28 Ocak 1920 Çarşamba

Millî And... Meclis’in gizli oturumunda bütün mebusların imzasıyla Misak-ı Millî onaylanarak kabul edildi. Temeli, 22 Haziran Amasya Kararları’na, Er­zurum ve Sivas Kongreleri kararlarına dayanan 6 maddelik Millî And’ın taşıdı­ğı hükümler şunlar:


1) Mondros Ateşkes Anlaşması’yla işgal altında kalan Arap'lar kendi geleceklerini plebisitle tayin edeceklerdir, sınırların i iki İslamlar bir bütündür, ayrılamaz.


2) Halkı serbest kalınca Kars, Ardahan ve Batum’da halk oylamasını kabul ederiz.


3) Batı Trakya hakkında hakkında halkın oyuna uyulmalıdır.


4) İstanbul ve Marmara’da Sultanlık ve Halifeliğin güvenliği sağlandığı takdirde, Boğazların ticaret ve ulaştırmaya açık olması kabul edilecektir.


5) Azınlıkların haklan, ilgili hükümetlerdeki Müslüman hail haklardan yararlanması şartıyla kabul edilecektir.


6) Siyasî, adlî, mali ve diğer konularda gelişmemize engel olan kayıtlara (kapitülasyonlara) karşı diğer konularda gelişmemize engel olan kayıtlara (Kapitülasyonlara) karşıyız.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 347)


İstanbul meclisinin yaptığı en olumlu iş, Erzurum ve Sivas Kongrelerinde kabul edilmiş olan Misak-ı Millî’yi kabul etmiş ve kamuoyuna yayınlamış olmalarıdır. Ali Fuat Cebesoy’un anılarına göre 1907 II. Meşrutiyet öncesi Mustafa Kemal’in önerdiği bir misak-ı millî vardır:


Atatürk Devrimlerinin temeli olan Misak-ı Millî, Atatürk tarafından ne zaman düşünülmüş ve nasıl tekâmül ettirilmiş ve nasıl son şeklini almıştı? Misâk-ı Millî, diğer inkılâplar (devrimler) gibi Atatürk’ün kendi eseridir… Mustafa Kemal Üçüncü Ordu karargâhında vazifeli idi. Ben de hudutta Karaferye’de mıntıka kumandanı idim. Her hafta sonu Selanik’e gelirdim. O da zaman zaman bana gelirdi. Böyle bir akşamdı. Önceden hazırladığım dinlediğim haritayı beraberinde getirmişti. Bu, Hasta Adam Osmanlı’nın taksimini beklemeden, şeklen sınırlarımız içinde olmasına rağmen asla ve hiçbir zaman bizim olmamış toprakları terk etmeden sonra temeli Türk olan bir devletin hudutlarını gösteriyordu. Yemen’i, Hicaz’ı, Filistin’i, daha sonra 1911’de beraberce giderek müdafaa ettiğimiz Trablusgarb’ı asıl halkına bırakıyorduk. Bugünkü Suriye’de olan Haleb, Irak’ta olan Musul bizimdi. Makedonya, On İki Ada, zaten o günlerde elimizde idi. Mısır gibi hâkimiyeti nazarileşmiş yerleri halkına bırakıyor, ama 1878’de İngilizlere emanet ettiğimiz Kıbrıs’ı alıyorduk. Lozan’daki kayıplar dışında zaten ilk Millî Misak sınırları da bazı farklarla Karaferye’ye getirdiği haritanın hudutları idi. Bırakacağımız yerlerdeki Türklerin, Türk’ten gayrılarla mübadelesini bile düşünmüştü. Aradığı, temeli Türk olan devletti. Hasta Adam’ın mirası üzerinde nasıl olsa aralarında ihtiras boğuşması yapacaklardı. Kavgadan asıl hudutlara sahip ve ezilmemiş çıkmalıydık. Başka çaresi yoktu… Heyecanlı, inançlı, mantıklı anlatıyordu, ama kendisi de, bu sert hakikatlerin ancak benim gibi bir dosta söylenebilecek şeyler olduğunu da biliyordu. Mustafa Kemal, “Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde modern bir ülke sınırı saptamak gerekti, ben Türk süngülerinin işaret ettiği sınırı seçtim. Bilirsiniz ki Misak-ı Millî’nin temellerini Ankara’da kesin olarak saptamıştım. Sorunun yabancısı olan bazı insanlar, ulusal sınır bahis konusu olduğunda kendilerine önem vererek ve gerçeği bilmeyerek türlü türlü kuruntulara kapıldılar,” der. Bu iki kongrede kabul edilen temel ilkelerden, ‘millî hudut dâhilinde vatan bir bütündür, onun çeşitli kısımları birbirinden ayrılamaz’, ‘Hristiyan unsurlara siyasi egemenliğimizi ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez’, ve ‘manda ve himaye kabul edilemez’ üç temel kararı misak-ı millî’nin temel felsefesidir. [45] Misak-ı Millî Mondros’a bir tepkidir ve bu ateşkes hükümlerinin zorla imzalatılmış olmasına karşın kabul edilmediğinin de ilanıdır. Mücadele Londra ile Ankara arasındadır. Sevr dayatması da bu karşılıklı restleşmenin ya da Newton yasasıyla söylemek gerekirse etkitepkinin sonucudur. Bu mücadele, tüm maddeleriyle olmasa bile Misak-ı Millîyi Sevr’le de bir türlü söküp atamayan İngiltere’nin sonunda Lozan’da bunu kabul etmesiyle sonuçlandı. Hazırlanan metin Meclis’te 28 Ocak 1920 tarihindeki gizli oturumda görüşülür ve Edirne milletvekili Mehmet Şerifin önerisiyle kabul edilir. Bildiri 17 Şubat’ta tüm dünyaya duyurulur. Kabul edilen altı maddelik bu beyanname millî mücadelenin iç ve dış ilkelerini kapsar. Bunun önemi ve anlamı nedir? Temel anlayış olarak işgalin ve yabancı boyunduruğunun kabul edilmediğini anlatır. Amerikan cumhurbaşkanı Wilson’un evinde yapılan toplantıda: ''Llyod George Başkan Wilson’a Türklerin İstanbul’da kalıp kalmayacaklarını sordu. Wilson, eğer benim kararım isteniyorsa Türkler Avrupa’da çok uzun zaman kaldılar ve oradan tamamen temizlenmelidirler, dedi. ” Millî mücadelenin meşruiyetini ortaya koyan bu gizli belge aynı zamanda Mustafa Kemal’in haklılığını da bir kez daha onaylatmaktadır. Misak-ı Millî ile her şeyden önce millî ve bölünmez bir Türk vatanının sınırları çizilmiş, millî mücadelenin ana ruhu oluşturulmuş, Türk dış politikasının hedefleri belirlenmiş, devletin bağımsızlığı, milletin geleceği ve devamlı bir barışın sağlanması için yapılabilecek en son fedakârlıklar tespit edilmiştir. Misak-ı Millî’nin bir beyanname olarak ve Avrupa’ya hitaben yayınlanması, Osmanlı Devleti’nin iradesi yerine kaim olan işgalci devletlerin, Türk vatanını parçalayıcı iradelerine set çekmek, bir frenleme yapmak amacını taşımaktaydı. Misak-ı Millî her şeyden önce bir ulusal devlet, üniter devlet düşüncesinin ürünüdür. İmparatorlukların dağıldığı dönemin koşullarını taşımaktadır. Bu itibarla da Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesini yansıtmaktadır. 1919 yılında manda sorunuyla ilgili olarak incelemeler yapan King-Crane Komiyonu’nun üyesi olan yazar Laurence Shaw Mocre, 11 Ağustos 1921 tarihinde Mustafa Kemal ile bir görüşme yapar. Barış taraftarı olduklarını, Wilson ilkelerinin kandırmacadan ibaret bulunduğunu ve misak-ı millinin takipçisi olacaklarını ve ödün vermeyecekleri kararlılığını ortaya koyan Mustafa Kemal ile yaptığı bu söyleşiyi Asia Dergisi Nisan 1922 sayısında yayınlamıştır. Biz barış taraftarıyız… Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Batı’daki barış konferanslarına delegeler göndermiş olup gerçekçi bir barış teklifini geri çevirmeyecektir. İtilaf devletleri, Suriye, Filistin, Mısır ve Mezopotamya’yı elimizden almışlardır. Bunlarla yetinmeyerek her şeyiyle Türk olan vatan topraklarımız üzerinde hak iddia etmeleri hiçbir şekilde kabul edilemez. İtilaf Devletleri büyük savaşta ileri sürmüş oldukları ilkeleri ve Mütareke sırasında bizlere vermiş oldukları sözleri hiçe saymışlardır. Bu sözleri hiçe sayan ve halkımızı esir durumuna sokan bir antlaşmayı nasıl imzalayabiliriz? Barış Konferansı’nda Başkanınız Wilson’un ilkeleri bile unutulmuştur. Milletimizin, ‘yeni adalet ruhu’na inandırılarak kandırılmış olduğu kanısındayım. Biz hakkımız olandan fazlasını istemiyoruz. Biz bir yandan insaniyet ve fedakârlıktan söz ederken diğer yandan dünyanın dört bir köşesine el atmaya uğraşan büyük devletler gibi emperyalist amaçlar gütmüyoruz. Pan-İslamizm ve Pan-Türkizm, İngiliz emperyalistlerinin dünyayı bize karşı kışkırtmak için yaratmış oldukları cereyanlardır. Biz diğer Müslüman halklar üzerinde hak iddia etmiyoruz. Yalnızca onlar için ve kendimiz için ve dünyadaki bütün milletler için kendi kaderini tayin etme- self determinasyonilkesinin uygulanmasını istiyoruz.


Mocre’ye soruyor: Millî Misak ilkelerimizi biliyor musunuz? “Evet okumuştum” yanıtını alınca devam ediyor: Kanaatinizce dünya barışını tehdit eden bir belge midir Millî Misak Yalnızca anavatanın düşman işgalinden kurtulmasını ve kendi kaderimizi tayin etme hakkını istiyoruz, yani bağımsızlık istiyoruz. Başka şey değil. Millî Misak, halkımızın hakkı olan bir belgedir ve halkımız bu belgede yazılı olan haklarını almak için and içmiştir. Strateji olarak Mustafa Kemal hiçbir eyleminde serüven arayıcısı olmamıştır. O, her adımı planlayıp çevresindekilere anlatıp onları inandırma çabası içine de girerek, gerekirse tek başına yola devam edip evre evre hayata geçirme sabrını gösterir. Misak-ı Millî düşüncesinde ve haritasında Musul, Erbil, Kerkük yer almış olmasına karşın, cumhuriyetin sınırları dışında kalmıştır. Yeri geldiğinde anlatılacaktır. Ankara İstanbul üzerinde dayanılamayacak bir baskı kurar. Telgraf yazışması kanalıyla yaratılan fırtına Ali Rıza Paşa hükümetinin istifası ardından Padişah’ı zorlayarak Damat Ferit’i saf dışı ederek Salih Hulusi Paşa hükümetini (8 Mart 1920) kurdurtmuş, hatta bazı bakanların tayinini ve yerlerini korumalarını bile sağlamıştır.


(Kaynak: Fikrimizin Rehberi / Erol Mütercimler / Syf 639)


Bir süreden beri tedavi için İsviçre’de bulunan ve 18 Aralık seçimlerinde İstan­bul’dan milletvekili seçilmiş olan Reşat Hikmet Bey, İstanbul’a geldi. Vapur­dan iner inmez Fransız askerleri tarafından tutuklandı. Reşat Hikmet Bey, ya­pılan girişimler sonucu yarın serbest bırakılacak, 31’de Meclis Başkanlığı’na seçilecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 347)


Rauf Bey İstanbul’dan Mustafa Kemal’e durumu aktarıyor: Hükümet istifa et­mekten vazgeçti. Durumu, bu işi düzeltmeye elverişli değil. Fransızlar Reşat Hikmet Bey’i tutukladılar. İtilaf Devletleri İstanbul’daki Temsil Kurulu üyele­rini sen İstanbul’a gelince tutuklayacaklarmış. Mebuslar Meclisi’ne başkan ol­manız üyeler tarafından uygun görülmemektedir. Bu nedenle bu konuyu ileri sürmekten vazgeçiyoruz. İngilizler Tevfik Paşa’ya Meclis’i toplamamalıydınız, demişler... Mustafa Kemal, yarın gece (29/30) buna vereceği cevapta bir me­busun tutuklanmasıyla Meclis’te güvenliğin kalmayacağını, susan bütün me­busların tutuklama hakkını onayladığı anlamını çıkaracağını bildirecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 347)


Maraş’ta çarpışmalar bütün şiddetiyle devam ediyor. Bugün birçok Ermeni evi imha edildi. 40’dan çok Ermeni öldürüldü. Türklerden de ölenler oldu. Kılıç Ali, Fransız komutanına 24 saat içinde teslim olursa sağ salim Adana’ya gönderileceğini bildirdi. Fransızlardan, tutuklu kişilerin serbest bırakılması, si­lah ve cephanenin gösterilecek yere depo edilmesi, Fransız işgali altında bulu­nan kışlaya beyaz bayrak çekilmesi istendi. Halk arasında, Fransızların bir makina getirerek Müslümanların derisini yüzdükten sonra etini bu makinada kıy­ma gibi doğradıkları söylentisi dolaşıyor. Haruniye’de Fransızlarla çeteler arasında üç gündür süren çarpışmalarda Fransızlar 13 ölü ve 16 yaralı verdiler.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 347)


Bolşevik devriminden kaçan Beyaz Rusların İstanbul’a akını devam ediyor. Bugün de bin kadar Rus göçmeni geldi. 9 bin Rus’un Büyükada’ya yerleştiril­mesi için hazırlık yapılıyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 347)


İngiliz Askerî Ateşesi’nin raporuna göre Şeyhülislam bir İngiliz ajanına şöyle demiş: Hükümet, iki değirmen taşı arasına sıkıştı. Meclis’in açılmasına rağmen Mustafa Kemal, Meclis’i ve Hükümet’i açıkça kontrol ediyor. Bu durumda Hükümet, istifa etmek zorunda kalacak.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 347)


Nutuk’tan/


Efendiler, milletvekilleri, İstanbul’da toplandıktan bir hafta sonra, Başkanlık Divanı ve dolayısıyla Meclis Başkanlığı seçimi ile ilgili görüşmelere başlamışlar.


Bir yerde işaret etmiştim ki, ben Meclis Başkanı seçilmeyi, bazı yararlarından dolayı lüzumlu bir tedbir saymış ve gereken kimselere bu konudaki düşüncelerimi de bildirmiştim. İşte arz ettiğim gibi, bu konu üzerinde görüşülmeye başlandığı günlerde, 28 Ocak 1920 ve 1 Şubat 1920 tarihlerinde, Rauf Bey tarafından gönderilen yazılarda birtakım görüşlerden sonra, «biz pek büyük bir sakınca doğuracak olan bu konuyu ileri sürmekten vazgeçiyoruz» denmekte (Belge: 230) ve «…özel gizli bir toplantıda yeniden söz konusu edildi.


Şeref Bey seçilmenizin yararlarını anlattı… Seçim sırasında oyların dağılacağı yeniden kesin olarak hissedildiğinden, sizin, milletin başında, Millî Meclis’in koruyucusu olarak kalmayı zaten tercih buyurduğunuz tarafımızdan söylendi.


Yüksek şahsiyetiniz hakkında alkışlarla içten gösterilerin yapıldığı görüldü. Genel toplantıda, Reşat Hikmet Bey Meclis Başkanı, Hüseyin Kâzım Bey birinci ve Hoca Abdülaziz Mecdi Efendi ikinci başkan vekili seçildiler» haberi verilmekteydi.


Efendiler, benim başkanlığımı ortaya atan demek ki, yalnız Şeref Bey oluyor. Gizli olarak yapıldığı bildirilen toplantıda, öteki şahıslar tarafından benim başkanlığa seçilmemin ne maksatla söz konusu edildiği, üstü kapalı olarak bile söylenmiyor. Önce, ciddî gerekçelere dayanarak benim başkanlığımı ileri sürmeliydiler. Ondan sonra da oyların dağılıp dağılmayacağını incelemeliydiler. Yalnız, Şeref Bey’in konuşması üzerine oyların hangi tarafa kayacağı konusunda bir karara varmakta isabet olmayabilirdi.


Efendiler, Rauf Bey’in başkanlık konusundaki açıklamasına verdiğim cevapta demiştim ki: «İleri sürülen sakıncalar, daha önce etraflıca düşünülen şeylerdir. Benim başkanlığımı gerektiren sebepler bellidir.


Bunlar, Kuva-yı Milliye’nin millet tarafından kabul edildiğini göstermek, Meclis dağıtıldığı takdirde başkanlıkla ilgili görevleri güven içinde yapabilmek, millî varlığımızla bağdaştırılamaz bir barış teklifi karşısında milletçe bir ayaklanma, Meclis’in başkanı sıfatıyla, milletin maddî ve manevî güçlerini savunma durumuna geçirme düşünceleridir. Sözlerinizden, savunma ile ilgili olan bu durumların, bugün İstanbul çevresince önemli sayılmadığı anlaşılıyor.


Eğer, görüşlerdeki isabetsizlikten dolayı, vatan ve milletin savunulmasında bugün için ve yarın aksaklıklar ortaya çıkarsa, sorumluluk bu yanlışlığı yapanlara düşer. Bunların benim şahsî isteklerimle ilgili olmadığını temine gerek yoktur.»


Efendiler, Harbiye Nâzırı’nın ve Genelkurmay Başkanı’nın zorla düşürüldüğünü biliyoruz.


Meclis Başkanlığı’na seçilen merhum Reşat Hikmet Bey ‘in, bir uydurma sebeple yabancılar tarafından tutuklandığını haber almıştık. İstanbul’da bulunan Hey’et-i Temsiliye üyelerinin tutuklanmalarının düşünüldüğü, Rauf Bey’in 28 Ocak 1920 tarihli yazısında bildiriliyordu. Bu durumlardan, Kuvayı Milliye aleyhtarlığının, Meclis’in dağıtılma ihtimalinin ve dolayısıyla milletçe savunmaya geçme zamanının daha da yaklaştığı meydanda idi. Fakat bu gerçeği sezebilen azdı.


Efendiler, Reşat Hikmet Bey’in kurtarılması için de Ankara’dan çalışmak gerekiyordu.


Rauf Bey’in, Meclis’in durumunu anlatan 27 Ocak 1920 tarihli şifreli telgrafında endişe verici bazı cümleler vardı. Söz gelişi, kabine başlangıçta çekilmeyi düşünmüş, fakat çekilmemiştir.


Meclis’in bugünkü durumu, bu işi çözüme bağlamaya elverişli değildir, Buradaki milletvekilleri, milletin Maraş bölgesi ile ilgili olarak gönderdiği telgrafları, genel kurulda okumak cesaretini bile gösteremiyorlar. İtilaf Devletleri’nden filânın falanın isteklerine uygun olarak davranmamızı tavsiye ediyorlar. Toplanacak yerimiz yoktur (Belge: 232, 233) gibi.


Rauf Bey’e, 7 Şubat 1920’de gönderdiğimiz bir yazıda, şu düşüncelerimizi bildirdik: «Milletvekilleri, İstanbul’daki iç ve dış etkilere kapılarak, barışa yönelme gayesini ihmal edip, kölelik, mevkî kapma hırsı, kıskançlık, kuruntu v.b. sebeplerle anlaşmazlığa düşmüşlerdir.


Arkadaşlarımız, çok sayıda milletvekilini içine alan bir çoğunluk sağlayabilmek için, kendi düşünce ve inançlarından sürekli olarak fedakârlık yapmışlar ve uysal olmak sevdasıyla, hükûmet ve bilinen çevreler üzerindeki etkilerini büsbütün kaybetmişlerdir.


Uyumsuzluk yaratmamak kaygısıyla bu davranışa devam edilecek olursa, millî dâvâya aykırı emellere ve türlü türlü ihtiraslara âlet olunmaktan, millî meseleler aleyhinde kararlar alınmasına engel olunamamaktan korkulur.


Bu duruma karşı alınacak tedbir şudur: Azınlıkta olsalar bile, ilkelerimize her bakımdan bağlı arkadaşlardan kurulu bir grupla yetinmek… Bunun sakıncası uysallıktan azdır. Hükûmeti mutlaka düşürmek ve kesin mücadele durumuna geçmek gerekir.


Hakimiyeti Milliye’nin 5 sayısı: Hint Müslümanlarının bizim için yaptıkları­nı sonuna kadar unutmayacağız. İslam Dünyası’nın yardımı, Avrupa’nın vahşî emperyalizmini korkunç bir kuvvetle sarsmış ve uçurumun kenarındaki bize bir dayanak noktası meydana getirmiştir. 60 milyon Hint Müslümanı, Mısır, Cezayir, Fas,. Afgan, Türkistanlı, Türkiye’nin geleceği ile yakından ilgileniyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 347)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG