3 Mayıs 1921

Mustafa Kemal, Fevzi ve İsmet Paşalar Batı Cephesi'nde, orduya verilecek yeni düzenle ilgili toplantılar yapıyor. Dün gece ve bugünkü toplantılar sonunda, Güney Cephesi'nin kaldırılmasına ve Refet Paşa'nın komuta ettiği Güney Cephesi birliklerinin İsmet Paşa komutasındaki Batı Cephesi emrine verilmesine karar verildi. Karar gizli tutulacak. Batı Cephesi'nde 1., III., IV., ve XII. Grup komutanlıkları teşkil edildi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Ankara Hükümeti, kuruluşundan yaklaşık bir yıl sonra Müdafaa-i Milliye (M.M.) Grubu'nu resmen tanıdı


İngiliz Haberalma Örgütü İstanbul Kolu'nun 26 tarihli raporuna göre, İsmail Ditsa adında bir Arnavutluk ileri geleni, Ankara'ya geldi. Rapora göre, yarın Mustafa Kemal'le uzun bir görüşme yapacak olan Ditsa, Arnavut Kuvvetleri Komutanı'nın bir mektubunu verecek, bunun üzerine Kemalistlerle Arnavutlar arasında bir ittifak anlaşması yapılması için görüşmelere başlanacak.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Milliyetci Heyetin başkanının kim olacağı üzerinde pek çok söylenti yayılmıştır, hatta İzzet ve bizzat Kemal’in adından bahsedilmiştir, ama sonunda Türk Heyetine başkanlık eden Ankara Hükümetinin Hariciye Vekili Bekir Sami olacaktır. Ankara’dan halkın yaşa varol sesleri ve dini sancakla birlikte hayır duaları ve Kut-ul Amara ve Çanakkale utkularıyla uğurlanan Bekir Sami, ustaca birkaç görüşme yaptığı Roma ve Paris yoluyla Londra’ya varmıştır.


Konferans 23 Şubat 1921 de başlar. Türk heyeti, at nalı şeklindeki masanın bir ucunda, İstanbul heyeti de öbür ucunda oturmaktadır. Konferansın toplanacağı bildirildiğinde, Sadrazam, Osmanlı heyetine Ankara’dan da birkaç temsilci dahil edilmesini telkin etmişti. Bu telkinin Kemal tarafından nasıl karşılandığı tahmin edilir; “ Millet Meclisi, meşru ve müstakil en yakın güçtür. Siz meşru Hükümetin Ankara’da olduğunu kabul etmelisiniz ve Padişah hazretleri, halkın iradesini ifaya muktedir, ülkenin tek teşekkülü olarak Millet Meclisi’ni tanıdığını resmen açıklamaktadır” İnsan ruh halini iyi bildiği için, Kemal hislerine hitap ederek Sadrazam’a iltifat bile etmektedir: “ Yüksek bir devlet adamı olarak Sadrazam hazretleri size, tarihi bir önemi haiz özel bir imkan sunulmuştur.” Sonunda, Sadrazam, Kemal’e hak vermeksizin boyun eğer, öyle ki her ikisi de Savoy Otelinde kalan iki Türk heyeti birbiriyle Londra’da buluşurlar.


Sultana sadakati ile vatanseverliği arasında yüreği parçalanmış ihtiyar Tevfik, dokunaklı bir artçı savaşı verir. Konferansın açılışımda, Sadrazamı içinden sadece bir cümlesi alınan konuşma yapar: “ Anadolu heyeti Türkiye adına konuşacak milli güvene sahiptir. Sözü Bekir Sami Bey’e bırakıyorum”


Ertesi günden itibaren, gerçekten de diplomatik olmayan bir gribe yakalanan Tevfik kaybolur. Bundan böyle, iki heyet adına da Sami söz alır. Bu hakimiyeti ele geçirişin ve tavrının ve giysisinin kendine verdiği başarı mı- hayret, bir redingot giymektedir ve fes’i bile yoktur- onun başını döndürmekte ve onu tedbirsiz teşebbüslerde bulunmaya sevketmektedir? Gerçekten de Sami, İzmir ve Trakya bölgesinin etnik yapısını incelemekle yükümlü uluslararası bir heyet gönderilmesini kabul eder; özel toplantıda, Lloyd George ile birlikte, Bolşevik baskısını durduracak bir “ Kafkas Konfederasyonu”na Türkiye’nin katılmasını anımsatır ve nihayet Londra, Roma ve Paris ile, özellikle Fransızlara ve İtalyanlara iktisadi nüfus bölgelerini arttırmayı öngören üç anlaşma imzalar.


Konferans sırasında Kemal’in kendisine gönderdiği çok kesin talimatını, kendisine bütün bu tarz girişimleri yasaklayan talimatını ne hale sokmuştur? Hiç. Millet Meclisi yazdığı raporunu aldığı zaman, kızgınlıktan titrer, herkesi, Bekir Sami’yi ihanetten, Hükümeti de temsilcilerin seçiminden dolayı suçlar.


Mayıs başında Sami döndüğünde, meb-usların siniri yatışmamıştır; istifa eden Sami, İstiklal Mahkemesinde yargılanmasını talep eder. Kemal bu kıyıma izin vermez; kürsüye çıkar ve enfes bir konuşma yapar, “ Evet Bekir Sami yanlış davranmıştır, ama millete öyle bir hizmet etmiştir ki, istifası bağışlanmaya değmez mi? Haydi, her şeyi unutalım” der. Sonra Sami’yi yarı resmi yeni görüşmeler için Paris ve Roma’ya özel seyahate gönderir.


KEMAL ATATÜRK BATI’NIN YOLU / ALEXANDRE JEVAHOFF / 162


Nurettin Gülmez ‘Anadolu’da Yeni Gün’ kitabında Yeni Gün gazetesinin ‘Türkçülük’ konusundaki görüşlerini anlatıyor:


Bu dönemde Yeni Gün’de yayınlanan yazıların bir kısmında da, İlkçağ Anadolu’sunun da Türkler’in elinde bulunduğunu kanıtlama gayreti vardır. Mahmut Esat yazısında şöyle demektedir:


‘Eski Yunan tarihçisi Heredot meşhur tarihinde, İyonyalılar, Anadolu’daki sömürgelerinde Turan asıllı kavimlerle uzun ve büyük savaşlar yaptılar’ diye yazmaktadır. Gerçekten de Orta Asya’dan Anadolu’ya çeşitli zamanlarda meydana gelen Türk göçü, çok eski zamanlara kadar uzanır. O kadar ki Babil ve Asur uygarlıklarının Turanlı kaviler tarafından meydana getirilmiş olduğuna dair belgeler çok fazladır.


‘Amasya Tarihi’nin yazıcısı Hüsamettin Efendi’nin söz ettiği ve asılları Türk olan Hititler’in Anadolu’nun her tarafında yayılmış olmaları tarihi gerçeklerdendir. Heredot da, İyonlar’ın sömürgelerini ateşe veren İskitler’le savaştıklarını haber vermektedir. Görülüyor ki, Türkler’in Küçük Asya üzerinde özgür ve bağımsız yaşama hakkı, sadece çoğunlukta olmalarından değildir. Bu aynı zamanda tarihi bir haktır.


Hititler’in, Nasturiliği kabul etmiş olan bir takım Türkler gibi Hıristiyanlığı kabul etmiş olan bir takım Türkler gibi Hıristiyanlığı kabul etmiş olmaları pek muhtemeldir. Bizans tarihçilerinden biri de Anadolu’da oturan eski Türkler’in vaktiyle Hıristiyanlığı kabul ettiklerini haber vermekte ve ayrıca Anadolu Rumları’nın Anadolu Türkler ile aynı teşkilata sahip oldukları da iddia edilmektedir.


Dil, tarih, antropoloji araştırmaları gösteriyor ki, hala kiliselerinden Allah’a Türkçe ibadet eden Anadolu Rumları, aslen Türk’tür. İlmi bir gerçektir ki, anadili Türkçe olan Anadolu Hıristiyanları ve Yahudileri Türk'tür. Ana dili Türkçe olan herkes Türk’tür. Türkiye Devleti, çağdaş hukukun gereklerine, her konuda ve bu ırkdaşları hakkında da uyacaktır.’


Bu konuda Besim Atalay’ın da ‘Anadolu Türkler’in En Eski Türk Yurdudur’ başlığını taşıyan makale ve konferansları vardır. Maraş, Niğde, İçel dolaylarındaki Hitit eserlerini inceleyen Atalay, bir çok batılı bilim adamının da Hititler’in Turanlı bir kavim olduğunu yazdığı eserlerden hareketle, Hititler’e Türk’tür, sonra da ‘bundan üç bin yıl önce Türk olan Anadolu, bugün de Türk’tür, Türk kalacaktır.’ Diyerek kesin bir sonuca varmaktadır.


(Kaynak: Anadolu’da Yeni Gün / Nurettin Gülmez / Syf 264)


GUN GUN KUTULUS yazi.JPG