28 Mart 1920 Pazar

Antep’teki kuvvetlerini takviye etmeye gitmekte olan Fransız kolu, Teğmen Şa­hin Bey’in sert direnişini kırarak Antep’e ulaştı. Kuvvetleri dağılan Şahin öldü. Uç gün önce başlamış olan çarpışmalarda Türkler 100 kadar ölü verdiler. Fransızlar ise 4 ölü 25 yaralı ile kurtuldular.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 455)


Kâzım Karabekir, Kars, Ardahan ve Batum’u geri almak amacıyla askerî hare­kâta geçebilmesi için Ankara’dan izin istedi. Geç kalınırsa Bolşeviklerin Türklerden üstün duruma geçebileceklerini bildirerek, Brest-Litovsk Anlaşma­sıyla belirlenen sınırı işgal fırsatının elden kaçabileceğini belirtti. (Mustafa Ke­mal’in yarınki cevabı: Hemfikiriz. Hazırlık yapınız). Karabekir, birliklere, sal­dırı için almaları gereken düzeni bildirdi. 13. Kolordu’ya gönderdiği yazıda Karabekir, Bolşeviklerin de yardımıyla yakında Ermenistan’ın mahvedileceğini, o zaman serbest kalacak kolordusuyla 13. Kolordu’ya yardıma geleceğini bildirdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 455)


Mustafa Kemal, Antalya’daki İtalyan siyasî temsilciliğine çektiği telgrafta, Er­meni zulümlerini anlatan telgrafının Barış Konferansı’na, İtilaf Devletleri yüksek komiserlerine, ABD temsilciliğiyle tarafsız devlet temsilcilerine ulaştırıl­masını rica etti. ★ Mustafa Kemal, İtalyan gazetelerinin aldıkları telgraflara göre Barış Konferansının Türkiye ba­rışını tamamladığını ve yazılmasının bir hafta içinde tamamlanacağını bildirdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 455)


Hükümet, İtilaf Devletleri yüksek komiserlerinin isteği üzerine, millî hareketi ve Mustafa Kemal’i takbih eden bildiri taslağını komiserlere sundu. Bildiri tas­lağında, İstanbul’un işgali üzerine çıkan mübalağalı söylentilerden sonra taşra­daki millî hareketin bazı aşırı hareketlere girdiğinin öğrenildiği, İzmir olayları üzerine ortaya çıkan bu teşkilatla Hükümet’in bir ilişiğinin olmadığı, Hükümet’in Mustafa Kemal ve arkadaşlarını tasvip etmediği anlatıldı. Yüksek komiserler yarın verecekleri cevapta, bu taslağın Mustâfa Kemal’in tasvibi gibi yorumlanacağını bildirecekler, bildiri birkaç sefer daha Hükümetle yüksek ko­miserler arasında gidip gelecek, sonunda Hükümet böyle bir bildiri yayımla­maktan vazgeçerek 2 Nisan’da istifa edecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 455)


İzmir’e Doğ­ru’da Mustafa Necati’nin başyazısı: İstanbul işgali karşısında Anadolu’nun- vahdeti: Ferit Paşa gibi vatan hainlerinin mahiyetini bütün millet anladı. Bu sefiller, yakında Kuvayı Milliye’nin büyük ve kutlu bir kuvvet olduğunu anla­yacaklar. Kutsal Anadolu ve Rumeli, bir bütün halinde bu melun emellere karşı ant içti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 455)


Nutuk’tan/


Celâlettin Arif Bey, bildirimizi inceledikten sonra, içindekilerin, düşündüğü esaslara genellikle uygun olduğunu söylemekle birlikte, bu esasları destekler nitelikte bir bildiri yazıp ilân etmiyor. Bunu Ankara’ya geldikten ve görüşmeler yaptıktan sonraya bırakıyor.


Efendiler, Celâlettin Arif Bey, Ankara’ya geldikten sonra, kendisiyle ve diğer bazı hukukçularla bu konu üzerinde uzun süren görüşmeler ve tartışmalar yapıldı. Fakat aldanmıyorsam, Celâlettin Arif Bey, hiçbir vakit benim Büyük Millet Meclisi’nin nitelik ve yetkisi hakkındaki görüşüme katılmamıştır.


O, daima toplanmış olan hey’etin esas görevini, İstanbul Meclis-i Meb’usan’ının toplanmasını sağlamaktan ibaret olarak görmüş ve kendisini de daima İstanbul’daki Meclis-i Meb’usan’ın Başkanı saymıştır. Bu kanaatta yanılmadığımı gösteren ufak bir hâtıramı müsaade ederseniz bilginize sunayım.


Ben, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve kendisi İkinci Başkan bulunduğu sırada, bir gün, Başkanlık Divanı toplantısında, Celâlettin Arif Bey’in, ödenek meselesini açtığını ve kendisinin Meclis-i Meb’usan Başkanı olması dolayısıyla o makama ait ödenek isteğinde bulunduğunu, o tarihte Meclis Genel Sekreteri olarak bulunan Recep Bey anlattı.


Yüksek malûmlarınızdır ki, o devirde Meclis Başkanı ve İkinci Başkanı ile diğer başkanlar ve Meclis üyelerinin ödenekleri arasında fark yoktu.


Celâlettin Arif Bey, Meclis-i Meb’usan Başkanı sıfatıyla yalnız kendisini ayrı tutarak, fazla ödenek almanın kanunî hakkı olduğundan bahsediyordu. Ben Başkanlık Divanı’nın bu meselenin çözümünde yetkili olmadığını, kendisi bu istek ve iddiada ısrar ederse, konuyu Meclis Genel Kurulu’na sunarak, alınacak karara göre hareket edilebileceğini ileri sürdüm. Celâlettin Arif Bey, Meclis önüne çıkmayı uygun bulmayarak isteğinden vazgeçti.


GUN GUN KUTULUS yazi.JPG