30 Aralık 1920

Hükümet kuvvetleri, Kütahya'yı Çerkez Ethem kuvvetlerine karşı işgal ettiler. Şehirde sıkıyönetim ilan edildi. Kütahya çevresinde Ethem'in kuvvetlerinden üstün kuvvet toplandı. Ethem ise Gediz'e çekilmiş ve Yunanlılarla ateşkes yapmış bulunuyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Büyük Millet Meclisi'nin gizli oturumunda Çerkez Ethem meselesinin tartışılmasına dünkü kaldığı yerden devam edildi. Bazı mebuslar, gönüllülerden meydana gelen Kuvayı Milliye'nin halka yaptıkları zulüm ve yağmacılıktan şikayet ettiler. Ethem'in dün Meclis Başkanlığı'na gönderdiği ve mebusları Hükümet'e dalkavukluk yapmakla suçlayan telgraf okundu. Kütahya'dan dönen mebuslar, Ethem ve Tevfik Bey'le yaptıkları görüşmeleri anlattılar. Meclis, Ethem'i lanetlemekle birlikte soruna barışçı bir çözüm bulunmasını istedi. Ethem'in, kuvvetlerinin başından ayrılarak bir tarafa çekilmesi, bunu kabul etmediği takdirde üzerine askeri harekat yapılması kabul edildi. Bu karar, Ethem'e tebliğ edilmek üzere Mustafa Kemal tarafından İsmet ve Refet Beylere bildirildi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


16 Aralık'ta kuvvetleri dağıtılan Demirci Efe, şahsına bir zarar verilmeyeceği garantisi alarak Hükümet kuvvetlerine teslim oldu. Efe, 50 kişilik maiyeti ile Karacasu ilçesinin Duacılar köyünde oturmaya başlayacak, 1959 yılına kadar sessiz ve sakin bir hayat yaşayacaktır.


Meclis'te memurların ve halkın yerli kumaş giymesinin mecbur tutulması istendi. Bu yoldaki kanun önerisi gündeme alındı. İhtiyaç olan kumaşın ancak onda birinin Türkiye' de yapılabileceği de belirtildi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Maliye eski Bakanı Cavit Bey, bir süre kalıp görüşmeler yapmak üzere geldiği Roma'da Sforza ile görüştü. Sforza, Yunanlılar güçlenmeden Ankara'nın harekete geçmesi gerektiğini söyleyerek bunun için Roma'da toplanmalarına ve Mustafa Kemal ile şifre haberleşmesine izin verdiklerini söyledi. İzmir ve Trakya üzerinde pazarlıklar yaptı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: Ben ettim sen etme: Düşmanlar bizi zor yoluyla yenemeyeceklerini anladılar. Ellerinde Sevr Anlaşması, dudaklarında lütufkar bir tebessüm, bizi sarhoş ederek yere sermek istiyorlar. Adeta "Ben ettim sen etme!" diyorlar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Bilecik görüşmeleri sırasında Avam Kamarasında Doğu sorunu tartışılırken, Lloyd George Ankara ile ilişki kurarak önemli noktalarda Ulusçuların İtilaf Devletleri’nin denetimine razı olmaları karşılığında “makul müsaadat-ı araziye’de bulunmak gereklidir” düşüncesini savunanlara karşı şunları söylüyordu: “…İstanbul Hükümeti’nin oluru olmaksızın Türkiye’nin resmi hükümetine karşı isyanda bulunan bir generalle ( Mustafa Kemal kastediliyor) görüşmelere başlamak bizim için olanaklı değildir… İstanbul Hükümeti, Mustafa Kemal’e başvurarak görüşmelerde bulunmuştur. Onunla uyuşması olanaklı olabilir. O halde biz bütün Türkiye’yi temsil eden bir hükümet karşısında bulunuruz. İstanbul ve Ankara’yı temsil eden bir hükümetle görüşebilirdik. Fakat, ilk anda bilinmesi gerekli olan şey, bunlardan hangisiyle görüşebileceğimizi saptayabilmek için iki yan arasında anlaşma olup olmamasıdır…”


Bu tümcelerden şunlar anlaşılıyordu: İngiltere resmi hükümet olarak İstanbul Hükümetini tanımaktadır. Ankara Hükümeti, Türk Ulusunu temsil edemez. Anadolu ile İstanbul’un anlaşması İngilizlerce bilinmelidir.


Bütün bunlardan Bilecik görüşmelerinin Batı dünyasında ilgi ile izlendiğini anlıyoruz. Batılılar niçin böyle bir beklentinin içinde bulunuyorlardı? Sevres koşullarının uygulanabilirliğini sağlayacak bir ortamın Anadolu’da oluşturulması gerçekleşsin. Buna en büyük güçlük, Mustafa Kemal olgusuydu. Bu olgu Batı’dan Yunan, Doğu’dan Ermeni ve Güney’den Fransa saldırısıyla o güne değin ortadan kaldırılamamıştı. Aynı zamanda kışkırtılan ve desteklenen iç isyanlardan da umulanlar elde edilememişti. Bu durumda bir de görüşme yolu denenmeli ve böylece Ankara İstanbul’a bağlanmalıydı. İşte Bilecik görüşmelerine Batı dünyası böyle bakıyor ve değerlendiriyordu. Mustafa Kemal’in ise görüşmelere nasıl baktığı ve değerlendirdiği yukarıda açıklanmıştı. İstanbul’daki bir kısım basın da Bilecik görüşmelerinden aşağı yukarı İngilizlerin görüşmelerine uygun sonuçlar çıkacağını bekliyordu. İkdam gazetesinin 30 Aralık 1920 tarihli sayısında “ inkişaf” başlığı altında yazılan başyazıda, Doğu sorununun çözümü yolundaki gelişmelerin Türklerce kolaylaştırılması isteniyordu. Bunun için Anadolu ile İstanbul Hükümeti arasındaki görüşmeler hızla bir uyuşmaya bağlanmalı ve resmi hükümet (İstanbul Hükümeti) tarafından bu sorun bir öneri biçiminde İtilaf Devletlerine ivedilikle bildirilmeliydi.


TÜRK KURTULUŞ SAVAŞINDA TÜRK BASINI / Dr. İzzet ÖZTOPRAK / 240 -241 – 242


TBMM toplanmış, milletin işlerinin yürütülmesini ve özellikle Kurtuluş Savaşı’nın yönetilmesini üzerine almıştı. Ama Meclis’te her iş hemen rayına oturmuş değildi. Saltanat sistemi dolayısıyla meclis sistemiyle ilgili bir kültürel birikim oluşmamıştı. Meşrutiyetler ise ya kısa sürmüş, ya bir kör döğüşü havası içinde çalışmalarını sürdürmüş, ya da iktidardaki partinin diktatörlüğüne dönüşmüştü. Böyle olunca meclisle ilgili bir gelenek ve birikim de meydana gelmemişti. Bu eksiklik TBMM’nde de kendisini hissettirmiştir. BMM’de görüşmeler bazen birdenbire karışmakta, düzenini kaybetmekte, sonunda üyelerin hem sinirleri yıpranmakta ve hem de zaman kaybolmaktaydı. Milletvekilleri görüşme konusunda yeterli deneyime sahip olmadığı gibi, iç tüzüğü de bilmiyorlardı. BMM’nin ruhuyla uygunluk taşımasa da, Meclis-i Mebusan’ın iç tüzüğünden faydalanılması fikri oltaya çıkmıştır.


Bir oylama sırasında azınlıkta kalan milletvekilleri “ Öyleyse bizim burada işimiz ne?” diyerek çoğunluğu baskıcı bir anlayışmış gibi düşünebilmekteydiler. Yani azınlıkta da kalsalar, bazen onların dediği olmalıymış anlayışı vardı. İstanbul Meclis-i Mebusan’ının iç tüzüğü de bir süre sonra eleştiri konusu olmuştur. “Meclis-i Mebusan’ın iç tüzüğü meşrutiyet zihniyeti ve düşüncelerini de beraberinde taşımaktaydı. Soru önergesi, açıklama isteğine, o da güvenoyuna dönüşebilmekteydi. Meclis yasama ve yürütme yetkilerine sahip olduğuna göre, yürütmeyle de daha yakından ilgilenilmesi gerekmekteydi. Sorumluluk yüklenmeli, ya da kuvvetler dengelenmeliydi. Ancak Meclis’in madem ki yasama ve yürütmeyi elinde toplaması tarihi bir zorunluluktur. O zaman yasama ve yürütme arasında TBMM’de bir uyum meydana getirilebilirdi.


KURTULUŞ SAVAŞI’NDA ANADOLU’DA YENİ GÜN / NURETTİN GÜLMEZ / 390


30 Aralıkta hiçbir mukavemetle karşılaşmadan Kütahya’ya girdik. Kütahya beş-altı aydan beri Ethem’in hükümeti altında bulunduğu için orada hemen örfi idare ilan ettim ve halkın ellerindeki silah ve cephaneyi teslim etmesi için tebligat yaptırdım. Biz Kütahya’ya geldiğimiz sırada Cenup Cephesi kıtaları da Kütahya yakınına ulaşmıştı. Refet Paşa Kütahya’ya geldi. Tümen kumandanları ile beraber bir toplantı yaparak harekatın bundan sonraki safhasını gözden geçirdik. Ethem Bey’in süvarisi kuvvetli idi. Refet Bey’in emrindeki birliklerin de büyük kısmı süvari idi. İki hareket tarzı üzerinde müzakerede bulunduk. Bir görüşe göre, Refet Bey’in süvari kuvvetleri ile Ethem’i takip etmesi, Garp Cephesi Kumandanlığının emrindeki piyade tümenlerinin bu süvariye destek olarak arkadan ilerlemesi en uygun hal tarzıdır. Diğer görüşe göre Garp Cephesi kuvvetleri Ethem’i takip edecek ve Cenup Cephesi kuvvetleri sol kanattan ilerleyecektir. Refet Paşa bu tarz hareket için ısrar etti ve neticede Garp Cephesi emrindeki süvari tugayını Refet Paşa emrine verdik. Cenup Cephesi emrindeki zayıf bir piyade tümeni de bizim kuvvetlerimize iltihak etti. Ethem’in tenkili için yapılan harekat buyunca Refet Paşa süvari kuvvetleri ile daima açıktan dolaşmış ve bu hareket tarzından dolayı tenkide uğramıştır.


Hiçbir mukavemet göstermeden Kütahya’yı tahliye ettikten sonra Ethem’in Gediz istikametinden çekileceğini tahmin ve hesap ediyorduk. Çünkü Gediz’de evvelce Yunan tümeni vardı, bu tümene karşı Ali Fuat Paşa’nın kumandanlığı zamanında Kuvayi Seyyare ile birlikte Gediz’e bir taarruz yapılmıştı. Çok muhtemeldi ki Ethem bu defa Yunanlıların Gediz’i savunmak için tuttukları ve tahkim ettikleri hatta bizi karşılayacaktır.


61.Tümenin bir alayı Kuvayi Seyyare emrinde kalmıştı. Kütahya’da öğrendiğimize göre Ethem çekilirken bu alay efradından kendisi ile kalmak isteyenleri alıkoymuş, geri kalanların silahlarını toplayarak memleketlerine gitmek üzere terhis etmiş.


İSMET İNÖNÜ HATIRALARI / 227-228


GUN GUN KUTULUS yazi.JPG