3 Mayıs 1920 Pazartesi

Yeni Türkiye'nin ilk bakanlar kurulu: Kurulun seçimi konusunda dün kabul edilen kanun üzerine, 11 bakanlar kurulu üyesinden 9'u bugün mebuslar arasından tek tek oylanarak seçildi. Eğitim ve Maliye bakanlarının seçimi yarına bırakıldı. Bu ikisi de içinde olmak üzere ilk bakanlar kurulu üyelerinin adlan ve aldıkları oylar şöyle: Dış İşleri Bekir Sami: 121, İçişleri Cami: 96, Milli Savunma Fevzi: 118, Maliye Hakkı Behiç: 74, Adalet Celalettin Arif: 83, Din İşleri Mustafa Fehmi: 80, Sağlık Dr. Adnan: 127, Bayındırlık İsmail Fazıl: 79, Eğitim Rıza Nur: 65, Ticaret Yusuf Kemal: 99, Genelkurmay Başkanı İsmet: 129. Bakanlar Kurulu'na ise Meclis Başkanı Mustafa Kemal başkanlık edecek.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 23)


20 Nisan'da Damat Ferit Hükümeti'nin çağnsına uyarak İstanbul'a giden, ertesi gün Kolordu Komutanlığı'ndan alınan ve 30 Nisan'da Edime'ye dönmüş olan Cafer Tayyar Bey, İstanbul izlenimlerini Mustafa Kemal'e bildirdi: Ferit Paşa Kuvayı Milliye'yi dağıtmak istiyor. İçişleri Bakanı Reşit Bey yurtseverdir. Hükümet'in nüfuzu Yedikule-Çamlıca arasına sıkışmıştır. Trakya'nın özel durumu, İstanbul Hükümeti'yle anlaşmayı gerektiriyor. İngilizlerin bir kısmı ile Fransılar uzlaşma eğiliminde. Yeni Kolordu Komutanı Albay Muhittin Bey'le anlaşıyoruz...


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 23)


Mustafa Kemal, Karabekir'e, Doğu Cephesi'ndeki görevi dolayısıyla Meclis'in onu süresiz izinli saydığını bildirdi, seçilmiş olduğu Edime ve Menteşe mebusluklarından hangisini tercih ettiğini sordu. Cevap 5: Edirne'yi. Mustafa Kemal, Trabzon Valisi ve Mebusu Hamit Bey'den göreve devam etmesini istedi, bu süre içinde mebusluktan izinli sayılacağını bildirerek diğer Trabzon mebuslarının yola çıkarılmasını istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 23)


Mustafa Kemal, Karabekir'e elde beş para olmadığını bildirerek, Azerbaycan Hükümeti'nden borç para alınması imkanının araştırılmasını istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 23)


Alemdar' da Refi Cevat: İstiklalimizi kurtaracak hareket, ancak, Anadolu'daki isyancıların (Kuvayı Milliye'nin) tepelenmesiyle mümkün olacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 23)


Genelkurmay Başkanı olarak vazifeye başladığım zaman, memleket askeri bakımdan iki cephe karşısında bulunuyordu: İç cephe ve dış cephe. İç cepheyi içerideki isyanlar açmıştı. Daha Meclis açılmadan epeyce zaman evvel, birçok yerde vakit vakit isyanlar olmuştu. Meclis açıldığı günlerde bu isyanlar büyük ölçüde yayılmaya başladı.


Dış cephe hasım devletlerle olan münasebetlerden dolayı kurulmuş bulunan askeri cephedir. Batıda Yunanlılarla, güneyde Fransızlarla muharebeler devam etmekteydi. Doğuda henüz muharebe şeklini almış bir hareket yoktu. Fakat Ermeni sarkıntılıkları devam ediyordu. Bunlardan ayrı olarak, memleketin başka bölgelerinde İtilaf Devletleri istedikleri yere müfrezeler çıkarıyorlar, işgal ediyorlar ya oralarda kalıyorlar veya çekilip başka bir yere gidiyorlardı. İtilaf Devletleri kendilerini bu teşebbüslerden men edecek hiçbir kayıt tanımıyolardı. İstanbul’da hükumet, Damat Ferit Paşa hükumetiydi. Damat Ferit Paşa hükumeti İtilaf Devletleri ile, Büyük Millet Meclisi aleyhine içlidışlı olarak beraber çalışıyordu.

Galip devletler Milli Mücadeleye neden fırsat verdiler, niçin seyirci kaldılar diye zihinlerde bir tereddüt hasıl olabilir. Bu tereddüdü ortadan kaldırmak için söyleyelim ki, onlar kuvvet sevk ederek Anadolu hareketini bastırmaya pek meyilli değillerdi. Gerçi bunu zaman zaman denemek istediler. Fakat Birinci Dünya Harbi’nin ağır yorgunluğundan ve ıstıraplarından sonra Anadolu’ya muntazam kuvvetler zevkine kendi milletlerince yeni bir sefer gözü ile bakılıyordu. Bu bakımdan Anadolu’ya muntazam kuvvetler göndermeyi mümkün görmüyorlardı. Bu önemli bir husustu. Fakat asıl sebebi yukarıda da söylediğim gibi, gördükleri manzaranın onları Türk milletinin içeride birbiri ile vuruşa vuruşa nihayet çöküp dağılacağı intibaını kesinlikle vermiş olmasıdır.


Bu konuda hatıralarım çoktur. Bir tanesini anlatacağım.


Ankara’da bir Fransız subayının, İstanbul’daki Fransız Kumandanlığından bir yarbayın bizimle görüşmek üzere Karadeniz’den İnebolu’ya çıktığını söylediler. Karadan sekiz on gün için Ankara’ya geldi. İnebolu’dan Ankara’ya kadar yolda yattığı yerlerde, kaldığı köylerde halkla konuşmalar yapmış ‘Ankara’ya gidiyorum, mesele hallolunacak, anlaşmazlık kalkacak, barış kurulacak’ gibi telkinlerde bulunmuş. Geldi, karşı karşıya oturduk.


‘Buraya tekliflerinizi öğrenmeye geldim. Bizden istekleriniz nedir, teklifleriniz nedir?’ dedi.


Sanki kendisini biz davet etmişiz gibi böyle konuşması tuhafıma gitti. ‘Bizim bir teklifimiz yok. Sizin bize bir teklif getirdiğinizi biliyorum’ dedim. O yine beni konuşturmak için ısrar ediyordu:

‘Hayır bizim bir teklifimiz yok’ dedi. ‘İstanbul’da bir hükumetiniz var, burada da ayrı bir hükumet kurdunuz. Aradaki ihtilafı halletmek için ne düşündüğünüzü bize ne teklif edeceğinizi öğrenmeye geldim.’ dedi. Savdım gitti.


(Kaynak: Hatıralar / İsmet İnönü / Syf 190)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG