30 Eylül 1921

Türk Batı Cephesi kuvvetlerinin Afyon'da Yunanlılara karşı bugün girişilmesine karar verilmiş olan saldırısı 2 Ekim'e ertelendi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


26 Eylül'de açılan Kars Konferansı'nın beşinci gününde Türk delegasyonu, Kafkas ötesi cumhuriyetleriyle ayrı ayrı anlaşmalar yapmak istediğini bir kere daha söylediyse de öteki taraflar buna razı olmadılar. Türk tarafı, önerisinden vazgeçmek zorunda kaldı. Kars Anlaşması 13 Ekim'de Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan'la Türkiye arasında toplu olarak imzalanacak


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Doğu Cephesi'ne, Sakarya Savaşı'ndaki insan kaybıyla Yunanlılardan alınan malzemeyi bildirdi. "Subaylardan 200 şehit, 812 yaralı, erlerimizden 2.000 şehit, 12.000 yaralı verdik. Şimdiye kadar tespit olunanlara göre düşmandan 25 otomobil, 180 deve, 1.000 arabalık topçu mermisi, 1OO'den fazla ağır ve hafif makinalı tüfek, 3 top, 4 uçak, 500 öküz ve beygir aldık.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Trabzon'dan İnebolu'ya cephane getirmekte olan Rüsumat 4 gemisi, Eynesil yakınlarında Yunan muhribiyle karşılaşınca karaya oturdu, yara aldı ve daha sonra yüzdürülemedi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Lord Curzon, Paris Büyükelçisi Lord Hardinge'e yazısında Franklin Bouillon'un ne amaçla Ankara'ya gittiğinin Fransız Dışişleri Bakanından sorulmasını isteyerek, İngiltere ile uyuşmaya varmaksızın Fransa'nın Kemalistlerle anlaşma yapmayacağı konusunda daha önce İngiltere'ye söz verilmiş olduğunu hatırlattı. Türk-Fransız Anlaşması 20 Ekim'de imzalanacak ve bu durum İngiltere ile Fransa arasında yeni sorunlar yaratacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Türkiye ile Fransa arasında esirlerinin salıverilmesi hakkında anlaşma... Anlaşma 9 Ekim' de yürürlüğe girecek


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İkdam: Galip biziz. Hakkımız teslim edildiği gün Türkler, dünyanın en barışsever ve sakin bir unsuru olduklarını ispat edeceklerdir


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Dönemin dışişleri bakanı Yusuf Kemal Tengirşenk ‘Vatan Hizmetinde’ adlı hatıratında anlatıyor:


Ben gittim üç gün hastayım diye evden çıkmadım. Üçüncü gün ’icra i Vekilleri Heyeti toplandı. «Paşa seni istiyor» diye ha­ber geldi, gittim. O zamanki meclis binasının riyaset odasında arkadaşlar toplanmışlardı. Mustafa Kemal Pa­şa reislik makamında idi. Müzakereyi açtı. «Fethi Bey bir formül kabul ettirmiş. Okusun da dinleyin.» dedi. Fethi Bey formülü okudu. Ekalliyetlere her hususta ekseriyetin hukukuna müsavi hukuk temin ediliyordu.

Fethi Bey: «Herkes kanun nazarında müsavi ve ay­nı hukuku haiz değil mi? diye izahlar yaptı. Akabinde reis paşa formülü reye koydu. Arkadaşların hepsi kabul etti­ler. En sonra «Sen ne diyorsun? Hariciye Vekili» diye benim reyimi sordular. Ben: «Arkadaşlar müttefikan for­mülü kabul etiler. Bu kararı icra ve tatbik edecek bir başka Hariciye Vekili bulunmasını rica ediyorum» de­dim.

Reis paşa: (Neden siz bu formülü beğenmiyorsunuz?)

Ben — Evet paşam beğenmiyorum.

Reis paşa — Neden?

Ben — Çünkü Paşa hazretleri Fethi Bey’in bahis bu­yurdukları hukuk müsavatı medenî hukuktadır. Bu cihette söyledikleri tamamen doğrudur. Fakat meşgul olduğumuz fertlerin hukuku değil cemaatin hukukudur. Yani siyasî hukuktur. Meselâ ekseriyete mensup fertlerle ekalliyete mensup fertlerin karışık oturdukları yerlerde ekalliyetin yani azlık cemaatin bir nispet dahilinde olsun polis ve jandarması şehir, kasaba, köy idarelerinde kendini tem­sil ettirmek hakkı olacak mıdır?

Reis paşa — Hayır... Bu bahis mevzuu değildir.

Ben — İşte bu sebepten arkadaşlarımdan ayrılıyor, formülü kabul edemiyorum.

Reis paşa — Öyle ise Hariciye Vekili ile arkadaşları arasında bir' meselede ihtilâf var. Bunun halli şimdiki ka­nunumuza göre meclise aittir. Müzakere hitam bulmuş- tur.

Hepimiz ayağa kalktık. Odadan çıkıp meclise gidiyor­duk. Mustafa Kemal Paşa beni yanına çağırdı. Yavaşça­cık: «Fethi Bey’i murahhaslıktan çekin. Bundan sonra siz yalnız konuşursunuz.» dedi.

Meclise gittik. Reis meseleyi arz etti. Fırtına koptu. Meclis Misakı Millîden asla ayrılmamayı, hükümete hariciye'ye ve dolayısıyla Franklin Bouillon ile konuşan mu­rahhasımıza kati olarak emretti ve nihayet ekalliyetler meselesi hakkında münakaşamız itilâfnamenin altıncı mad­desinde yazılı olduğu veçhile yani Misakı Millînin mad­desini burada aynen tekrar etmek suretiyle nihayete er­dirildi.

Hudut meselesinde çok uğraştık. Demiryolu plâtfor­munun hudut olamayacağını Fransız murahhasa söyledik. Verdiği cevap «Bu hududu sizin verdiğiniz tam selahiyetle hareket eden Hariciye Vekiliniz Bekir Sami Bey bizim hükümetimizle Londra’da imza etmiş olduğu mukavele ile kabul etmiştir. Değiştirmeyiz.» diyor, tadile yanaşmıyordu. Ben: Türk murahhasının selahiyetinin buralara kadar çı­kamayacağını, zaten Bekir Sami Bey’in sulh hey’eti murahhasası sıfatıyla Londra’da devletlerle akdeylemiş oldu­ğu mukavelelerin hepsini meclisin kabul etmemiş, red­detmiş olduğunu ileri sürüyordum. Fakat sözlerimiz» Franklin Bouillon’a kabul ettirmeye muvaffak olamadık. Bir de Sovyetlerle muahededen sonra Avrupa’ya da Fran­sa tarikiyle bir pencere açmaya şiddetle muhtaç olduğu­muz için zaruri kabule mecbur olduk. Fevzi Paşa cenupta Türkiye'nin tabiî hududunun Âsi nehrinin dirseğinden Fı­rat’ın dirseğine çekilecek bir müstakim hattı ve oradan Fırat’ı takip ederek aşağıda Musul vilâyetini bizde bıra­karak İran hududuna ulaşan hudut olduğunu söylerdi. Ta­biî ben de bu fikirde idim. İtilafname ile çizilen hudu­dun Türkiye için zorla kabul edilmiş olduğunu o hududun cenubunda kalan Türk toprakları ve halkı bizim için asla unutulmayacak, bir gün Türkiye’ye geri gelecek aziz memleketler olduğunu bunu Türk çocuklarının mukaddes bir) vazife bileceklerini defaatle Franklin Bouillon'a söylemekten geri kalmadım.


(Kaynak: Vatan Hizmetinde / Yusuf Kemal Tengirşenk / Syf 237)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG