30 Haziran 1921

Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, birliklerine yayımladığı emirde, düşman saldırısının beklendiğini belirterek tutulması gereken mevzileri bildirdi. Yunanlılar 8 Temmuz'da ileri harekata geçecek, Kütahya-Eskişehir Savaşları'nda Türk ordusu büyük kayıplar vererek Sakarya'nın doğusuna çekilecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İstanbul'da bulunan İngiliz Generali Marden, Yunanların Bursa cephesini ziyaretinden edindiği izlenimleri İngiliz Savaş Bakanlığı'na bildirdi: "Yunan ordusu iyi teşkilatlı, iyi talim görmüştür. Disiplin ve morali de çok iyidir. Buna karşılık Türk ordusu iyi teçhizatlı değildir. Durum Yunanlıların lehinedir." General Harington ise önceki günkü tarihle gönderdiği raporda, Marden'in iyimser raporuna rağmen kendisinin şüpheci olduğunu ve gerçek değerlerin savaşta anlaşılacağını yazmıştı. Curzon, Rattigan'a yazısında, Türkler İzmit'in batısındaki tarafsız bölgeye girerlerse, Müttefiklerin onlara karşı direneceğini bildirerek bunun hemen Ankara'ya iletilmesini istedi. Bu konudaki karan İngiliz Kabinesi dün almıştı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Fransa Başbakanı Briand, Yunanistan'ın arabuluculuk önerilerini reddetmesi karşısında Mustafa Kemal ile görüşmenin daha da gerekli olduğunu İngilizlere söyledi. İngiliz Yüksek Komiserliği Baştercümanı Mr. Ryan ise hazırladığı muhtırada "Mustafa Kemal'in Bolşeviklerden ürkmüş ve Müttefikler'in kucağına atılmaya hazır olduğunu gösteren herhangi bir belirti yok. O hala Milli Misak'ı gerçekleştirmek, Türkiye'deki bütün yabancı nüfuzunu yok etmek ve Türkiye'ye ilerde güçlü bir yer hazırlamak istiyor. İngiltere'nin Padişah Hükümeti'ni tek meşru hükümet olarak tanıdığını, Fransa ile arasına kama sokulmasına yanaşmayacağını belirtmek şartıyla Mustafa Kemal'le açıkça konuşulabilir." dedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Şehitlerin ve savaşta zarar görenlerin çocuklarını korumak amacıyla Himaye-i Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Derneği) Ankara'da kuruldu. Kadınların da üye olarak kabul edileceği derneğin onursal başkanlığını Mustafa Kemal üstlendi. Bir süreden beri tüzük çalışmaları yapılan derneğin kurucuları arasında Dr. Adnan, Mustafa Necati, Dr. Refik, İbrahim Süreyya, Yunus Nadi Beyler, Fevzi Paşa gibi tanınmış kişiler var. Başkanlığa İstanbul Mebusu Muhtar Bey, sekreterliğe ise Bolu Mebusu Fuat Bey getirildi. Başkanvekilliklerine Erzurumlu Nafiz ve Yunus Nadi Beyler seçilecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Venizelosçu olsun, Kralcı olsun Yunan gazeteleri genel olarak Müttefiklerin uzlaşma önerisinin hükümetçe reddedilmesini olumlu karşılıyor. Venizelosçular İzmir’in bırakılması telkinini duymak bile istemiyorlar. Kuşkusuz tepe noktaya erişmiş koşullar altında Konstantin’in bir uzlaşmayı kabul edemeyeceği genel izlenimi yaygındır. Yunan ordusunun Türklere karşı geçici zafer elde edebilmesi halinde, Konstantin muzaffer bir biçimde Atina’ya dönebilir. Ondan sonra İzmir’i bırakmaya zorlanırsa, o zaman yapabilir ve bunu da dış güçlerin isteği gibi gösterebilir. Taarruz yapılırsa bunun amacı, tahtı ve bugünkü hükümeti kurtarmak olacaktır. Bütün Yunanistan’ın dikkati İzmir’e ve oradaki yetkililere yönelmiştir. Atina’daki durum ise kötüden berbata düşmüştür. Amerikalılar dahil yabancı şirketler için, iş durumu çok kritiktir. Konsorsiyum yabancı paraların alış ve satışını durdurmuştur.


Hall


AMERİKAN GİZLİ BELGELERİYLE TÜRKİYE’NİN KURTULUŞ SAVAŞI / ORHAN DURU / 124


Kubbesi mavi göklerin açıklığı, yalçın kayalar minberi, ulu ağaçlar mihrabı, güneş top kandili… Ey mukaddes şehitler, size binlerce tehiyyat.


Geçen asırların bedbaht doğmuş bir Osmanlı çocuğuyum; zaman kırk yedi senedir, sabırlı bir heykeltıraş gibi vatanımın geçirdiği elemleri birer birer alnımın üstüne yazdı. Bu yalnız bir yaşayanın alnı değil, bir milletin yarım asırlık acılarını derin çizgilerde toplayan bir kitabe-i tarihtir. Türk’e vurulan her darbe yurdumla beraber hasta ocağımı sarstı. Ecdadımın fethettiği geniş ülkenin çiğnenen sınırları üzerinde kinin, gayzın, gazabın, yanardağların alev kustukça, kızgın bir çarkın dişleri arasında kalmış bir kırıntı gibi oradan oraya koştum. Asker babam hudutlarda vuruşurken anamın kucağı bana bir hicret mahfili oldu. Beşiğimi örten yorgan Nizip’ten, Kırım’dan sonra muazzez kemiklerini düşman atlılarının çiğnediği bir kabristanda bırakan büyük babamın kızına verdiği bir cihaz bohçasıydı. Yanımda ağlayan çocuk Plevne’de şehit olan bir amcanın öksüzü idi. Babamın son uykusunu uyuduğu kabri daha öpemedim. O da benim yurdumdan uzakta kaldı. Ne kara günler geçirdim. Çanakkale ailemin en kıymetli yiğidini kollarımızdan ayırdı. Bu daha güzel yüzünü görmeden hayatın ağır yükünü, elemlerini benimle beraber taşıyan kadın, evlatlarımın anası iki büyük babasının şehadet hatırasını zehirli birer ok gibi kalbinin üstünde taşır. O da kanının rengini bu vatanına göstermiştir.


Oh.. Ey İnönü ordusu, senin aldığın intikam, kazandığın büyük zafer kim bilir benim ne kadar Türk’ün sızlayan yarasına bir merhem sarmış oldu. Senin sakin azametinle örtülen benliğimde yüksek kubbeli bir mabet loşluğunun huzur ve emniyeti ver. Çadırlarının gölgesi, hastasını okuyan bir peygamberin elindeki hayırlı okşayışla alnımın hararetine ümidin ve itminanın serinliğini veriyor. Etrafımda varlığının neşrettiği itimadı elimle dokunur gibi hissediyorum. En şiddetli yıldırımlar ipekten dokunmuş ince bulutların içerisinde gizlendiği gibi, sen de ey Türk’ün ateşin celadeti, burada top dumanları ile sislenmiş çadırların altındasın.


Hiçbir hükümdarın tahtı, senin hudut kapılarını bekleyen nöbetçinin oturduğu bir kaya parçası kadar zamana hakim olmadı. Şarkın yarınki hayatı senin bugünkü sabah-ı zaferinle başlayacak. İşte şurada kuvvetli ayaklarını toprağa çarpan küheylanlarının kişnemesi, askerlerini a’sar-ı İslam'a duyuruyor. Cesur zabitlerinin topuğu üzerinde şıkırdayan mahmuzların çıkardığı çelik sesler, hiç şüphesiz, toprağıma ebedi bir selamet vaadi veriyor. Bu cenk yeri ne sehhar şey. Demir kuşaklı atlılar yeşil dağların bağrından geçiyorlar. Türk’ün gaza üzengileri parlıyor. Daha tarihe bu kadar yakından temas etmedim. Karşımda o, vicdanımdaki hisler bütün onun duyguları. Başımın üstünde tarih bir hale-i şeref vücuda getirmiş. Gölgesini duyuyorum. Bu kadar yüksek bir tak-ı zafer ki insaniyetin en büyük şerefleri altından geçtiği zaman kendini pek küçük görür.


Bize İnönü cengini anlatanlar, esatirin duymadığı menkıbeler naklettiler. Burada tarih ve esatir yaşıyor. Gecenin her şeyi örten siyah perdesi altında, siperlerden:


-Kimdir o ?

Diye bağıran nöbetçiye:

-Tarih yolcuları oğlum.

Diyebilsem kendimizi daha iyi tarif etmiş olacağım sanıyorum.


Hakimiyet-i Milliye, 30 Haziran 1921


KURTULUŞ SAVAŞI VE EDEBİYATIMIZ/ İNCİ ENGİNÜN-ZEYNEP KERMAN-SELİM İLERİ/ 222-223-224

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG