30 Mart 1921

İkinci İnönü Savaşları'nda dördüncü gün. Türkler, savaşı heyecanla izliyor. Savaş, büyük kayıplar karşılığı Yunanlılar lehine gelişiyor. Bugün Türk birlikleri bir parça geri çekildi. Bütün cephelerde kanlı savaşlar oldu. Atina'dan İzmir'e takviye kuvvetleri gönderiliyor. Bozöyük yanmaya devam ediyor. Bugün alınan haberlere göre, Yunanlılar Nazilli'deki bütün Müslüman erkekleri hapsettiler; Çeşme ve Sakız'daki Rumlar silah altına çağrıldı, Ayvalık'ta Müslümanlar öldürülüyor. Uşak'taki Türkler silahlanarak Türk ordusunun karşı saldırısını beklemeye başladılar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Kral'ın Genel Yaveri Dusmanis, Savaş Bakanlığı'na, Kral'ın Anadolu'ya giderek kumandayı ele almasını, orduda disiplini sağlamasını, askerlere moral vermesini, işgal edilen yerlerde başka milliyetten insanların servet ve namuslarının garanti altına alınmasını, buralardaki Türklerin silahsızlandırılmasını önerdi. Kral 1 2 Haziran'da İzmir'e, buradan Kütahya ve Eskişehir'e gelecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Ankara, cepheyi güçlendirmek için bazı tedbirler aldı. Karadeniz yoluyla Sovyetlerden gelecek yardımları engellemek için Yunanları kıyılarda yapacakları saldırılara karşı uyanık bulunulması emredildi. Fevzi Paşa, bütün atlı birliklerin Refet Paşa, genel hareketin de İsmet Paşa tarafından yönetilmesini emretti. Mebuslardan bazıları cepheye gitmeye başladılar. Fevzi Paşa, Doğu Ordusu'nun başlıca birliklerinin Akçakoca'ya nakledilmelerini de istedi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Padişah Yunan saldırısı nedeniyle, doğum günü için yapılacak geleneksel törenleri yasakladı


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Enver Paşa Afganistan'da bulunan Cemal Paşa'ya yazdığı mektupta, Rusların Cemal Paşa'ya silah göndereceğini bildirdi. Ali Fuat Paşa ve Rıza Nur'la görüşmelerini anlattı: "Enver, Cemal Paşa, Anadolu adına söz söyleyemez" diye Moskova'da lüzumsuz bir söz sarf etmişler. Halbuki ben Anadolu adına hareket etmedim. Şahıslarımızla kalmayacak bir teşkilat kurabilirsek, amacımıza ulaşabiliriz. Şerif Paşa'nın, Talat Paşa'nın öldürülmesinden ötürü Cavit Bey'e başsağlığı mektubu


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Peyamı Sabah'ta Ali Kemal, Ankara'ya hücuma devam ediyor: Hata içinde hata. Böyle bir devleti idare edebilecek kadar akıl ve irfanı olmadığına zerrece şüphe olmayan bir taifeye zaman-ı idaremizi teslim eylemeye devam edecek miyiz? Bütün dava, bu sualin cevabına bağlıdır. Hakimiyeti Milliye: Pontos gizli Rum cemiyeti (tefrika). -Düşman taarruzu kırıldı. Yunan ve İngiliz cinayeti bu defa da sonuçsuz kalıyor. Kesinlikle muzaffer olacağız. Gaye-i Milliye: Garp cephemizde düşmanın en büyük taarruzu Allah'ın yardımıyla kırıldı. Kahraman kıtalarımız, düşman savletlerine kahramanca göğüs germektedir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


İkdam: Meydan savaşı devam ediyor. Şark'tan 40.000 kişilik kuvvet geliyor. Macar Magyarsag gazetesinde Budapeşte Konsolosu Enis Behiç'in Türk hayatında medenileşmenin başlangıçları konulu konferansı


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Akşam'ın ikinci baskısı: Okuyucularımıza müjdeler! Yunanlılar Eskişehir önünde müthiş bir bozguna uğradılar. Bir fırkaları esir edildi. Düşmanın iki fırkası şiddetle takip ediliyor. Bunlar da esir edilmek üzeredirler. -N. Sadık: Sonuna kadar! -(İsmet ve Fevzi Paşaların resmi).


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


29 Mart tarihli İstanbul gazetelerinde yer alan bu demeç, 30 Mart 1921 tarihli İkdam gazetesinin başyazısında olumlu biçimde yorumlandı. Başyazıda, Fransa’nın Doğu’da barışın sağlanmasından yana olduğunun anlaşıldığı açıklanıyor, Türk soy ve diline ait bölgelerin Türkiya’ye verilmesinin kabullenildiğine değiniliyordu. Bu gazeteye göre, böyle olumlu bir gelişmenin sağlanmasında Fransa’nın “milliyet prensiplerine” uyması da etkili olmuştu.


Türk basınının Fransa ile imzalanan anlaşma konusundaki tutumuna gelince. Öğüt gazetesi konuyla ilgili olarak “ Kilikya’nın Tahliyesi” başlığıyla yayınladığı başyazıda azınlıkların hak ve yetkilerinin her zaman için korunduğunu, bunun en iyi görüntüsünün de onların zenginlik ve rahatlarının yerinde olduğunu ayrıntılı biçimde anlatıyor ve Fransızların , Ermenilerin ne dereceye değin “ mazlum “ olduklarını, onların aşağılıklarının ölçüsünü kendi gözleriyle gördükten sonra anlamaları gerektiğini savunuyordu. Yapılan anlaşma aynı zamanda Türkiye’den çok Fransızları güç durumdan kurtarıyordu. Çünkü, Kilikya’daki olaylar Fransa politikası üzerinde etki etmiş, bu suretle Fransa Doğu’daki etkinliğiyle askeri onurunun ayak altında kalmaması için gelecekteki tehlikenin önüne geçmeye çalışmıştı. Kilikya’nın boşaltılması, Türkiye için buradaki askeri kuvvetlerinin öteki bölgelere gönderilmesini de sağlayacaktı. Öğüt gazetesi anlaşmayı ekonomik yönden de değerlendirerek Konya-Adana, Adana-Mersin ticaret yolunun işlerliğe kavuşmasıyla, Konya dahil olmak üzere bu yörede oluşacak ticari canlılığın İzmir ve İstanbul’un Anadolu ile bağlantısızlıklarının ortaya çıkardığı ekonomik ticari zararı önleyeceğini ilginç bir yorum olarak öne sürüyordu.


KURTULUŞ SAVAŞINDA TÜRK BASINI / Dr. İZZET ÖZTOPRAK / 296-297


M.M. Grubunun çıkış noktası, Müdafaa-i Milliye Teşkilatı’na dayanmaktadır. 1920 yılının ilk aylarında kurulan Müdafaa-i Milliye Teşkilatı’nın kuruluş gayesi resmi olarak, “ Her türlü ihtimal ve tehlike karşısında İstanbul’un herhangi bir ihtilal vaziyetinde, hal ve mevkiye hakim olmak, İstanbul’daki Müslüman kuvvetlerini milli gayeye doğru sevk ve idare etmek, Anadolu’daki mücadeleye manen ve maddeten yardımcı olmak…” şeklinde açıklanmıştır. Teşkilatlanma açısından, Karakol Cemiyeti teşkilat yapısının yansımalarını görmek mümkündür. Müdafaa-i Milliye Teşkilatı, Teşkilat-ı Mahsusa benzeri bir örgüttür. Gerçi tüm örgütlerin kuruluşunda, Teşkilat-ı Mahsusa’ya benzerlik bulunmaktadır. Bu örgütün kuruluşu Ankara tarafından desteklenmiştir.


Teşkilatın içinde, yukarıda izah edilen gayenin dışına çıkarak, istihbarat ve sevkiyat hususlarında da faaliyette bulunmak isteyen bazı şahıslar mevcuttur. Bu şahısların çalışmaları sonucu, değişik sahalarda vazife yapmak amacıyla tamamen hususi surette kurulmuş olan bir grup daha ortaya çıkmıştır. Bu grup mensupları, Müdafaa-i Milliye Teşkilatı’nın yalnız baş harflerini alarak, “M.M.” ismini kullanmışlardır. Böylece, bir teşkilat görünümünde olan fakat gerçekte biri istihbarat, fesat cemiyetlerinin saptanması, Anadolu’ya silah ve cephane sevkiyatı hususlarında faaliyet gösteren M.M. Grubu, diğeri ise gizli propaganda, Müslüman olmayanların tecavüz ve taarruzlarını önleme görevlerini yerine getiren Müsellah Müdafaa-i Milliye Teşkilatı olarak iki ayrı grup ortaya çıkmıştır.


İstanbul’un işgal edilmesini müteakip, burada daha fazla hizmet veremeyeceğini anlayan Fevzi (Çakmak) Paşa, Anadolu’ya geçmeden önce Hüsamettin (Ertürk) Bey’e “ Bir müddet sonra, kendisini (Hüsamettin) de Ankara’ya beklediğini, Erkan-ı Harbiye’de gizli bir teşkilat kurulacağını, bunun bilhassa istihbarat işi olduğunu, Teşkilat-ı Mahsusu’daki tecrübesinden yararlanmak istediğini” ifade etmiştir. İstanbul’da İngilizlerin kontrolleri sıklaştırması ve Fevzi ( Çakmak) Paşanın ayrılmadan önce söyledikleri neticesinde, Hüsamettin (Ertürk) Bey 27 Ocak 1921’de İtalyan şirketine ait Llyod vapuru ile Samsun’a geçmiştir.


Uzun tartışmaların sonunda, bir türlü istenilen noktaya çıkartılamayan ve açığı giderek daha fazla duyulan istihbarat çalışmalarında yeni bir yapılanma için Mustafa Kemal Paşa’nın oluruyla Fevzi (Çakmak) Paşa, Teşkilat-ı Mahsusa’nın son başkanı sıfatını taşıyan Hüsamettin (Ertürl) Bey’e ulaşır. Ertürk, Samsun’da bulunduğu sırada 30 Mart 1921’de Fevzi (Çakmak) Paşa’dan gelen yazılı emir üzerine, Hüsamettin ( Ertürk) Bey Ankara’ya gelir. Burada kendisine oluşturulmak istenen gizli teşkilat hakkında bilgi verilir ve bunu kurması istenir. Fevzi (Çakmak) Paşa’nın “ Teşkil buyuracağınız grubun pek dikkatli davranması ve varlığının çevreden saklı tutulması, başarınızı kolaylaştıracak noktalardır.” Şeklindeki emir ve direktifleri ile ortaya çıkan yeni durum doğrultusunda, Hüsamettin (Ertürk) Bey, o sıralarda hususi bir mahiyet arz eden M.M. Grubu’nun bu göreve uygun olduğunu düşünmüştür.


MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ İSTİHBARAT FAALİYETLERİ / SEDAR YURTSEVER / 63-64-65


Sabah gün doğmadan cepheye hareket ettik. Cephenin solunda büyük makineli tüfeklerimizin katıldığı yoğun bir piyade ateşi ile savaş başlamıştı


30 Mart sabahı başlayan bu savaş, düşmana çok ağır zayiata mal olmuştu.


Bugün genel cephenin merkez ve sol tarafında düşman taarruzundan, bombardımanından hiçbir eser görünmüyor, yalnız sağ taraftan derinden top sesleri işitiliyordu. Düşmandaki bu durgunluğun sebeplerini anlamak için, kumandan süvarilere mütemadiyen keşif yaptırıyordu ve bu keşif hareketleri de mevzii çarpışmaları icap ettiriyordu.


Cephedeki durgunluk, 30 Mart akşamına kadar zihinleri böyle düşüncelerle işgâl etmiş, günün aydınlığı da hiç sır vermeden yerini karanlıklara bırakmıştı. Gecenin karanlığı basınca, düşman işgalindeki Bozüyük’ten yükselen yangın alevleri bu esrarlı durgunluğun sebeplerini aydınlatır gibi oldu.


Kumandanın emri ile gece karanlığında düşman mevzilerine doğru yaptırılan keşif yoklamalarının hiçbir ateşle karşılanmaması, inanılmaz bir muamma gibi düşmanın geri çekildiği kuşkularını kuvvetlendirmişti. Gece yarısına doğru kumandanımız Cemil Cahit Bey, büyük bir sevinç ve neşe içinde düşmanın geri çekildiği hakkındaki kanaatini açıklamış, karargâhı zafer neşeleri doldurmuştu.


Bu saatte bizim karargâha katılan Albay Refet (Bele) Bey’in karargâhı ile kalabalıklaşan köyde, neşe artmış, telefonla civar cephelerdeki kumandan ve subaylar arasında, zafer tebrikleri alınıp verilmeye başlanmıştı. Zaferin doğuşunu gündüz gözü ile görmek isteyen gözler, bu gece hiç uykuya kapanmadan sabahı beklemişti.


(Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S 47, Bahar 2011, s. 631-646/Yüzbaşı Mustafa Nazım (Evren) Bey’in Hatıralarında II. İnönü Savaşı ve 5. Kafkas Tümeni ile Dört Gün Doç. Dr. Serpil SÜRMELİ)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG