30 Ağustos 1920 Pazartesi

Yunan ilerlemesi karşısında iç barışı sağlamak ve direnci artırmak isteyen Meclis'in, Adapazarı ve Düzce'de ayaklanmaya katılanları bağışlayan bildirisi, Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat Paşa tarafından yayımlandı. S'de başlayan Düzce İsyanı önceki gün sona erdirilmişti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 191)


Dün Uşak'ı ele geçiren Yunanlılar, Aslıhanlar'a doğru ilerliyor. Yunan uçakları Eskişehir üzerinde uçtular ve Teali-i İslam Cemiyeti'nin bildirilerini attılar. Arızalanan bir Türk uçağı İnönü İstasyonu civarına zorunlu iniş yaptı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 191)


Dışişleri Bakanı ve Delegeler Kurulu Başkanı Bekir Sami Bey, aynı kurulda bulunan İktisat Bakanı Yusuf Kemal Bey'i, hazırladığı bir raporla birlikte Ankara'ya gönderiyor. 2 Eylül'de Moskova'dan hareket edecek olan Yusuf Kemal Bey'le gönderilmek üzere hazırlanan raporda, Sovyetlerin yardım verecekleri, Ermenistan yolunu diplomatik çabalarla, olmazsa kuvvet yoluyla açacakları, Bekir Sami Bey'in İtalya'dan silah satın almak için 1 milyon liralık yardım isteyeceği, Çiçerin'in Milli And sınırlarının etnik sınırlarla düzeltilmesini istediği ancak bunun kabul edilmediği, Sovyetlerden Halil ve Cemal Paşalarla. görüşme yapmamalarının istendiği belirtildi. Türk-Sovyet Anlaşması 24'te parafe edilmişti. Cavit Bey'in Talat Paşa ve Ahmet Rıza Bey'le mektuplaşması. Ahmet Rıza Bey' in Anadolu'da dayanmak veya Sevr'i kısmen kabul ederek uzlaşmak konularında tereddüdü, Fransa ile Ankara arasında uzlaşma sağlamak için arabuluculuk tasarısı...


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 191)


30 Ağustos 1920 İstanbul - Bristol’un raporu


Mustafa Kemal’in yaralandığı, Moskova’daki eski temsilcisi Bekir Sami Bey’in Tokat’ta öldürüldüğü yolundaki haberlere burada geniş çapta inanılıyor. Ancak Küçük Asya’nın iç bölgelerinden bilgiler ya Müttefiklerin lehindeki haberler dışında olanlara perde koyan Yunan, İngiliz kaynaklarından geliyor, ya da propaganda yapan Türk kaynaklarından. Bursa bölgesi bazı küçük çatışmalar dışında sessiz. İzmir cephesindeki faaliyet durmuş durumda, Uşak’ın Yunanlılarca ele geçirildiği bildiriliyor. Anadolu’da çok sayıda Kızıl Süvari birliklerinin bulunduğu ve Sovyet Rusya’dan ağır toplar gönderildiği yolundaki haberler kuşkuyla kabul edilmelidir. Rusya’dan Türkiye’ye bir gemi dolusu mühimmat gönderildiği İngilizlerce doğrulanmıştır. Başka bir gemi de beklenmektedir.


Saldırıyı sürdürmek konusundaki kararsızlıklarının ve İngiliz Yüksek Komutanlığı’nın Yunanlıların kusurlar konusunda yanlış anlamalarının, Yunanlıların morallerini bozduğu yolunda belirtiler vardır. Sorunu çözmek için işgal bölgesinin ikinci komutanı General Pangolos İstanbul’a kısa süren bir ziyaret yapmıştır. Şimdi işgalin ilk hızı geçince, Yunanlılar İngilizler için çarpıştıklarını anlamaya başlamışlardır. Bu durumu, kendileri de açıkça kabul etmektedirler. İşgal ettikleri toprakları ellerinde tutamayacaklardır.


(Kaynak: Amerikan Gizli Belgeleriyle Türkiye’nin Kurtuluş Yılları / Orhan Duru / Syf 99)


Sevr bir barış değil devletlerin bir devleti yok etme planlarıydı. Çünkü Padişah İstanbul’da esir hale getirilmiş, Doğu’da büyük bir Ermenistan hedeflenmiş, geri kalan toprakları İtilaf Devletler paylaşmış , her türlü gelir kaynağına el koymuşlardı. Memleketin içindeki azınlıklar Türk ve Müslümanlardan daha iyi bir hayat yaşayacaktı. Yunanlılar Türk’lerin baş belası olacak, Yeni Anzavurlar bulacaklar ve memleketi çıkmaza sokacaklardı.


“Türkleri hayvandan daha aşağıya bir dereceye indiren barış projesini sonsuza kadar ve kesinlikle reddetmeliyiz. Ey şan ve şerefi tarihlere destan olan millet! Sen Yunan gibi ve idiği belirsiz sefil yaratıklar karşısında hiç aciz kalır ve hiç mağlup olur musun?... Dünyanın tüm ezilen ulusları başında Bolşevik Rusya’nın olduğu bütün Doğu ve Asya bu inanışta bizimledir. Demek ki yalnız bizi değil bütün dünyayı zulüm ve esaretten kurtaracak yeni bir devrim mücadelesi içindeyiz. Bunda başarı hiç şüphesiz devrimin olacaktır. Devrim ki zulüm ve vahşeti sonsuza kadar yok edecek ve biz Türk ve Müslümanlar'’ olduğu gibi bütün ezilmiş ve esir ulusları özgürlüğe ulaştıracaktır.


(KURTULUŞ SAVAŞI’NDA ANADOLU’DA YENİ GÜN / NURETTİN GÜLMEZ / 249 – 250)


Cenap Şahabettin ( 1870 – 1934 )


Askeri doktor olan Cenap Şahabettin “çeşitli devlet memurluklarında bulunmuş, Darülfünun’da Fransızca çeviri Batı Edebiyatı ve Osmanlı Edebiyatı derslerini okutmuş, Kurtuluş Savaşı sırasında Peyam-ı Sabah gazetesinde Ali Kemal ile birlikte Anadolu’daki direniş aleyhine yazılar yayınladığı için öğrenciler tarafından istifaya zorlanmış, sonradan Milli Hükümeti destekleyen yazılar yazdı ise de Cumhuriyet döneminde siyasetten uzak yaşamak zorunda kalmıştır.


Cenap Şahabettin ile ilgili ilk yazıya Yeni Gün’de 30 Ağustos 1920 tarihinde rastlanılmaktadır. Türklerin son dönem yenileşme tarihinde Cenap Şahabettin kadar hazin ve kötü bir kişi görmediğini belirten Yeni Gün “ahlakın en karanlık uçurumlarına kadar yuvarlanmış, herkesin gözü önünde hain bir yüz olarak ortaya çıkmıştır diye yazmaktadır. Hayatın bütün safhalarında ahlaksızlığın en kötü örneklerini göstermiş olan Cenap, siyasi hayata da karışmıştır. Bunu ise para yada mevki için yapabilirdi. İttihat ve Terakki iktidarda iken onun en önemli meddahlarından biri olan Cenap; Almanlarla Türkler müttefik iken dünyanın en büyük milleti Almanlar, en pis yaratıkları İngilizler’dir derken; Mütareke olur olmaz dünyanın en kötü milleti Almanlar. En kötü insanları İttihatcçlar, en erdemlisi ve medenisi İngilizlerdir diye söylemeye başlamış. Dönek ruhlu bir insandır.


Meşrutiyet, yenileşme, demokrasi ve milliyetçiliğin en ateşli savunucusu iken, İstanbul’a İngilizler gelince “İstişare’yi bile gereksiz bulmuştur. Yaptığı işin kötü olduğunu bilmeyecek biri olmadığına göre, çıkarı için yapamayacağı iş olmayan bir kişiliğe sahiptir.


Ali Kemal ve Cenap İstanbul’un iki hain simasıdır. Cenap Ali Kemal’den daha iğrençtir. Çünkü Ali Kemal düşmanlıkta ve hainlikte ısrarlı ve kararlıdır. Cenap ise çıkarı karşısında değişen bukelemundur. Yüzüklü parmakları, bıyıkları ve yanakları beyazlaşan bir zülüf üstündeki çarpık fesiyle Cenap gerçekten değişken ruhlu bir insan örneğidir.


(KURTULUŞ SAVAŞI’NDA ANADOLU’DA YENİ GÜN / NURETTİN GÜLMEZ / syf 375 - 376)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG