30 Ağustos 1921

Sakarya cephesinde gece sessiz geçti. Türkler, Büyük Çalış ve Kara Süleyman köyleri dolaylarındaki ikinci savunma mevzilerine çekildiler. Yunanlılar bir parça toprak daha kazandı. Yunanların sol cenaha genel saldırıları durdu. Meydan savaşı, adeta mevzi çarpışmalar halini aldı. Her kolordu adeta kendi hesabına dövüşüyor. Bugün de saldırı ve karşı saldırılarla geçti. Türk birliklerinin kayıpları karşılanmaya çalışıldı. Emayeleri patatesten yapılma 3 uçakla faaliyet gösteren Türk pilotları, gerçekçi bilgiler topladılar. Yunan uçakları ise, Türklerin geri çekildiği haberini verdiler. Türkler, bir Yunan ikmal kolundan 10 otomobil ele geçirdi. Yunan saldırısının ağırlık merkezi, cephenin orta kısmında bulunan 4. Grup bölgesine kaydı. 1100 metre yükseklikteki Duatepe, önce Yunanlılardan geri alındıysa da sonra yeniden Yunanlıların eline geçti. Kartaltepe'yi de işgal eden Yunanlılar, Polatlı tren istasyonunun 4 km. yakınına kadar sokuldular, istasyonu tahrip ettiler. Yaşlı ve yorgun olan Yunan atlarına önemli görevler verilemedi. Türk cephesi biraz daha kuzeye, Haymana güneyine alındı. Yunanlılar bu kısmı yarma harekatına giriştiler. Demiryolu boyunca Yunan saldırısı kırıldı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Harington, bir Türk zaferine ihtimal vermiyor. Müttefiklerin İşgal Orduları Komutanı, İngiliz Savaş Bakanlığı'na gönderdiği raporda, iki ihtimal üzerinde duruyor: Ya Türk direnişi çökecek, ya da iki taraf yorgunluktan bitkin düşüp savaşı durduracaklar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


General Harrington İstanbul’daki Müttefik Orduları Başkomutanı olarak değil de bir İngiliz generali olarak Londra’ya şifreli bir telgraf gönderdi:

‘Yunanlar zafer kazandıklarını ileri sürüyorlar ve Ankara’ya doğru ilerlediklerini söylüyorlar. Ama benim aldığım bilgilerde bunu gösteren bir şey yok. Şiddetli çarpışmalar olmakta ve Türklerin sol kanadı ağır baskı altında bulunmaktadır. İki olasılık söz konusudur. Ya Türk direnişi çökecek ve o zaman Yunanlar başarı kazandıklarını söyleyeceklerdir. Ya da Türkler direnecekler ve o zamanda iki taraf yorgunluktan bitkin düşüp savaşı durduracaklardır.’

General harrington’un değerlendirmesine göre, Türkler için iyimser olasılık direnip Yunanları yormaktan öteye geçmiyordu. Türklerin zafer kazanması kesinlikle olanak dışıydı.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 164)


Tevfik Paşa'nın Amerikan Ajansı Müdürü'ne demeci: Biz her şeyden evvel barış taraftarıyız. Bu kadar masum kanların beyhude yere akışından dolayı şahsen müteessirim. Bu günkü mücadelenin neticesi ne olursa olsun, Avrupa istiklale ve yaşamağa olan hukukumuzu tasdikten başka bir şey yapamaz.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Açıksöz: Düşmanın zayiatı pek müthiş. -1.Habib: Yedi gündür yaramadıkları bir cepheyi, bundan sonra da hiç yaramayacaklar. Neye inat ediyorlar? Çekilse hüsran, dursa esaret, ilerlese ölüm bekliyor...


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: Düşmanın ölüm yolculuğu. -Pazar gün meydan savaşının en kanlı bir günü olmuştur. -Ordumuz Çanakkale Savaşlarına nazireler yapmaktadır. -Harp sahasında düşman cesetleri yığınlar teşkil ediyor. Vakit: Yunanlılar, kafalarını kayalara çarpmakta devam ediyorlar


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Onbaşı Halide Edip, Mallıköy istasyonunda Polatlı’dan gelip Ankara’ya gidecek trene bindi. Vagonlardan birine girdi. Bir iki adım atınca, bir kompartımanın açık kapısı önüne çökmüş bir erle karşılaştı. Bir kolu sargılar içindeydi.

‘Niçin burada oturuyorsun oğlum? İçeri girsene’

‘Ağır yaralı arkadaşlar rahat etsin’

İçeriye bakınca döşeme üzerine uzanmış bir er gördü. Öteki yaralılar yerde yatana göre durum almışlar. Tentürdiyot ve kan kokulu kompartımanın havasını derin bir arkadaşlık duygusu doldurmuş.

Çalan düdükle birlikte tren yola koyuluyor. Gün doğarken ise Ankara’ya yaklaşıyor. Halide Edip kompartımanın penceresinden başını çıkarınca, yandaki pencereden dışarı uzanmış yanık bir yüzle karşılaşıyor.

‘merhaba hemşerim’

‘merhaba’

‘Nerede yaralandın?

Sakarya berisinde

Hangi alaydansın?

Şehir Refet Bey’in alayından

Alay komutanını çok seviyordunuz galiba?

Hiç sevmez miydik? Refet Bey yok mu, bir ata binip de dağa sardı mı? Hepimizin yüreğinde bir debelenme olurdu. Hepimiz onun atından önce sıçramaya bakardık.

Yaralının mavi gözlerinde bir buğulanma oluyor. Sesinde derinden gelen bir donukluk var.

‘Alayında çok subay şehit var mı?

Ne diyon? Hepsi bizden önde koştu. Hiçbiri gerimizde kalmazdı. Onlar ah onlar ölmeyecekti ki…

Mavi gözlerde oluşan damlalar, kumral kirpiklerinden süzülüp toprağa düşüyor. Bu gözyaşları Sakarya’da okumuş subay ve yedek subayla, okul yüzü görmemiş er arasındaki boşluğun ne denli bir sevgiyle dolmuş olduğunu vurguluyor.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / syf 160)


Mustafa Kemal’in Sakarya Zaferi sonrası 19 Eylül 1921’de mecliste bir konuşma yaptı. O konuşmanın bugün ile ilgili olan bölümünden kesitler:


30 Ağustos2Ta tekrar düşman Beylikköprü mıntıkasında ve Sarıhalil ile Korsak mıntıkasında ve buradan doğuda Büyükçalış istikametinde ordumuzun sol kanadı aleyhine olmak üzere genel taarruza geçti. Bugünkü harekat neticesinde düşmanın tekmil taarruzları hemen her yerde muvaffakiyetle püskürtüldü. Yalnız Çalddağı batısından hafifi kıtalar ile gözetlenmekte olan araziye kolayca dahil olmuş olundu. Dolayısıyla düşman biraz daha zannederim ümitlendi.


(Kaynak: Atatürk’ün Bütün Eserleri Cilt 11 / Syf 404)


Ağustosun sonunda düşman Çal Dağını ele geçirmek için bütün kuvveti ile bu istikamete yüklenmeye başladı. Çal Dağı Haymana’nın hemen batısında çok mühim bir kilit noktasıydı. Çal Dağı’nı düşmana kaptırmamaya çalışıyoruz. Cephenin en mühim noktasında bir gedik acildi. Tehlikeyi önlemek için her taraftan kuvvet yetiştirerek bu gediği kapatmaya çalışıyorum. Bu esnada Çal Dağı’nı müdafaa eden kuvvetlerin solunda bulunan Selahattin Adil Paşa, Çal Dağı’nın düşeceğini hesap ederek cephesini tashih etmek, yani Haymana mevzilerini geriye almak istedi. Bana bunu teklif ediyor. Selahattin Adil Paşa’ya “ Düşmanla temastan evvel çekilmekten bahsedilemez. Komşu kıtalara yardımı düşünün “ diye emir verdim. Muharebe böyle devam ediyor. Yine bugünlerde Çal Dağı’nın sağındaki mevzileri müdafaa eden Grup Kumandanı Kemalettin Sami Paşa’dan bir rapor aldım. Grup Kumandanı diyordu k: Sabahtan beri aralıksız devam eden muharebeler neticesi bütün cephe sarsılmıştır. Akşama kadar dayanabilmemiz ancak düşmanın taarruzdan vazgeçmesine bağlıdır. Çal Dağı’nın batı eteklerini tutmakta olan alay büyük zayiat vermiş, mevcudu yüz elli askere ve birkaç zabite inmiştir.


Kemalettin Sami Paşa bunları bildirdikten sonra, cephesini geri çekeceğini yazıyordu. Bu teklifi de reddettim. Yazdığım emirde muharebe vaziyetinin grup kumandanının gördüğü kadar buhranlı olmadığına işaret ederek, mevzilerinizi akşama kadar muhafaza etmeye çalışacaksınız, dedim. Nihayet Çal Dağı da düştü. Fakat düşmanın da takati gittikçe tükeniyordu. Taarruzların zayıflamasından, aldığımız raporlardan ve esirlerin ifadelerinden bunu anlıyorduk. Gerçi biz büyük zayiat veriyorduk, ama düşmanın zayiatı bizden daha az değildi. Yunanlılar ayrıca ikmal güçlüğü çekiyorlardı. Süvari kuvvetlerimiz, bütün muhabere boyunca Yunan menzil hatlarına, ikmal noktalarına taarruz ederek düşmanın ikmal hizmetlerini aksatıyordu. Eylülün ilk haftasında düşmanın en çok ümit bağladığı sol cenahta sarsıldığını ve ricat istidadı gösterdiğini anladık. Teşebbüsü ele alma zamanı gelmişti. Buna hazırlanıyorduk. Yazdığım cephe emrinde, kumandanlarıma şu bilgiyi verdim.:


“İstanbul’dan gelen bir raporda düşmanın otuz bin zayiat verdiği, düşman ordusu içinde malarya hastalığının yayıldığı ve ricat etmeye hazırlandığı bildirilmektedir. Bir-iki gün evvel yine İstanbul’dan gelen malumattan, ordumuzun iyi müdafaa ettiği ve neticenin lehimizde olacağının İngiliz ricali tarafından ifade olunduğu bildirilmiştir. Bundan başka Fransız Hükümeti evvelce Ankara’ya gelmiş olan Franklin Bouillon’u kati talimat ve kafi salahiyetle Ankara’ya gitmek üzere hareket ettirmiştir. On beş günden beri geceli gündüzlü devam eden meydan muharebesinde, düşmanın bütün teşebbüslerinin kırıldığı muhakkak. Düşmanın daha mühim teşebbüslerde bulunabilmek için ezgin ordusuna istinat edemeyeceği gibi taze kuvvet almasına da imkan tasavvur edilemiyor.”


Artık General Papulas’ın bütün sinirleri bozulmuştu. Bunun üzerine sağ cenaha toplayabileceğimiz kuvvetlerle düşmanın sol cenahına mukabil taarruz yaparak, düşmanı kuvvetlerini çekmeye vakit bırakmadan bozgun haline getirmeye karar verdik. Sağ cenahta Kazım Özalp Paşa vardı. Sol cenahımızdan birkaç tümeni sağa kaydırarak Kazım Paşa’nın emrine verdik.


(Kaynak: İSMET İNÖNÜ / HATIRALAR / 253 - 254)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG