30 Ocak 1921

Londra Konferansı'nda Türkiye'yi kimin temsil edeceği tartışması devam

ediyor. Mustafa Kemal, Tevfik Paşa'nın dünkü telgrafına cevap vererek 10

gün önce Meclis'te kabul edilmiş olan anayasanın bir örneğini gönderdi ve

buna aykırı hareket etmeye yetkileri olmadığını belirtti. Bakanlar Kurulu

Başkanı Fevzi Paşa da Londra'ya gidecek delegelerin Meclis tarafından seçileceğini,

İstanbul Hükümeti'nin ancak bu kayıt altında delegelerini Meclis

kuruluna katabileceğini Tevfik Paşa'ya bildirdi.


Yunan Küçük Asya Ordusu Başkumandanı Papulas, Yunan Savaş Bakanlığı'na

çektiği telde, zorlukları olmakla birlikte ileri harekata geçebileceklerini,

önce Eskişehir'le Kütahya'nın, daha sonra Afyon'un alınabileceğini ileri

sürdü. Papulas, Trakya'dan 2.Boo, yurt içinden 8oo asker, 200 jandarma,

ulaştırma gemileri, diğer taşıt araçları, ikmal yollan için 1 milyon drahmi,

400 bin çorap, teknik personel, telsiz, benzin ve madeni yağ istedi.

Fransızlar, Antep'te ağır toplar ve makinalı tüfeklerle son bir saldırıya geçtiler;

Türk siperlerine kadar dayandılar. Şehir'de 25 bin Türk nüfusun eli silah

tutarılan Antep'i canla başla savunuyor. Direniş 8 Şubat'ta sona erecek.

Celalettin Arif Bey'in 24'te istifasıyla boşalan Adalet Bakanlığı'na 79 oyla

Yusuf Kemal Bey seçildi. Meclis genel kurulu, zenginlerden Erzurumlu Nafiz

Bey'in orduya ikinci bir uçak hediye etmesi üzerine kendisine teşekkür

etmeyi kararlaştırdı. Askerler arasında Türk Jandarkı diye adlandırılan 12

yaşındaki Nezahat'a cephedeki yardımlarından dolayı istiklal madalyası verilmesi

konusu Başbakanlığa havale edildi.


Kadınların ve çocukluktan henüz çıkmamış gençlerin düşmanla çatışmaya girmesi, üstelik büyük bir atılganlıkla savaşması, toplumu derinden etkiliyor, çekimser yetişkinleri harekete geçirerek direnişe katılmalarını sağlıyordu. Örneğin Osmaniye Cephesinde çarpışan Rahime Hanım, savaşçılığıyla bölgede büyük üne ulaşmış ve halkın gözünde bir destan kahramanı haline gelmişti. Vurulduğunda, vücudunda sayısız mermi yarası vardı. Yörenin milis güçleri " Rahime Hanım’ın kefenini bayrak yaptılar” ve direngenlik kazanarak düşmana büyük zarar verdiler. Rahime Hanım’ın şehit olmasından kısa bir süre sonra, Dörtyol’da Yusuf adında çok genç bir köylü, yeni bir kahraman olarak sivrildi. Halk, “ Fransızlar için kabus haline gelen “ bu gence, Yusuf Paşa adını verdi ve ona gerçek bir paşa gibi saygı gösterdi.


On iki yaşındaki Nezahat’ın öyküsü, birçok insana inanılmaz gelebilir. Ancak bu bir öykü değil, TBMM tutanaklarına geçmiş somut bir gerçektir. Nezahat, Kurtuluş Savaşında 70. Alay Komutanı olan Albay Hafız Halit Bey’in kızıdır. Balkan Savaşları’ndan hemen önce doğan, sekiz yaşında annesini yitiren, kalacağı bir yeri olmadığı için babasıyla cephelerde büyüyen bu çocuk, Meclis’çe verilecek ilk İstiklal Madalyası için aday gösterilmiştir. Meclis’in 30 Ocak 1921 gün ve 140 sayılı oturumunda, Bursa Milletvekili Emin Bey, konuyla ilgili şu konuşmayı yapar: “ Efendiler, Nezahat Hanım sekiz yaşında annesini yitirmiş, babasının da kimsesi olmadığı için onun yanında kalmış ve genel savaşta değişik cephelerde büyümüştür. Albay Hafız Halit Bey, kahraman komutanımız, Nezahat da bu kahramana layık bir çocuğumuzdur. 12 yaşında çocuk haliyle yüzden fazla düşman öldürmüştür. Ne zaman bir erin, bir subayın sarsıldığını görse, hemen yanına koşar, ‘ Hadi beraber savaşalım’ der, onunla birlikte çarpışır. Babasında en ufak bir endişe görse, hemen ona koşar,’ Hiç üzülme baba, annem öldü, seni de vururlarsa ben yetim kalmam, millet bana bakar, haydi babacığım’ diye onu teşvik eder. Kim bir parça sarsılsa, Nezahat Hanım mutlaka onun yanındadır. İlk İstiklal Madalyası’nı bu kızımıza verirsek, büyük bir kadirbilirlik göstermiş oluruz. Yüce heyetinize arz ederim.”


ÜLKEYE ADANMIŞ BİR YAŞAM 1 MUSTAFA KEMAL VE KURTULUŞ SAVAŞI/ METİN AYDOĞAN/ 269 -270


Şimdi, arzu buyurursanız İstanbul ile haberleşmeye devam edelim:


Tevfik Paşa, 27 Ocak tarihli bir telgrafı ile tekrar etti. Bakanlar Kurulu Başkanlığı’ndan şu cevap verildi:


Ankara, 30.1.1921

İstanbul’da Tevfik Paşa Hazretleri’ne


İtilâf Devletleri politikasında Türkiye lehine görülen son gelişmeler, milletin fedakârca azminin eseridir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Sévres Antlaşması’nı tümüyle reddetmesi üzerine ortaya çıkan şu durumdan, millî çıkarlarımıza en elverişli sonuçların elde edilmesi, Londra Konferansı’na katılacak delegelerin doğrudan doğruya milli iradeyi temsil eden Büyük Millet

Meclisi’nce seçilmiş ve gönderilmiş olmasıyla mümkündür. Uğursuz Sévres Antlaşması’nı imzalamış bir hey’etin varisleri durumunda olan hey’etiniz delegelerinin, vatan ve millet için yararlı olan sonuçları elde edebilmeleri mümkün değildir.


Bu bakımdan, vatanın yüksek çıkarlarını düşünerek bu barış görüşmelerinde Büyük Millet Meclisi delegelerini millî birliği tam olarak gösterecek bir şekilde serbest bırakmaklığınız gerekir. Bundan dolayı, bir taraftan önceki tebligatımızla ilgili görüşmeleri takip ve yürütmekle birlikte, bir yandan da aşağıdaki kararları derhal kabul ederek yerine getirmeniz rica olunur:


1 — Londra Konferansı’na katılacak Türkiye hey’eti yalnız Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilecek ve gönderilecektir.

2 — Bu delegeler hey’eti ile birlikte gitmesini gerekli gördüğünüz bazı uzman müşavirlerle gerekli evrak ve belgeler, tarafınızdan hazırlanacak ve hey’ete katılmak üzere yola çıkarılacaktır.

3 — Bizim tarafımızdan gönderilecek delegeler hey’etinin, bütün Türkiye’yi temsil edecek tek hey’et olduğunu da İtilâf devletlerine bildireceksiniz.

4 — Vaktin darlığı dolayısıyla kesin ve son olarak alınan bu kararların kabul edilmemesi halinde, vatan ve milletin selâmeti adına doğacak tarihî sorumluluk tamamen hey’etinize ait olacaktır.


Bakanlar Kurulu Başkanı

Fevzi


Efendiler, Tevfik Paşa’nın çalışma arkadaşı olup Ankara’da bulunan İzzet Paşa tarafından da bir telgraf çekilmesinin yararlı olacağını düşündük. İzzet Paşa’nın telgrafı şuydu:


Şifre Ankara, 30.1.1921

İstanbul’da Tevfik Paşa Hazretleri’ne


Şubat sonlarında Londra’da toplanacak konferansla ilgili olarak Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa Hazretleri ile Zâtıdevletleri arasında yapılan açık telgraf yazışmalarındaki bilgileri öğrenmiş bulunuyoruz.


Hey’etimizin uğradığı başarısızlıktan sonra yine düşünce bildirmeye cesaret etmek utanç verici olmakla birlikte, gerçek durum ve burada hâkim olan görüşler üzerinde derin kavrayışlı yüksek şahsiyetlerini aydınlatmayı vatanseverlik duygusunun bir gereği sayıyoruz.


İstanbul’un işgal altında bulunması dolayısıyla, oradaki bir hükûmetin milletin temel çıkarlarını savunma gücünü gösteremeyeceği burada tabiî görülmektedir. Sonradan Anadolu ile İstanbul’un biribirinden ayrılmasına yol açacağı endişesiyle, iki ayrı hey’et halinde konferansta bulunmaktan da kaçınılmaktadır.


Mustafa Kemal Paşa Hazretleri de, telgraflarındaki görüşlerden, esas itibariyle fedakârlık etmeye yetkili değildir. Anadolu’da, Tanrı’nın yardımıyla, muhalefet ve isyanlar bastırılıp etkisiz duruma getirilerek ve çeteler ortadan kaldırılarak kuvvetli bir ordu ve hükûmet kurulmuştur.


Avrupa’yı, Sévres Antlaşması’nın lehimize değiştirilmesine yöneltebilecek görüşmelerin kesilmesine meydan verilmeyecek şekilde, himmetlerinizin esirgenmemesini sadakatımıza dayanarak istirham ederiz.


Buradaki Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Padişah tarafından tanınması temel şartı değişmemek üzere, ayrıntılar ve görünüşe ait bazı noktalar üzerinde görüşme imkânı açıktır. Bu imkânın kaybedilmesine meydan verilmemek üzere durumun lûtfen bildirilmesi arz olunur.


Ahmet İzzet

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG