muharebeleri nasıl değerlendiriyorsak ve ertesi gün düşmanı nasıl karşılamak icap ediyorsa bunu bir emir haline getirir, başkumandana götürerek izah ederdim.

Başkumandanın muvafakatini aldıktan sonra, günlük Garp cephesi emrini verirdim. Ve ertesi gün Fevzi Paşa olsun Mustafa Kemal Paşa olsun cephenin umumi hayatı ile ilgili olmaksızın ,ehemmiyetsiz verdikleri yerlere giderler, kumandanların yanında bulunurlar ve onlara yardım ederlerdi. Başkumandanın ve Genelkurmay başkanının cephede bulunması, muharebenin enerji ile idaresinden ve verilen emirlerden tam randıman alınabilmesi için büyük ölçüde etken olmuştur.

Akşamları ekseriye beraberdik. Düşman ricata başlayıncaya kadar akşamları toplanmamız, bir nevi kara ihtimallerin tasfiyesi, muhtelif yerlerde ne güçlükler oluyor, asker ve kumandanlar hangi burhan içindedirler, ertesi gün hangi yerin ne suretle tedavi edilmesi lazımdır, bunlar üzerinde konuşmak içindi. Bunlar konuşulurdu. Düşman söküldükten sonra akşam toplantılarına lüzum kalmadı.

Başkumandanın karargahında günlük cephe emirleri tasvip edildikten sonra, ben bunları hazırlamak ve cephe için uğraşmak üzere kendi karargahıma çekilir, uzun müddet çalışırdım. Mustafa Kemal Paşa'nın muharebe esnasında uykusu büsbütün azalmıştı, sabaha karşı uyurdu. Daha muharebeler kızışmadan evvel dolaşırken attan düşmüş, bir kaburga kemiği kırılmıştı. Bütün muharebe devamınca, kaburga kemiğinin ve ıstırabı onu ayrıca işgal etti.


(KAYNAK: İSMET İNÖNÜN HATIRALARI)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG