3 Eylül 1921

Sakarya Savaşı: Yunanlar, Çaldağı kuzeyinde önemli toprak ele geçirdiler. Haymana-Polatlı şosesinin Ahırkuyu-Şıhali arasındaki bölümü Yunanlıların eline geçti. Birçok yerde süngü ve el bombası ile savaşılıyor. Bu gelişmelere karşılık cephede genel bir durgunluk var. Yunan ordusu dinleniyor. İki taraf kendine çekidüzen veriyor. Türkler savaşın kazanılacağından umutlanmaya başladılar. Yunanlılar, savaşın başladığı 23 Ağustos'tan bu yana 15 km.lik arazi kazanmış bulunuyorlar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yunan 2. Kolordu Kumandanı Andreu, Kurmay Başkanı Gavalias'a, Papulas'a hitaben bir mektup yazdırdı. Mektupta, Ankara'yı ele geçirmekten önemli bir kazanç elde edilemeyeceği bildirildi. Türk ordusunu sağdan çevirme hareketinden vazgeçilerek, soldan bir çevirme hareketi yapılması, alınacak sonuca göre Ankara'ya yürümek veya Sakarya'dan geri çekilmek kararlarından birinin alınması istendi. Cevap 5 Eylül: Ankara üzerine yürümek zorundayız.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Mustafa Kemal, Moskova Elçiliği'ne gönderdiği yazıda, zahire depolarındaki, el konulan % 40 hububattan, Karadeniz kıyılarında bulunanlarını, açlığı hafifletmek üzere Rus milletine hediye etmeye karar verdiklerini bildirerek bunun Çiçerin'e iletilmesini istedi. Ali Fuat Paşa, 10 Eylül'de, Çeçerin'in minnettarlığını bildirecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Açıksöz: Atina'da Venizelosçu ve Kralcı gazetelerle Beyoğlu Rum gazeteleri arasında münakaşa başladı. Yunan ordusu ilerlerken bu münakaşa yoktu. Türk süngüsü, Venizelos'ta bir deha, Konstantin'de İskenderlik bırakmadı. Aziz süngü, aziz süngü, biliyorum, yarın da Yunan ordusundan bir eser bırakmayacaksın!


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Karagöz: Kendilerinde silah kullanma kabiliyeti görenler (siyasi hasımlar) , Sakarya boylarında milli düelloya teşrif etsinler. Geniş midir Haymana'nın ovası/ Sert mi geldi Ankara'nın havası?/ Buna derler Türk sağnağı, borası / Dur bakalım daha kara yeller var / Hoşunuza gitmeyecek seller var


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Mustafa Kemal’in Sakarya Zaferi sonrası 19 Eylül 1921’de mecliste bir konuşma yaptı. O konuşmanın bugün ile ilgili olan bölümünden kesitler:


3 Eylül’de düşmanın bütün cephede sükuneti görülüyordu. Yorgunluğu görünüyordu ve birtakım tedbirler almakta olduğu hissediliyordu.


(Kaynak: Atatürk’ün Bütün Eserleri Cilt 11 / Syf 404)


Yunan Çadırlı hastanesinde sol omuzu sargılar içindeki bir yaralı, yanındakine bir şeyler yazdırıyordu. Tek kollu bu yaralı Atina’dan gelen bir haber ajansı muhabiriydi. Ajansına şu haberi gönderiyordu:

‘Türklerin fazla uçağı olduğunu söyleyemem. Bir veya iki uçak. Fakat her an tepemizde birer kara bela. 2 Eylül günü büyük komutanların toplantısı vardı. Bu toplantıya bende katıldım. Küçük Asya Ordusu Komutanının başkanlığında öteki komutanlar bir araya gelmişler, büyük çadırlı ordugahta toplanmışlardı. Ordugahın etrafını karargah birlikleri ve koruyucu süvari birliği doldurmuştu.

Toplantı başladıktan sonra, yine bu kara uçak göründü. Karargahın tam üstüne alçalıp bombalarını bıraktı. Hepimizi bir ateş ve duman sardı. Önce öldüğümü sandım. Ayrıldığım zaman sol kolsuz kaldığımı anladım.

Sonra öğrendim ki kara uçak dört bomba atmış ve bu dört bomba ordugahta insan ve hayvan 40’a yakın cana kıymış. Bunun içinde 5 albay, 1 doktor ve 20 subay varmış…’


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 201)


Çal Dağın Yunanların eline geçtiği haberi Ankara’ya ulaşınca, bir ihtiyar köylü gazeteci Ruşen Eşref’e şöyle diyordu:

‘Her dağı böyle zorlanarak alacaklarsa, Ankara’ya dek dağ tepe çok. Her birinde öle öle buraya kırk kişiyle varırlar. Onları da evvel Allah biz sopayla gebertirik.’


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 201)


Yunan Veliaht Prensi George da Anadolu’ya gelmeden edememişti. Babası Kral Konstantine ordusu Ankara’ya girerken ilk girecek birliğin başında olmak için gelmişti. Yunan tarihinin en görkemli zaferi için hazırlanan senaryo buydu. Kral ailesinden Prens Andrew’ın (İngiliz Kraliçesi Elizabeth’ın Kayınpederi) kolordusu Ankara’yı alacaktı. Kral Konstantin ve Prens George bu kolorduyla Ankara’ya girecekti. Böylece Yunan halkı bu büyük zaferi kral ailesine borçlu olacaktı.

Veliaht George birkaç gündür Küçük Asya Ordusu Komutanı Korgeneral Papulas’ın konuğuydu, toplantılara katılıyor cephedeki olayları yakından izliyordu.

Bugünde kurmay subaylarla bir toplantı vardı. Bir ara Papulas 2.Kolordu Kurmay Başkanı Albay Gavallias’ın gönderdiği mektubu hepsinin önünde okumaya başladı. Albay Gavallias’ın 2.Kolordu Komutanı Prens Andrew’ın kurmay başkanı olması mektuba olan ilgiyi artırıyordu. Mektuptan bazı bölümler şöyleydi:

‘İki durumdan hangisinin göze alınacağını dikkatle incelemek gerekir. Birincisi düşmanın ilk mevzilerinden çekilmesi genel bir geri çekilme midir? Eğer bu doğruysa hemen bir genel saldırıya kalkmamız zorunludur. Eğer düşmanın art arda sıralanan mevzilerde savunma yapacağı yolunda bilgi varsa ki bunu yaptığı berkitmelerden anlıyoruz, bu durumda Ankara’nın ele geçirilmesi hareketinin sürdürülmesine karar vermeden önce ordu komutanlığı derin derin düşünmelidir. Daha düşmanın birinci savunma hattı ele geçirilmeden, Yunan ordusu savaş gücünün üçte birini yitirdi. Eğer ikinci ve ardından üçüncü savunma hattının alınmasına kalkışılırsa ordunun geri kalanı da yitirilecek ve sonunda Başkomutan yalnız başına Ankara’ya girebilecektir.

Birinci sorun şuydu: Ankara'nın alınmasında kesin zorunluluk var mıydı? Başlangıçta Sakarya’ya dek gideceğimizi ve orada duruma göre yeni planlar yapılacağını düşünüyorduk. Ankara’nın alınması moral açısından önemlidir. Ancak düşmanın 19 tümeni bulunduğu ve kendi gücüyle orantılı yitik vermediği bilindiğine göre kazanma olasılığının ne olacağının iyice incelenmesi gerekmektedir. Eğer Ankara’nın ele geçirilmesine önceden kesin karar verilmemişse, şimdi yalnızca Yunan kamuoyu bunu bekliyor diye hareket etmek doğru değildir. Orduyu elden çıkarmamak kaygısı her şeyden önce gelmelidir. Yaratacağı moral bozucu etkisini düşünmek hükümetin işidir.’

Mektubu dinleyen kurmaylar şaşkınlık içindeydiler. Veliaht Prensin toplantıda olması şaşkınlığı daha da artırıyordu. Çünkü Albay Gavallias Prens Andrew’ın kurmay başlarıydı. Gavallias mektubunda Prens Andrew’ın görüşlerinden hiç söz etmiyordu.

Bu düşüncelerden ilk sıyrılan ataklığıyla tanınan bir subay oldu. Mektubun saygısız bir dille kaleme alındığı ileri sürdü. Bu görüş birden çok yandaş kazandı. Dalkavukluklara daha fazla dayanamayan Veliaht Prens George konuyu değiştirmek istedi:

‘Niçin karşı görüşlerinizi mektubun yalnız bir bölümü üstünde topluyorsunuz ve onun sol kanattan bir kuşatma yapılmasını öneren bölümü tartışmıyorsunuz?’

Tartışma yeniden başladı. Giderek hırçınlaşıyorlardı. Bu hırçınlığın ortak bir nedeni vardı. Yunan ordusunun Sakarya’da Türk kayalarına çarptığı gerçeğini içlerine sindiremiyorlardı. Albay Gavallias’ın mektubunun ilk bölümlerinde yer alan acı gerçeklerin sorumluluğundan kaçınmak için, gerçekleri görmemezlikten gelmeyi yeğliyorlardı.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 203)


Tümen geri çekilmek zorunda kalınca Hücum Taburuna emir verildi: ‘Tabur olduğu yerde kalacak, tümenin geri çekilişini koruyacak ve ikinci bir emre dek yerinden kıpırdamayacaktır.’

Hava kararınca tümen geri çekildi. Çekiliş pek düzenli olmamıştı. Tümen çekilirken ise Hücum taburu Yunanlarla süngü süngüye dövüşüyordu. Taburun Makineli Tüfek Bölüm Komutanı Yüzbaşı Kemal (Tunçil) bölüğünün en arkasında düşmana en yakın olarak geriliyordu. Amacı geride kalabilecek erlerine yardımcı olmak ve düşen silahları toplamaktı. Bir ara erlerin şerit doldurma makinesini düşürdüklerini farkına vardı. Eğildi makineyi aldı, Yunanlar yaklaşıyor mu diye dönüp baktığı anda vuruldu. Adım atayım derken beynini zonklatan bir acıyla yere yıkıldı. Kımıldayamıyordu. En arkada olduğundan bölüğünden kimse yaralandığını göremedi. Derken tek tük acı haykırışlar duymaya başladı. Nedeni anlamakta gecikmedi: Yunanlar geri çekilirken alınamayan yaralıları süngülüyorlardı. Yüzbaşı Kemal kendi sonunun da böyle olacağını düşündü. Tabancasını çıkarttı: ‘Hiç olmaz gelenlerden bir kaçını öldürür, son kurşunu da kendime ayırırım’ diye içinden geçirdi. Tan yeri ağarmaya başlamıştı ki bir karaltının gelmekte olduğunu gördü. Gelen karaltı vurabileceğini umduğu uzaklığa erişince dikkatle nişan aldı. Tam tetiği çekeceği sırada kısık bir ses bağırdığını duydu.


‘Yüzbaşım! Yüzbaşım!’


Sesinden tanıdı gelen takım komutanı Teğmen Nuri’ydi (Pamir) Teğmen Nuri kuvvetli 19 yaşında bir gençti. Yüzbaşısına sırtına alarak düşman içinden çıkacağını söyledi ama Yüzbaşı Kemal aynı kanıda değildi. Hava aydınlanıyordu. Düşman içlerinde olduklarından görüleceklerdi. Takım komutanına kendisini bırakmasını, zaman tükenmeden bölüğün başına dönmesini emretti. Teğmen Nuri kararlıydı. Emri duymamazlıktan geldi. Güçlü kollarıyla yüzbaşısını kaldırdı, omzuna aldı, olanca gücüyle tepe aşağı koşmaya başladı. Bölük karşı tepenin ardındaydı.

Yokuşu tırmanmaya başlamışlardı ki görüldüler. Yunanlar şiddetli bir makineli tüfek ateşi açtılar. Soluk soluğa kaldılar. Sağlarından sollarından topraklar kalkıyor, mermiler dört bir yanlarında kum gibi kaynıyordu. Tepeyi aşıp bölüğün yanına vardıklarında mermi yağmuru altından nasıl vurulmadan geçebildiklerine şaşmışlardı. Bedenlerini yokluyor yara vere arıyorlardı. Tek kurşun değmemişti. Öldürmeyen Allah öldürmüyordu demek…


(Kaynak: Alptekin Müderrisoğlu / Sakarya / Syf 203)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG