28 Eylül 1921

Önceki gün başlayan Kars Konferansı'nda Kazım Karabekir, yaptığı açıklamada Kafkas ötesi cumhuriyetlerle tek tek anlaşma yapmak istediklerini söyledi. Sovyet delegesi ise, bu cumhuriyetlerle ortak anlaşma yapılmasını savundu. Karabek.ir, konuyu Ankara'ya danışacaklarını söyledi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İngiltere'nin Bağdat Yüksek Komiseri, Ankara'nın Irak'ı tehdit etmesini ve Fransa'ya yaklaşmasını önlemek için Kral Faysal'la Mustafa Kemal'in görüştürülüp anlaştırılmasını hükumetine teklif etti. Kral Faysal, Fransız aleyhtarı ve İngilizlere yakın bir siyaset izliyor. İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold, Lord Curzon'a yazısında Ankara Meclisi'ndeki gelişmeleri anlattı, İstanbul Dışişleri Bakanı'nın Kemalistlerin şimdi barışa daha istekli olacaklarını söylediğini, İstanbul Hükümeti'nin herhangi bir öneride bulunmadığını, İstanbul'daki yabancı kamuoyunun büyük devletlerin Türkiye ile Yunanistan'a barışı empoze etmelerinden yana göründüğünü bildirdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


The Morning Post: Türkiye ulusal sınırlar içinde özgür ve bağımsız yaşamak istiyor. Aslında savaş isteklisi değil. Ulusal istekleri tanınınca barışa razı olacak. Türkiye haksız yere suçlanıyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İkdam: İlhak oyunu. -Yunanlılar kışı Eskişehir'in şarkında geçirmek istiyorlar. -Söke'de yayımlanan Işık gazetesinden: Askerlik şubelerinin açtıkları gönüllü akıncı defterlerine yazılmak için bazı kadınlar ile 70 yaşında bir ihtiyar da başvurdu.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Açıksöz'de İsmail Habip: Yunanistan başvurmadık yer, çalmadık kapı bırakmıyor. Onlardan ümidi kesince bize gelecek, fakat bizi bulamayacak, çünkü ordumuz ahdetmiş, Yunanlar gelinceye kadar o İzmir'e gidecekmiş.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Tercümanı Hakikat: Ordumuz galip, Yunan ordusu çürümek üzeredir. -Harp bitti, diyorlar. -Yunan ordusu kurtlara kuşlara yem oluyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Berthe Georges Gaulis ‘Çankaya Akşamları 2’ kitabında anlatıyor:


Sakarya’dan sonra İngiliz Yunan oyunu devam edecektir, ancak başka bir biçimde: yöneticileri yaralı ya da gülünç halde kurtulabilmiş olan taarruzlardan vazgeçilecek bunlar yerine siyasi faaliyet ve özellikle propaganda işleri gelecektir. Bu yolda harcanan ve bir külliyetli kısmı Ankara’nın kasalarına intikal eden paraların miktarını Tanrı bilir. Bütün dünya, Türkiye’nin artık savaş istemediği, savaştan boğulur hale geldiği yolunda inandırılmaya çalışılacaktır. İşte Ankara’dan gelen birkaç yolcu ile sıcağı sıcağına Kastamonu’da yapılan bir görüşme şöyle cereyan etmiştir. Bu halkın düşünce tarzını öylesine ifade eder ki ona her yer de rastlamışımdır.

Bizim kağnı Ankara ile Çankırı arasında bulunan Kızılkaya kasabasına gelmişti. Birden etrafımızı bir çocuk topluluğu sardı. Bazısı tamamen çıplaktı, bazısında elbiseler lime lime idi. Ama yüzleri öyle sevimli idi ki:

-Kızım adın ne senin?

Mavi gözlü sekiz yaşında bir kız çocuk

-Benim adım Fatma

-Babam var mı?

-Hayır öldü.

-Kim bakıyor sana?

-Anam!

-Annen nerede?

-Tarlaya ekin ve ot biçmeye gitti

-Kardeşlerin var mı?

-İşte bu var.

Küçük kızın gösterdiği beş yaşlarında bir erkek çocuk. Üstünde sadece bir gömlek.

-Ona ben bakıyorum.

İkinci çocuğun, üçüncünün, dördüncünün, beşincinin ve ötekilerin babaları, ya şehit ya da cephede harpte. Anaları da tarlalarda çalışır. Tamamen çıplak yedi sekiz yaşlarında bir erkek çocuk dikkatimizi çekti.

-Ya bu? Kim acaba?

-Bu bir yetim. Babası şehit, anası da öldü. Şimdi ona bir yaşlı kadın bakıyor.

Tam o sıralarda yanımıza yetmişinde bir ihtiyar kadın yaklaştı.

Bastonuna dayanıyordu. Sordu:

-Ankara'dan mı geliyorsunuz?

-Evet

-Öyle mi ordudan haber var mı?

Gözlerindeki alev, yüreğindeki ateşi yansıtıyordu.

-Ordumuz demir gibi. Allah'ın inayetiyle çok geçmek düşmanı yok eder.

-Şükürler olsun evladım!

Kadın uzun uzun içini çekmişti.

-Çocukların var mı ana?

-Dört oğlum vardı. Üçü öldü. Dördüncüsü cephede. Bekliyorum onu!

Gözlerinden süzülen yaşlar, yüzündeki kırışıklıklarda duraklıyor, onları nemlendiriyor.

-Allah'ın inayetiyle yakında imanın zaferi olarak gelecek senin oğlun. Hepiniz mutlu olacaksınız.

-Ah oğlum, memleket kurtulsun, gavur bir daha gelmesin. Bizler her şeyi göze aldık. Yeter ki bu topraklar çiğnenmesin!

Yaşlı köylü kadındaki bu ruh asaleti karşısında, şaşmış kalmıştım. Yanımızdakilerden biri tekrar konuştu:

-İnşallah çiğnenmeyecek bu topraklar. Memleketin öbür yanlarını da alacağız düşmanın elinden. Allah bizimle, kalbini ferah tut ana. O teselli bulmuş gibi idi:

-Allah razı olsun oğlum diyordu. Yüreğime su serptin. Beni avuttun. Gizler de Allaha emanet olun.

Elindeki baston değneğe dayana dayana, kasabaya doğru yol aldı. İşte en yoksullarına kadar Anadolu’nun gerçek duygusu böylesinedir.


(Kaynak: Çankaya Akşamlar 2 / Berthe Georges Gaulis / Syf 33)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG