30 Mart 1920 Salı

İçişleri Bakanı Hazım Bey, Hürriyet ve İtilafçıların şikâyetleri konusunda Padi­şah’m sorularına cevap verdi. Kuvayı Milliye’den başka kurtarıcı bir kuvvet ol­madığını, gizli yollarla bu kuvveti desteklemesi gerektiğini söyledi. “Ferit Paşa iktidara gelirse emriniz Üsküdar’dan öteye geçmez” dedi. Damat Ferit de Padişah’la bir görüşme yaptı. Vahdettin, İçişleri Bakanı’nın görüşlerini ona aktar­dı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 459)


Ebubekir Hazım Tepeyran anlatıyor:


O günlerde Hüseyin Kazım Kadri Bey (Dağıtılan meclisin Birinci Reis vekili) Nezaret Dairesine gelerek:


‘Padişah, Ferit melununu yine Sadarete getirecek.’ Dedi.


Padişah ‘Ferit Paşa değil, Rum patriki, Yahudi Hahambaşısı da olsa getireceğim.’ Demiş olduğu için felaket muhakkaktır. Buna engel olmak lazım. Madem ki Salih Paşa Kabinesi bilinen tazyiklere karşı koyamayarak çekilmek mecburiyetinde bulunacaktır. Sadaretin Tevfik Paşa’ya kabul ettirilmesine çalışılsa fena olmaz. Çünkü evvelce yapılan teklifi Tevfik Paşa, sağlık durumunun müsait olmadığı bahanesiyle kabul etmemişti.


O gün Tevfik Paşa’nın konağına gittim. Beni pek bilinen nezaketiyle kabul etti ziyaretteki maksadımı anlattım.


‘Evet, Ferit’in sadarete gelmesine engel olmak lazımdır. Haller çok mühim ve naziktir. Bugün gider padişahı görürüm. Fakat atı alan Üsküdar’ı geçti.


Tevfik Paşa o gün veya ertesi gün Saraya gitti, padişahla görüştü, fakat ne yazık ki bu tedbir başarıya ulaşamadı.


Ben 30 Mart Salı günü Yıldız Sarayı’na gittim. Vahdettin beni kabul etti. Bir iki mesele bittikten sonra:


‘Efendim müsaadeniz olursa bir maruzatta bulunacağım’ dedim. ‘Nasıl musibetlerle dolu günler yaşadığımızdan bahse lüzum yok. İtilaf mümessilleri Müslümanlar elinde küçük bir çakmak bile bırakmamak istedikleri gibi Anadolu ahalisini de koyun sürüsüne çevirmek arzusundadurlar. Biz İstanbul’da çevrilmiş bulunduğumuz için bunların üstesinden gelecek kuvvete sahip değiliz. Kuvayi Milliye denilen şey işte bu kuvvettir ki hiç kimsenin ummadığı zamanda ortaya çıkmıştı. Mesela şu telgrafnameyi şimdi aldım. Haçin kasabasında Ermeniler 80-100 kadar Türk’ü kiliseye doldurmuşlar, yakacaklarmış. Bizden imdat umuyorlar. Bunları kurtarmak için Kuvayi Milliye namı verilen Türk vatandaşlarımızdan başka meydanda iç bir kuvvet yoktur. Anadolu’nun da kolaylıkla yutulmasına karşı koyacak dikenli bir kuvvet olmasından dolayı bu kuvveti de BİZİM ELİMİZLE KIRMAK İSTİYORLAR. Gerek devletin gerek şahsınızın saadeti için bu kuvvetten başka bir ümidimiz, dayanağımız yoktur. Onun için burada esir halinde bulunuyoruz. Zatışaheneleriniz mümessillere karşı bu kuvvetin kendi kendine teşekkül ettiğini ve bunu menedecek elde başka bir kuvvet bulunmadığını söyleyin. Teşkilatın gelişip kuvvetlenmesi için de her ne yapmak lazım gelirse yapılmasını gerekenlere gizlice emir ve irade buyurunuz. Müşterek selameti bu kuvvette tesis edemezse artık bizim için her şey bitmiş demektir.’


Padişah oturan Başkatip Ali Fuat (Türkgeldi) Bey’e dönerek:


‘Söyleyiniz ben bu fikirde değil miydim? Bu heriflere (Ferit Paşa ve etrafındakiler olacak) anlatabildim mi?


Bu bu sözlerden faydalanarak:


‘Efendim Ferit Paşa 30 sene önceki bir sefaret katipliğinden başka devlet işlerinde bulunmamıştır. Vilayetlerimizi ve yöneticilerini de tanımıyor. Sadaret makamına geldikçe vali diye vilayetlere öyle adamlar musallat etti ki… Etrafına öyle adamlar topladı ki bunlar Saray için utanç vesilesi olur. Birkaç günden beri gazeteler yine Ferit Paşa’nın Sadarete geleceğinden ısrarla bahsediyorlar. Bu tahakkuk ettiği andan itibaren Üsküdar’dan öteye emrimiz gemeyeceğini arz etmeyi bir sadakat gereği sayarım.’


Gitmek için müsaade istedim ve çıktım. Ben çıkarken orada bulunanlardan biri ‘Ferit Paşa geldi’ diyordu.


Bu vakadan bir gün sonra Müşir Fuat Paşa geldi ve dedi ki ‘Sözlerinizde pek ileri gitmişsiniz. Galiba Damat Ferit Paşanın da aleyhinde bulunmuşsunuz. Ne söylediniz ise padişah ona harfi harfine nakletmiş. Kendinize acımıyorsanız bari çoluk çocuğunuza acıyınız.’


‘Hakkınız var’ dedim fakat bazen söz söylerken de insan dilini tutamaz.


(Kaynak: Belgelerle Kurtuluş Savaşı Anıları / Ebubekir Hazım Tepeyran / Syf 42)


Dışişleri eski Bakanı Halil Bey, tutuklu bulunduğu Malta’dan Curzon’a bir mektup gönderdi. İngiliz Hükümeti’nin yanlış yolda olduğunu hatırlattı. Mek­tupta özetle şöyle dendi: Yüzeyde bazı başarılar kazanabilirsiniz ama dipteki taban canlı kalacaktır. Türk milletinin yüce onurunu söndürebilecek hiçbir kuvvet yoktur. Türkler savaştan ve ızdıraptan sonra yine de dünyanın karşısın­da dimdiktir. Türkiye’yi sürekli bir dost, hatta müttefik olarak kazanabilirsiniz, ama bu yöntemlerle ve bu baskı politikasıyla değil.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 459)


Yüksek Komiser Robeck, Curzon’a gönderdiği raporda, İstanbul Hüküme­ti’nin Kuvayı Milliye ve Mustafa Kemal aleyhindeki bildiri taslağını yetersiz görerek geri çevirdiklerini haber verdi. Robeck’in raporunda şu görüşlere de yer verildi: Türk Hükümeti, her ne pahasına olursa olsun, başta kalmak ve za­man kazanmak istiyor. Millî harekete düşman olanlar, Hükümet’i düşürmeye çalışıyorlar. Ferit Paşa başa geçse bile, İngiliz yardımı olmadan milliyetçileri bastıramaz.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 459)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG