3 Nisan 1920 Cumartesi

Halide edip Ankara’da Miralay Emin Bey ve karısı Didar Hanım’ın evinde 2 Nisan gecesi misafir oldu.


Halide Edip anlatıyor:


Bir sonraki gün erkenden Adnan (Adıvar), Celaleddin Arif Bey’le beraber Miralay İsmet Bey’i karşılamaya gitmişti. O sabah ben yalnızken birtakım Ankaralı kadınlar beni görmeye geldiler. Ankara çok bölgeciydi ve az istisna ile, İstanbullulara ‘yabancılar’ derlerdi. Didar’ın hizmetçesi kahve getirdikten sonra, hepsi birden etrafımı sardılar. Benim kadar can pahasına Milli Mücadele’ye atılmış olduğumu bilmekle beraber, dertlerini bana açmalarına çok içlendim.

‘Buraya bakın, biz de memleketimizin iyiliğini isteriz. Fakat niçin Ankara’da, İstanbul, İngilizlerin elindedir diye ümitsiz bir savaşa girdik? Biz onları yenip dışarı atabilir miyiz? Ankara’nın yarısı Çanakkale’de şehit oldu. Ne faydasını gördük. Bırakın her yer kendi hesabına dövüşsün.


Bu bölgeciliğin tam ifadesiydi. Etrafımız, komşularımız sefalet içinde yaşarken kendimizin barış ve dirlik içinde yaşayabileceğimize inanmak ne yazık ki eski dünyanın bir düşünüşüydü. Fakat Ankara kadınları bunu sırf kendi menfaatleri için söylemiyorlardı. O zamana kadar yapılan fedakarlıkların bir netice vermediğini görerek bu düşünceye varmışlardı. Ben onlara bu savaşın şimdiye kadar görüşmemiş derecede güç olacağını söyledikten sonra, nihayet muvaffak olacağımıza emin bulunduğumu da ekledim. Ben onları kandırmak için bunları söylemiyordum. Ben kendim bu savaşta muvaffak olacağımıza iman etmiştim. Öğleden sonra beni karargaha götürmek için bir araba geldi. İşte bu yer, yeni bir hükumeti ve yeni Cumhuriyeti yaratacak binaydı.


(Kaynak: Türk’ün Ateşle İmtihanı / Halide Edip Adıvar / Syf 137)


Yunus Nadi anlatıyor:


İkinci gün Ankara’da ziyaretlerle ve yerleşmekle geçti. Sabahtan itibaren arkadaşlar ikişer üçer Ziraat Mektebindeki karargahında Mustafa Kemal Paşa’yı görmeye gidiyorlardı. Bir aralık ben de gittim. Mektebin üst katına çıkılınca karşıya gelen büyücek oda Paşa’nın kabul salonu, görüşme ve çalışma odası ittihaz edilmişti. Salonun kenarına konulmuş saç soba yanıyordu. Bir iki kanepe koltuk ile üç dört sandayle ve bir masa odanın pek basit olan döşemesini teşkil ediyordu. Fakat orada gerek bu basit odaya gerek bütün binaya yalnız kemmi şahsiyeti ile başka bir mahiyet verdiren, ona heyvet izafe eden biri vardı: Mustafa Kemal Paşa

İlk görüşme bittabi umumiyet üzerinden geçiyordu. Mamafih bu umumiyet içinde ehemmiyetli konuşma parçaları yok değildir.


Paşa İstanbul’daki meclis azasından daha kimlerin gelmeleri ihtimali olduğunu büyük bir alaka ile anlamak istiyordu. İbrahim Süreyya Bey gibi arkadaşlarla Celaleddin Arif Bey’in bir takım olarak yolda olduğunu kendisi biliyordu ve bilhassa Celaleddin Arif Bey için:


‘Onun gelişi pekiyi olmuştur. Meclisi Mebusan’ın reisi İstanbul’u terketmekle çok iyi yapmıştır.’ Diyordu.


Ben Meclis’in nasıl basıldığını Rauf ve Kara Vasıf Beylerin nasıl götürüldüklerini anlattım. Paşa bir aralık hiddetten bulutlanan gözleri ile bakarak:


‘Yahu ben Rauf Beyi vaktinde bu hadiseden haberdar etmiş ve tedbir almalarını tavsiye etmiştim. İstanbul’daki kafasızları bir tarafa bırak, şu gözle görülecek ve elle tutulacak kadar aşikar olan hakikati kendi arkadaşlarıma dahi anlatamadım. Memleket bizim değil mi, onu en emin gördüğümüz herhangi bir noktada kurmak hakkımız değil mi?’


Bu meselelerde Paşa’nın derdi büyüktü. Onlar üzerinde ateşin ifadelerle söylendi durdu. Dikkat ettim. Paşa’nın gözleri parlayarak hiddetle söylediği zaman sanki şahsında ani bir değişme husule geliyor gibi oluyor. Hiç olmazsa insana sanki boyu biraz uzamış gibi, olduğu yerde dururken, hatta otururken yavaş yavaş yükseliyor gibi görünüyor.


Sonra erdirmek için:


-Netice şu oldu ki bizi yeni bir seçim külfetine daha maruz bırakmış oldular. Şimdi onu yapıyoruz. İyi ettiniz de çabuk geldiniz. Çalışacak arkadaşlara ihtiyacımız var.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Anıları / Yunus Nadi / Syf 249)


(Antep savunması için 24 Ocak, 26 Mart ve 29 Mart 1920 gönderilerini inceleyebilirsiniz.)


Kılıç Ali anlatıyor:


Antep ileri gelenlerinde Ermenilerin bizimle anlaşmak istedikleri ve Ermeniler vasıtasıyla Fransızların kovulmasının mümkün olacağı görüşü vardı. Gerçi herhangi bir nedenle Ermenileri Fransızlardan ayırmak ve Fransızları yalnız bırakmak doğru olacaktı. Müslüman ve Ermenilerin bazı ileri gelenleriyle, Ermenilerin koruyucusu durumundaki Amerikalı Mr. Merril, bir karma heyet halinde benimle görüşmeye geldiler. Onlara, Kuvayı Milliye’nin Ermeniler için hiçbir kötü niyeti olmadığını, düşmanca davranmadıkça eşit muamele göreceklerini; fakat iyi niyetlerini kanıtlamak için öncelikle silahlarını teslim etmeleri gerektiğini anlattım Bunun üzerine benim şehir dışında bulunmam koşuluyla, o gün saat 10’da düşmanlığa son vereceklerini garanti ettiler. Ermenilere kesilikle güvenemeyeceğimi söyledim fakat ısrarlar karşısında karargahımı Kızılhisar’a naklettim ve HAREKATIMIZA KAYITSIZ KALMAKTA ISRAR EDEN 13.Kolordu Komutanı’na şu telgrafı çektim:


‘Durum Antep’te Fransızlarla çatışmanın başlamak üzere olduğunu göstermektedir. Eldeki imkanlarla karşı koymak kesinlikle mümkün değildir. Milli hareketin tek dayanağı olan civar kolorduların ilgisiz kalması cidden endişe vericidir. Göz önünde olan şu tehlikeyi gidermek yardımınıza bağldırı. Dolayısıyla en yakın yerden ikişer top ve makineli tüfek ile yeteri miktarda cephanenin olağanüstü çabuklukla yetiştirilmesi rica olunmaktadır.’


Durumu Heyeti Temsiliye’ye de bildirdim. Ben şehirden uzaklaşır uzaklaşmaz bütün cephelerden ateş ve saldırı başladı. Amaçlarının beni şehirden uzaklaştırmak olduğu anlaşılıyordu. Hemen Antep’e döndüm ve duruma hakim oldum. Halkın yoğun tepkisinden de yararlanarak, şehir içindeki bütün kuvvetlerimizeşiddetli karşı saldırı emri verdim. Amacım düşman dışarıdan daha fazla kuvvet almadan Maraş’ta olduğu gibi kesin sonucu elde etmekti. Şiddetli sokak çatışmaları başladı. Maraş’a geldiğini öğrendiğim 5.Fırka Komutanı Cemil Cahit Bey’den seri ateşli toplam istedim. Cevap alamadım. Yalnız 13.Kolordu Komutanı Cevdet Bey, Antep Askerlik Şubesi başkanına çektiği şifrede, ‘Kılıç Ali adında birisinden aldığım telgraflara cevap verme imkanım yoktur. Kendisine bildiriniz Heyeti Temsiliye ile temas etsin.’ Diyordu. Şube başkanı ve maiyetiyle diğer fedakar subaylar çoktan emrime girip cephede görev almış, Antep yerinden oynamış, kahraman Antepliler silaha sarılarak ayaklanmış, Cevdet Bey ise hala bizimle ilişki kurmakta sakınca görüyordu. Ne cevap ne yardım geliyordu. Buna rağmen tüm önlemlerimi almış, güçlü bir duruma gelmiştim.


(Kaynak: Kılıç Ali’nin Anıları / Derleyen: Hulusi Turgut / Syf 103)


Hakimiyeti Milliye: Bugün İstanbul’da bir hükümet varsa bile milletin değil İngilizlerin hükümetidir. Bu hükümetin üyeleri, evlerine çekilip bir grev bile yapmadı. İngilizler, İstanbul’u işgal ederken Kuvayı Milliye’yi hesaba katmadı, bütün milleti ve İslam dünyasını ram edeceğini sandı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 467)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG