28 Nisan 1920 Çarşamba

Meclis Başkanlık Divanı'nın dünkü tarihle Padişah'a çektiği tel Meclis'te okundu. Telgrafta, "Tahtınız etrafında her zamankinden daha sıkı bir bağ ile bağlanmış bulunuyoruz. İstanbul'da düşman askerleri bulundukça, öz vatanın toprakları üzerinde düşman ayaklan çekilmedikçe savaşmaya devam edeceğiz. İslam alemi, zulüm ve hıyanet boyunduruğunu atmak için ayaklanıyor. Milletimiz, kurtuluşunu düşmanın merhametinden bekler mi?" deniyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 13)


Meclis, yeni kurulan Orenburg Türk Hükümeti'ne, Azerbaycan Hükümeti'ne ve Türklerin devlet kurma hakkını tanıyan Bolşevik Rus Hükümeti'ne teşekkür telgrafları göndermeyi kararlaştırdı. Mustafa Kemal, bu karar üzerine yarın Orenburg Hükümeti'ni kutlayacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 13)


Kazım Karabekir, Baku'da Türk Komünist Fırkası'na gönderdiği yazıda Azerbaycan'dan borç para alınmasını, Bolşeviklerin ne zaman harekete geçeceğinin haber verilmesini istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 13)


Mustafa Kemal, Karabekir'e telgrafında, Doğu seferi için hazırlığa devam edilmesini istedi, sınırı geçme kararının Ankara'dan tebliğ edileceğini bildirdi. Mustafa Kemal, bir genelgesinde milli birliği bozmak amacıyla düşman amaçlarına alet olan ve İstanbul'da yayımlanan Kürtçe Zeyn gazetesinin yasaklanmasını istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 13)


Fransızların yenilgiyi kabul ederek 11 Nisan' da Urfa'yı boşaltmaları üzerine, Fransız basınında hükumete eleştiriler arttı: L'Action: Küçük Asya'nın göbeğinde bir Fransız garnizonunun işi neydi? Fransa'nın çıkarı, Türk halkıyla barışı gerektirir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 13)


Hakimiyeti Milliye: Büyük Millet Meclisi'nin açılışıyla Osmanlı tarihine kıymetli ve önemi çok büyük bir sayfa ilave olunmuştur. Milletin en yüksek derecesinde bir hayat kabiliyeti göstermesi bütün insanlık tarihi için büyük bir devrim olayı sayılsa yeridir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 13)


İsmet İnönü anlatıyor:


Meclis işte bu hava içinde açılmıştı. Açılış merasiminin heyecanlı ve şevkli havası isyan bölgesinden gelen haberlerle bozuluyor ve Ankara’ya büyük bir endişe hakim oluyordu. Acil tedbir almak mecburiyetindeydik. Derhal elimizde bulunan kuvvetleri bir havaliye göndermeye başladık. Daha evvel vazife ile Ankara’dan sevk edilmiş olan 24.Tümen, büyük kuvvetleri ile Gevye Boğazı’nda Ali Fuat Paşa’nın yanında bulunuyordu. Tümenin başında Mahmut Bey isminde bir Erkanıharp Kaymakamı vardı. Mahmut Bey, gayet cesur ve çok değerli bir insan olduğu gibi, ayrıca kendisi isyan havalisini iyi tanıyordu. 24 Nisan’da Mahmut Bey’e Düzce İsyanını bastırmak üzere hareket emrini verdik. Mahmut Bey hemen o gün hareketle akşama doğru Hendek’e geliyor. Bir taraftan serbestçe halkla temas ederek hadise çıkmamasına çalışıyor, öbür taraftan kendi kıtaatını sevk ediyor. Hendek’Ten Düzce üzerine yürürken, asilerle muharebeye tutuşmuş olan öndeki birilerinin yanına gelince sulh yapmak ümidi ile ateşi kestiriyor, haberci gönderiyor, fakat kendisini pusuya düşürüyor ve öldürüyorlar. Sevk etmekte olduğu kıtaların hepsi parça parça dağıtılıyor. Bu kötü haberi, Mahmut Bey’in şehit düştüğünü ve 24.Tümenin kamilen dağıldığını 25 Nisan’da haber almıştık.


Elimize geçen kuvvetleri her taraftan isyan bölgesine sevk etmeye başladık. Balıkesir’den Ethem Bey müfrezesini çağırdık. Erkanıharp Binbaşısı Nazım Bey adında çok değerli bir arkadaşımız vardı. Sonra Sakarya’da şehit oldu. Onun kumandasında büyük bir müfreze hazırlayarak sevk ettik. Afyon’da Kaymakam Arif Bey isminde bir kumandanın Karakeçili Aşireti mensuplarından kurmuş olduğu kuvvetli bir müfrezeyi de getirterek isyan bölgesine gönderdik. Yine Kuvayi Milliye kumandanlarından Çolak İbrahim Bey kumandasındaki müfrezeyi Kandıra’dan Adapazarı üzerine sevk ettik. Büyük bu müfrezeleri ve elimize geçen, toparlayabildiğimiz büyün kuvvetleri Gevye Boğazı’nda bulunan Ali Fuat Paşa’nın kumandasına vererek asilere karşı harekete geçirdik.


(Kaynak: Hatıralar / İsmet İnönü / Syf 192)

Meclis hakkında:


Birinci Meclis bağımsızlığı gerçekleştiren ve sonraki anayasal ve siyasal gelişmelere temel oluşturan önemli ve özgün bir girişimdir. Anayasa hukuku bakımından dikkat çeken temel özelliği güçler ayrılığı değil, güçler birliği ilkesinin benimsenmesidir. Yasama, yürütme ve gerek gördüğünde yargı yetkisini elinde toplamıştı. 1921’de kabul edilen Teşkilatı Esasiye Kanunu, Meclis’in yalnızca bir yasama organı değil, onunla birlikte bir kurucu organ olduğunu ve egemenliğin kayıtsız koşulsuz milletin olduğunu kabul ediyordu.


Birinci Meclis, bir Batı parlamentarizmi ya da ona benzemeye çalışan ve sınıfsal üstünlüklere dayanan göstermelik bir kurum değildi. Ortaya çıkışını, niteliğini ve amaçlarını, toplum üzerinde egemenlik kuran sınıflar değil, doğrudan halkın temsilcileri belirliyordu. Milletvekillerinin meslek ayrımı, bu gerçeği açıkça ortaya koyuyordu. Milletvekili sayısı 115’le başlayan, daha sonraki katılımlarla 380’e çıkan Birinci Meclis’te, 115 memur ve emekli, 62 sarıklı hoca, 51 asker, 46 çiftçi, 37 tüccar, 29 avukat, 15 doktor, 10 aşiret reisi, 8 tarikat şeyhi, 6 gazeteci ve 2 mühendis bulunuyordu.


Milletvekillerinin çoğunluğu Ankara’ya, atları, bir bölümü kağnılarıyla gelmişti. Meclis önündeki parmaklıklar atların bağlandığı bir tavla gibiydi. Von Mikush Mustafa Kemal adlı kitabında 1920 Ankara Meclisi’nin önündeki görüntüleri, Kuzey Amerikalı çiftçilerin Bağımsızlık Bildirisi’nden sonra yaptıkları toplantılara benzetmişti.


Milletvekilleri, kılıkları, giysileri, yaşları, kültürleri ve görgüleriyle çok değişik çevrelerin insanlarıydılar. Beyaz sarıklı, aksakallı, cüppeli, eli tespihli hocalarla, üniformalı genç subaylar, yazma ya da şal sarıklı aşiret beyleri, külahlı ağalar ve kavuklu çelebiler, Avrupa’daki yüksek öğrenimlerini bitirip yeni dönmüş, Batı kültürüyle yetişmiş nokta bıyıklı aydınlar, Kuvayı Milliye kalpaklı yurtsever gençler yan yana oturuyordu. Alışkanlıklarından eğlencelerine, özel toplantılardan resmi davetlere, tartışma biçiminden inançlarına dek, farklı değer yargılarına sahiptiler. Birbirleriyle sert tartışmalara, yumruklaşmalara, hatta silah çekmelere varan çatışmalara girebiliyorlardı. Buna karşın, ulusal haklar, halkın geleceği ve Milli Mücadele’nin yararları söz konusu olduğunda derhal birleşiyor, birbirlerinin üzerine yürümüş olan bu insanlar bir başarı haberinde çocuklar gibi gözyaşlarıyla kucaklaşabiliyorlardı.


Milletvekilleri Muallim Mektebi’nin yatakhanesinde, yastıklarının altında silahlarıyla uyuyorlardı. Yemeklerini kendileri yapıyor, çamaşırlarını kendileri yıkıyor ve herhangi bir maaş almıyorlardı. Daha sonra, Hazine’ye para girince, ailelerine para gönderebilmeleri için yüzer lira aylık almışlar, ancak yemek masraflarını kendileri karşılamayı sürdürmüşlerdi.


Nadir Nadi Birinci Meclis günleri anılarında şöyle anlatmıştır. ‘Her geçen gün katılan birkaç milletvekili ile sayımız artıyordu. Vakit geçirmeden hemen bir yemek teşkilatı kurduk. Bütün öğünlerin yemek ihtiyacını kendimiz karşılıyorduk. Hesaplı hareket etmek zorundaydık. Yaşantımız bir tür yatılı okul yaşantısıydı. Bundan memnun olanlar çoktu. Büyük adamların bazen ne çocuk şeyler olduğunu, öğretmen okulunun yemekhanesindeki topluluğunun neşesini, keyif ve zevkle izlerdim.

(Kaynak: Ülküye Adanmış Bir Yaşam 1 / Metin Aydoğan / Syf 301)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG