29 Haziran 1921

Yunanların İzmit körfezi kıyılarından çekilmeleri ve buraların Türk kuvvetlerince işgali tamamlandı. İzmit'ten donanma himayesinde çekilen Rumlar, İzmit, Adapazarı, Karamürsel, Kandıra, Yalova, İznik yörelerinde büyük tahribat ve toplu öldürmelerde bulunuyorlar. Meclis'te daha sonra yapılacak açıklamaya göre, zarar 156 milyon lira. 1.194 kişi öldürüldü, 152 kişi yaralandı, 314 kişi de tutsak edildi ya da kayboldu. İzmit'in Türk kuvvetlerinin eline geçmesi üzerine Düzce'de dükkanlar kapatılarak şenlik yapıldı. Keskin, Zile, Isparta gibi yerlerde gösteriler oldu. Yunanların İzmit'ten çekilmeleri ve buraların Türk kuvvetlerince çekilmesi üzerine bir toplantı yapan İngiliz Kabinesi, Türklerin tarafsız bölgeye girmeleri halinde bunun Müttefiklere karşı düşmanca bir hareket olarak niteleneceği uyarısının yapılmasını kararlaştırdı. Montagu, İngilizlerin Yunanlılarla birlikte bir savaşa girmesinin felaket olacağını söyledi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Mustafa Kemal, Ankara'da iken, İstanbul'a dönünce Hükümet'te görev almayacağına söz veren, fakat bu sözünde durmayarak 12 Haziran'da Dışişleri Bakanlığı'na gelen İzzet Paşa'ya bu sözünü bir telgrafla hatırlattı. İzzet Paşa 6 Temmuz'da "Ankara'da iken size hak verir görünmüştüm" diye cevap verecek, yurdun esenliğinden başka bir şey düşünmediğini yazacaktır. İzzet ve Salih Paşalarla, Hüseyin Kazım Bey, İstanbul Hükümeti'nin bakanları olarak, Sevr Anlaşması'nın kabul edilmesinin zorunluluğunu telkin etmek için gittikleri Bilecik'ten 6 Aralık 1920'de Mustafa Kemal tarafından Ankara'ya götürülmüşler, 3 ay 13 gün alıkonulduktan sonra 19 Mart'ta İstanbul'a dönebilmişlerdi. İzzet Paşa'dan başka Salih Paşa, Bahriye, Hüseyin Kazım Bey, Evkaf Bakanlığı'na gelmiş bulunuyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Ankara'da görüşmelerini bitiren Fransız Senatosu Dışişleri Komisyonu Başkanı Franklin Bouillon, Pozantı'ya geldi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Enver Paşa, Moskova'dan, Afganistan'da bulunan Cemal Paşa'ya yazdığı mektupta, Ankara'nın kendisine karşı aldığı tutumdan yakındı. "İçerde ve dışarda bize yer vermemek istiyorlar" dedi. Enver Paşa ve arkadaşlarına karşı kesin tedbirler alan Ankara Hükümeti, Karabekir'den, Doğu sınırlarından girerlerse tutuklanmalarını istemiş, Moskova Elçiliği katiplerinden birini de Enver Paşa'yı izlemekte görevlendirmişti. Cavit Bey'in Enver Paşa'dan aldığı mektup: Bolşevik prensiplerine bir türlü kani olamadım, eski çizdiğim yolda devam edeceğim


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Açıksöz'de İsmail Habib: Büyük lokma: Yunanistan İzmir ve Edirne'yi işgal etmekle, altından kalkamayacağı işlere koşulmuştur.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yoksul ve bakımsız çocukları devlet himayesine alarak memleketin diğer çocukları gibi muvaffakiyetli hayat mücadelesinde kudretli kılacak maddi ve fikri bir talim ve terbiye ile teçhiz etmek benim öteden beri güttüğüm bir davadır. Ben buna “ Çocuk davamız “ diyorum.

Fakat asıl küçük yaşımdan beri mefkurem olan bir çocuklar kasabası kurmak ve burada bakımsız çocuklardan bakımlı bir çocuk ordusu teşkilini fiiliyat sahasına çıkarmaya ve kendimin de bu arada bir mürebbi ve bir muallim gibi çalışmaya Mütareke’de Erzurum’da muvaffak oldum.


Şark Zaferi’ni başardıktan sonra da Sarıkamış’ı bir çocuklar kasabası haline koymaya müyesser oldum.


Bayramları Sarıkamış’ta parlak tes’id ediyorduk.


a) Ağaç Bayramları için bu havalide 23 Nisan daha iyi oluyordu. Çocuklar tarafından daha önceden muhtelif parklar hazırlanırdı. Çocukların kazma kürekleri omuzlarında tüfek gibi taşıyarak mızıka ile iş başına gidişleri ve seve seve çalışmaları görülecek bir alemdi.


b) İdman Bayramı : Daha mükemmel oluyordu. Zaten her haftanınki bir bayramdı. Çocuklara Japonların jui jitsu mübarezesini de öğretmek imkanı bulduk. Meç kılıç mübarezesini Erzurum’dan beri öğreniyorlardı. ( 11 Mart 1338 kızakçılık teftişi çok mükemmel oldu)


c) Kitap Bayramı : 12 Teşrini sani 1337 (1921) tesadüf eden 12 Rebiyülevvel yani Mevlit Kandili günü çok parlak kutlandı. Bundan evvelki bir haftaya Çocuklar Haftası diyerek fakir çocuklara yardımlar yapılmıştı. İstanbul’dan hayli kitapları daha önceden hazırlamıştık. Bugün “ Şark Çocuklarını Himaye Cemiyeti” diye riyasetim altında bir cemiyet de kurduk ve yardımlarımızı ordu bütçesi dışında kalan fakir aile çocuklarına da teşmil ettik.


d) Atış Bayramı : Bunun için çocuklara da mükemmel bir atış yeri hazırlattım. 13 yaşını bitirmiş olan çocuklar ders atışına başladılar ( İlk Atış Bayramı’nı 5 Haziran 1338’de (1922) yapabildik. Üç sınıf üzerine kollarına takılmak üzere nişan müfakatlarını verdirdim. Mükafat ve müsabaka işlerini Trabzon ve Ankara’da yaptırdım. Yüz metreden uzak bir kahve tepsisine hiç boşa gitmeden isabetler yapabiliyorlardı)


e) Ramazan Bayramı’ndan önceki haftayı Temizlik Haftası diyerek sokaklarda dahi umumi bir temizlik yapıp pislikleri yaktırıyorduk. Kurban Bayramı’ndan önceki hafta da bir Tasarruf Haftası idi.


Civar maarif mektepleri muallimlerini üçer gün Sarıkamış’a davet ederek yatacak yer ve yiyeceklerini temin ettirerek mekteplerimizi ve çocuklarımızın ameli sahadaki çalışmalarını tetkike fırsat veriyordum ve kendi mektepleri de beden terbiyesi ve ameli bilgiler hususunda çocuklar ordusu kadrosuna alınacağından icap eden programların tatbikatını da görüyorlardı.


ÇOCUK DAVAMIZ / KAZIM KARABEKİR / 48


Londra Üniversitesi Bizans Tarihi Profesörü Arnold Toynbee aylardır İstanbul’da bulunuyordu. İngiltere’nin ünlü Manchester Guardian gazetesi profesörü Batı Anadolu’nun Yunanlığı ile bölgenin etnik yapısını incelemesi ve bu konuda bir kitap yazması için Türkiye’ye göndermişti. Gazetenin amacı Batı Anadolu’nun eski Yunan uygarlığının beşiği ve bölgedeki Rumların bu eşsiz uygarlığı yaratanların torunları olduğunu ortaya koymaktı. Ne var ki evdeki hesap çarşıya uymamıştı. Prof Toynbee Batı Anadolu’ya gidince orada Yunan barbarlığı ile karşılaşmıştı. Bir yandan incelerken bir yanda da tanık olduğu insanlık dışı davranışları gazeteye bildiriyordu. Gazete de Türk düşmanı tanınmasına karşın haberleri yayımlıyordu. Bunların yayınlanmasından sonra Yunanlar Prof işgal alanlarına sokmamak için ellerinden geleni yapmaya başlamışlardı.


Prof Toynbee notlarına şöyle aktardı:


29 Haziran 1921’de karımla birlikte üniformalı Yunan birliklerinin bir neden olmaksızın İzmit körfezinin güney kıyılarında yaptıkları kundakçılığa tanık olduk. Gülnihal vapuruyla İzmit’e gidiyorduk. Birde ilerimizde iki büyük duman sütunu yükseldi. Biraz sonra bir köyün alevler içinde olduğunu gördük. Sonrada Ulaşlı iskelesi olduğunu öğrendiğimiz bu yerde, kıyıdan en çok birkaç yüz metre açıktaydık ve Yunan askerlerinin evleri tutuşturduklarını görüyorduk. 1-2 Temmuz günleri Karamürsel, Ereğli ve Değirmendere’ye gittik. Olanları anlamak için kıyaya çıktık. Yıkıntılar arasında 2 insan bulduk. Biri Hatice adında saldıraya uğrayan bir Türk kadınıydı. Öteki 11.Yunan Tümeni, 16.Alay, 10.Bölük’ten Andreas Masseras adında bitkin bir Yunan askeriydi. Olanları ondan öğrendim. 29 haziran çekilmesinde alayı artçıymış. Onlar yaklaştıkları bütün köyleri yanmış bulmuşlar. Kendisini Ereğli’de güneş çarpmış yere yıkılmış, birliği onu bırakıp gitmiş. Sonrada sürüklenerek Karamürsel’e gelmiş ve biz kendisini bulana kadar yerde kalmış. Yunan birlikleri çekilirken, hiçbir silahlı karşı koyma olmadığı halde köyleri büyük bir soğukkanlılıkla yakmışlardı.


(Bu çalışmalar ancak 200 yıl sonra 400 sayfalık bir kitap olarak basılacak ve Yunanların Anadolu’daki işgal günlerini en güzel belgeleyen yapıt olacaktı. ‘The Western Question in Greece and Turkey: A Study in the Contact of Civilisation’ adı altında 1923’te yayımlanan bu kitap büyük yankılar yaratacaktı.)


(Kaynak: Sakarya 1 / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 81)


İki haftalık çiçeği burnunda Mülkiye Mezunu Cemal Yeşil Mektebi Mülkiye’den çıktıktan sonra Yıldız yokuşundan Beşiktaş’a doğru yürümeye başladı. 3 yıldır içini kemiren acının sonu geldi artık diye düşünüyordu. Biraz sonra diğer 2 arkadaşı ile Polis Müdürlüğü’nden ‘Seyahat Varakasını’ alacak ve ardından İnebolu’ya gidecek bir vapur arayacaklardı. Oradan sonra ver elini Ankara…


Anadolu’ya geçeceği günlerin yaklaşması içini sevinçle dolduruyordu. Sözlerini kendi yazdığı ‘Mülkiye Marşı’nın en coşturucu dizisini üç arkadaş gerçekleştireceklerdi sanki…


‘Ey vatan göz yaşların dinsin

Yetiştik çünkü biz’


Polis Müdürlüğüne gelince 2 arkadaşının beklediğini gördü. Müdürlüğe girdiler. Masada pos bıyıklı bir polis oturuyordu. Kafasını kaldırıp üçünü şöyle bir süzdü: ‘Seyahat varakalarınızı geldiniz değil mi?’ almaya

Üçü de korkuyla yanıtladılar: ‘Evet efendim’


‘Bakın efendiler! Buraya üçünüz gelip varaka istediniz. Niyetinizin İnebolu’ya gitmek olduğu her halinizden belliydi!’


Cemal: Yanılıyorsunuz Efendim ben Samsun’a gidiyorum. dedi


Polis biraz kızgın söylendi:

Tamam efendim. Arkadaşlarınızın biri Trabzon’a biri Rize’ye gidiyor.

İçlerinden biri atıldı: ‘Biz arkadaş değiliz Birbirimizi burada gördük.’


‘İyi be efendi! Ben sizler İnebolu’ya gidiyormuş gibi anlatayım da siz yine gitmeyin. Varakalarınız hazır. Şimdi buradan tek tek çıkın. Ayrı yollardan Galata’ya gidin. İskelede Giresun vapuru var. Öğleden sonra kalkacak. Kumpanyadan varakalarınızdaki yazılı yere kadar bilet alın. İnebolu’ya kadar birbirimizden ayrı ayrı durun. Vapurda İngilizin adamı vardır. Çok dikkatli olun.’


Polis yanlarına geldi. Varakaları verdikten sonra her birini ayrı ayrı kucakladı:

‘Haydi Allah yardımcınız olsun. Anadolu’ya güç katın.’


(Kaynak: Sakarya 1 / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 86)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG