30 Kasım 1921

Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa'nın Doğu Cephesi Komutanlıği'na bildirdi. gine göre İngilizler Enver ve Halil Paşalarla temasa gelmek istiyorlar. Genelkurmay'ın yarınki yazısında Harington'un, Enver Paşa'ya verilmek üzere Sedat adında birine bir takım evrak verdiği belirtilecek, Karabekir'in 1 1 Aralık tarihli cevabında ise, İngilizlerle Enver ve Halil Paşalar arasında aracılık yapan kişinin Batum'da hapsedilen İsmail Hakkı olduğu bildirilecektir. (Karabekir 3:330, 331 ) (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Cemal Paşa, Münih'ten Mustafa Kemal'e yazdığı mektupta, Türkistan'da Rusya aleyhine ayaklanma çıkarmak fikrine kapılan Enver Paşa'yı delilikle suçladı. Enver Paşa çevresiyle ilişkisini kestiğini bildirerek kendisine güvenin devam ettiğini bildiren mektup istedi. Cemal Paşa, Berlin'de Afganistan ordusunun ihtiyaçları için bulunuyor. (Tanin: 4.2. 1945) (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Franklin Bouillon, Hamit Bey ve Muhittin Paşa'dan meydana gelen TürkFransız kurulu Adana'ya geldi. İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Hamit Bey, Kilikya'nın idaresini üzerine aldı. (Ayhan: 133; Jaescbke 1 : 1 68) ; YG: 29, 30 Kasım, 1 Aralık; HM: 1 Aralık) (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Frunze, Trabzon'da beş gün kaldıktan sonra Samsun'a geldi. Anılarında belirttiğine göre Samsun'da 27.000 nüfustan 1 8-20 bini Türk. Geçen seneki isyandan sonra Rumlar yok denecek kadar azalmış. Bafra, Amasya, Çarşamba yönüne giden yollar boyunca hiç bir Rum köyü kalmamış. (Fnmze: 30-3 1 ) (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Açıksöz'de 1. Habib: Dahili Rumlar Türk ırkındandır. (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


29 Kasım akşamı saat 9’da Trabzon’dan yola çıktık. Çok içten, sıcak bir ilgiyle uğurladılar bizi. İskeleye bir şeref kıtası, bando mızıka göndermişlerdi. Bizim Rus ge­misi «Georgiy» e bindik. Bu, Karadeniz filosundan 700 tonluk bir drednottu.([1]) Hava şartları kötü giderse bu ge­mide yolculuk yapmak çok sıkıntılı olacaktı. Ama bizim şansımıza hava son derece güzeldi ve zevk içinde bir yol­culuk yaptık. Trabzon’dan Samsun’a 7-8 knotluk (**) bir hızla, 25 saatte geldik. Eğer geçirdiğimiz ufak bir heye­canı saymazsak olaysız bir yolculuk yaptık sayılır. Gece saat 4-5 sularında birden karşımızda bir savaş gemisi beliriverdi. Aklımıza gelen ilk düşünce bunun bir Yunan gemisi olmasıydı. Trabzon’dan beri bize refakat eden Türk Subayı Yüzbaşı Haşan Bey, bir anda Rus tayfası el­bisesi giydi ve tedbirli olmak için herkes birtakım işlerle uğraşıyormuş gibi yaptı. Bu yabancı gemi projektörle birkaç kez bizi aydınlattı ve durmamız için işaret verdi. Biz, aldırış etmeden yolumuza devam ettik. «Düşman» ge­mi bizi bir kez daha aydınlattı ve sonra gecenin karanlı­ğında kayboldu gitti. «Georgiy» in kaptanı bunun üzeri­ne öğünerek şu açıklamada bulundu: «Düşman gemi bi­zim Georgiy'in görünüşünden korkarak kaçtı.» Gece ka­ranlığında kocaman bacaları, direkleri ve yarı savaş ge­misi görünümüyle gerektiğinden fazla etki uyandırmıştı anlaşılan. Yalnız şunu da söylemek gerekir ki, bizde de küçümsenmeyecek silâhlar vardı. Üç makineli tüfek, 37 kalibrelik bir top ve yedek olarak da 13 mermi...

Yolun geri kalan bölümünde başka bir gemi iie kar­şılaşmadık. Hep kıyıya oldukça yakın yol aldık. Kara De­nizin bütün güney kıyıları baştan başa kayaiık. Dağ zin­ciri doğudan batıya gidildikçe alçalarak, Boğaziçi’ne de­ğin aralıksız olarak uzanıyor. Dağlar çoğunlukla tam kı­yıya kadar yaklaşıyor, kıyıda en ufak bir düzlük bile gö­rünmüyor. Az da olsa kıyıdan uzaklaştığı yerlerde de ya bir köy, ya bir kasaba göze çarpıyor. Dağlar ormansız, yeşillik yerine sadece çalılıklar var. Tüm yüksek tepeler karla örtülü. Denizde en ufak bir dalga bile yok. İnsan sanki Volga üzerinde gidiyor gibi hissediyor kendini. Ge­minin yanında martı ve yunus sürüleri yarış ediyor biz- lerle. Akşam saat 1O’da Samsun’a yaklaştık. Şehir uzak­tan göründüğünde, o aydınlık yapılarıyla gecenin karan­lığında son derece güzel bir tablo serildi gözlerimizin önü­ne. Şehir amfiteatr halinde ve oval biçimde limanın kı­yısında yayılmış. Limanda birkaç gemi ve iskuna (*) du­ruyordu. Bunlardan biri savaş gemisi. Bu 1800 tonluk bir Amerikan mayın tarayıcısı. Burada statsioner (20) olarak kullanılıyor. Geceleyin yolda karşılaştığımız tekne de Amerikanmış ve Samsun’dan çıkmış, Trabzon'a gidiyor­muş. Demir atıldı, kayık indirildi ve ön araştırma için Ha­şan Bey binip gitti. Bir saat sonra yerli yöneticilerle bir­likte bir Türk kayığıyla geri döndü. Yarım saat sonra da şehirdeydik. Rumlar ve Rus uyrukluların bulunduğu bir otele indik.II (Kaynak: Frunze’nin Türkiye Anıları / Syf 27)


PADİŞAHIMI BURAYA KADAR SEVERİM!

Son gelen "Hâkimiyet-i Millîye" gazetesinde İngilizler "Saray"la yaptıkları gizli muâhede hakkında "Matin" gazetesinden nakledilen ifşaatı bir arkadaşıma okuyordum, Türkiye-Fransa İtilâfı, İngiliz ve Fransız mat­buatı arasında şiddetli münakaşâtı mucîb olmuş. İngilizler Fransızları müt­tefikliği unutarak Türklerle münferiden sulh yapmakla ithâm ediyorlar. "Matin"in açık göz, açık kulak muharrirlerinden biri de İngilizlerin, nâlini sırf kendi taraflarına yontmak için, bir iki sene evvel Damat Ferit ile yap­tıkları gizli muâhedeyi ifşâ ediyor, "Saray" bu muâhede ile "Dol- mabahçe"yi bir hidiviyyet, Halifeyi tuğlu bir gölge, bütün milleti de İn­giliz'in elinde sağımlık bir inek yapıyor. Ah çekerek ve yumruk sıkarak bu iğrenç fırıldağı okuduktan sonra aklıma bir hikâye geldi, arkadaşıma an­lattım.

Meşhur İncili Çavuş, İran sefareti vazifesiyle Tahran'da bulunurken bir gün Acem şahıyla beraber ava çıkmışlar. Şah kendi bendegânının ken­disine ne kadar sadık olduğunu anlatmak için İncili Çavuş'un önünde bir tecrübe yapmaya karar vermiş. Bendegânmdan birini çağırmış:

-Bana olan sadâkatini ispat için git kendini şu uçurumdan aşağı at!

Zavallı Acem bu irâde-i şâhî önünde bir dakika tereddüt etmeksizin gidip kendini uçuruma atmış ve tabii parça parça olmuş. İkinci bir ben­desini çağırmış, önada aynı emir, o da aynı fedakârlığı göstermiş. Ondan sonra İncili Çavuş'a dönerek demiş ki:

-Sen de padişahına sadakatini ispat etmek istiyorsan aynı şeyi ya­pabilir misin?

İncili Çavuş hiç düşünmeden "hay hay" demiş, cübbesini topladığı gibi uçuruma doğru koşmaya başlamış, tam uçurumun kenarına varınca durmuş; şah, onun bu tevakkufunu görünce soruyor:

-Hani ya, niye atılmıyorsun?

İncili, zeki dudaklarına bir tebessüm çizerek cevap vermiş:

-Yok, ben padişahımı buraya kadar severim!

Arkadaşım hikâyeyi dinledikten sonra dedi ki:

-Nükteyi anladım, bizim ”saray”da bütün millete "benim hatırım için uçuruma atılınız!" emrini verdi, biz bütün millet uçurumun kıyısına ge­lince bereket versin ki "Yok, biz padişahımızı buraya kadar severiz" dedik, dedik ve döndük!

Arkadaşımın bu sözü üzerine güldüm, o da güldü: Lâkin, dü­şünüyorum, bu gülüşlerde ne kadar derin bir acılık vardı!

Açıksöz, 30 Kasım 1921, Sayı: 348.

(Kaynak: İsmail Habib Sevük / Mustafa Eski)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG