30 Eylül 1920 Perşembe

Türk-Ermeni savaşı devam ediyor. Türk Doğu Ordusu Menderek'e girdi. Ermeni Taşnak Hükümeti Başbakan ve Dışişleri Bakanı Ahan Canyan "Vatan ve hürriyetimiz tehlikede!" diyen bir bildiri yayımladı ve halkı yurt savunmasına çağırdı, savaşın durdurulması için Çiçerin'e bir mektup yazdı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yunan Kralı Aleksandr'ı maymun ısırdı. Kral, kan zehirlenmesinden 25 Ekim'de ölecek, bunun üzerine seçimler 14 Kasım'a ertelenecek, Krallık, İsviçre'de oturan Veliaht Pavlov'a teklif edilecekse de o bu isteği geri çevirecek, Meclis, kral naipliğine Amiral Pavlo Kanturyoti'yi atayacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Genelkurmay Başkanı İsmet Bey'den kumandanlara şifre: İstanbul'dan öğrendiğimize göre İtilaf Devletleri, Anadolu'daki hükümet reislerine suikastlar düzenleyeceklermiş. Karabekir'in İsmet Bey'e sorusu: Celalettin Arif Bey'le Mustafa Kemal'in ve sizin aranız nasıl? Cevap: Dostça değil. Celalettin Arif intikam hissiyle hareket ediyor... İsmet ve Fevzi Paşaların Albay Şefik Bey'i çağırıp Mustafa Kemal Paşa ile görüşmesini söylemeleri. Mustafa Kemal Şefik Bey'e Konya İsyanı'nı bastırma görevi veriyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


TBMM, sigara ve kibritten alınan vergiyi 2 misline, oyun kağıtlarından alınan vergiyi ise 5 misline çıkardı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Sevres antlaşması imzalandıktan sonra yabancı basında ne türlü değerlendirildi? İstanbul’da yayınlanmakta olan ve İtilaf Devletleri’nin propagandasını bütün güçleriyle yaymaya çalışan gazetelerde nasıl yorumlandı? Antlaşmanın imzalanmasını izleyen günlerde yazılmış olan ve 30 Eylül 1920 trhli İkdam’da yayınlanan Fransız gazetesi Journal des Debats’ın makalesinde, Anadolu direnişi hakkında olumsuz yorumlarda bulunuluyordu. Fransız gazetesine göre, Anadolu halkı, ‘insan padişahına karşı isyan ederse nasıl iyi bir Müslüman olduğunu iddia edebilir?’ düşüncesini paylaşmakta idi. Bu görüşlerin yanında şu sav da ileri sürülmüştü: Ankara’daki aşırıcıların girişimlerine karşı geçerli olan memnuniyetsizlik Anadolu’da genel bir durum almaktaydı ve öte yönden Kemalistler, Moskova yöneticilerinin elinde oyuncaktan başka bir şey değildi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı’nda Türk Basını / İzzet Öztoprak / Syf 193)


(26 Eylül ve 27 Eylül’deki gönderileri inceleyebilirsiniz.)


Ankara’ya ziyarete gitmek için yola çıkan savaş muhabiri Alaedine Haidar Eylül 1920 sonunda yolda yaşadıklarını anlatıyor:


Gün batarken, durağımıza varıyoruz…


Muhteşem vadideki ağaçların yaprakları arasından uzaktan uzağa kırmızı kiremitli beyaz köy evleri görünüyor, muazzam bir manzara.


Burası 1120 metre yükseklikte, büyülü bir dekorun ortasına kondurulmuş Ecevit Köyü.


Bir ateş çölü olarak tasavvur edilen Anadolu’dan çok uzaktayız sanırsınız.


Şark otellerinde ender rastlanan temizlikteki küçük ve güzel odama yerleşirken, pencereden dönemeçten fırlayan bir atlının dörtnala yaklaştığını görüyorum.


O gece handa konaklayacak bir Paşa’nın arabasının önünden gelen haberci bir jandarma bu. Fakat beklenen kişinin adını bize söyleyemedi.


Aniden atlı iki jandarmanın eşlik ettiği araba görünüyor ve ben minderlere kurulmuş kimi fark ediyorum? Bruenn’de kendisini tüccar diye tanıtan Muttalip Efendi.


Kendisini gerçek ismiyle ve keyifle takdim ediyor bu kez: Muhiddin Paşa (Muhiddin Paşa Kurtuluş Savaşı’nda bir dönem Kastamonu ve havalisi komutanlığı yapmıştır.)


Daha sonra hanın etrafında beraber tur atıyoruz.

Akşam vakti dağların tepelerinde inekler otlaklarından dönüyor ve çan sesleri yaklaşıyor tıpkı Alplerdekiler gibi. Her şey suskun ve çamların kokusu doymaz bir iştah bahşediyor yolcusuna.

Duvarlarına ateş vuran odamda, bir sürü yazı okuyorum; Fransızca yazılmış bir tanesi o kadar etkileyici ki buraya kaydediyorum:


‘Bedbaht bir gece, her şeyi arkamda bıraktım. Ancak teselli bulduğum şey şu ki, vatanım için dünyanın en kıymetli hazinesinden bile vazgeçerim.’ (İmza Bir Türk – 3 Eylül 1920)


İstanbul’dan Anadolu’ya umutsuzca savaşmak için kaçan binlercesi arasından bir kalbin isyanı duyuluyor.



Aşağıdaki satırları yazmaktan alıkoyamıyorum kendimi:

‘Ankara yolunda bir muhabir, yaşam hakkının korunması amacıyla adaletsizlik ve emperyalizme verilen bu ulvi savaşa adanmış biri olarak, Türk kalbinin samimiyeti hakkında fikir veren bu misafirperver çatı altında bir gece geçirdim.’


Aynı ölçüde misafirperver, beyaz sakallı, yaşlı hancı İsmail Ağa, öyle lezzetli bir yemek getiriyor ki Paşa ile ben anında yiyip bitiriyoruz.


Burada her şey gerçek kır hayatını hissettiriyor, mükemmel, özgür ve bağımsız…


İstanbul’dan, korkunç Pera’dan, acı ve utançtan uzakta…


Burada, tam tersine bu cesur ve misafirperver insanlarla, gökyüzünün engin berraklığında, yüksek zirveli dağlarda, çayırların hoş kokusunda, şehir insanı kendisini bambaşka hissediyor.

(Kaynak: Ankara’da Mustafa Kemal’in Yanında / Alaeddine Haidar / Syf 32)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG