31 Mart 1921

İnönü'nde... Metristepe'deki Türk saldırısı Yunanlılar tarafından önce kırıldı, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, karşı saldın emri verdi. Türk erleri ve subayları, yurtlarını korumak için büyük bir coşkunlukla süngü takıp karşı saldırıya geçtiler. Yunanlılar bazı mevzilerden sökülüp atıldı. Afyon cephesinde de şiddetli savaşlar oldu. Kastamonu Havalisi Komutanlığı emrindeki 23. Alay'ın birinci ve ikinci taburları, Çankırı'dan cepheye hareket etti. Papulas da Atina'dan, takviye birliklerinin İzmir'e değil, Bandırma'ya gönderilmesini istedi. İkinci İnönü Savaşı yarın Türkler tarafından kazanılacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Çapakçur, Bitlis, Genç ve daha bir çok yerden Kürt ileri gelenleri, Meclis'te bugün okunan telgraflarında, Türklerle birlikte yaşamak istediklerini, Barış Konferansı'nda Kürtleri ancak TBMM delegelerinin temsil edebileceğini Bildirdiler


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Dışişleri Bakanı Curzon, Washington büyükelçisine bir tel çekerek, Ermeni kırımından Malta'da tutuklu Türkler aleyhinde Amerikan Hükümeti'nin elinde delil olup olmadığının öğrenilmesini istedi. Cevap: 2 Haziran "Belge varmış ama kişilerle ilgili değilmiş. İşe yarayacaklarından kuşkuluyum". Curzon aynı konuda 16 Haziran'da bir başvuruda daha bulunacaktır


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Akşam: Eskişehir melhamesi (kanlı savaşı) hakkında tafsilat: Bozguna uğrayan Yunan Efzonları, Türk atlıların önünde, silahlarını atarak kaçıyorlar. -Zafer müjdeleri: İstanbul'daki sevinç. Okuyucularımıza gazete yetiştirebilmek için rotatifle baskı yapıyoruz.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Vahdet: Müjdeler! -Milli namusa leke sürdürtmemiş mübarek şehitlerin ruhuna fatiha! Resim: Yaylada nöbet bekleyen bir er: "Yasak!'


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Açıksöz: Yunanlılar artık karşılarındaki ordunun Türk ordusu olduğunu herhalde anladılar

Hakimiyeti Milliye: Savaş dün de muvaffakiyetimizle devam etti. -Londra'da iki perdelik facia: Ingilizler, Türk ve Yunanlılar için iki perde hazırladılar. Biz İngiliz ve Yunan için tek perde hazırlıyoruz. Yakında temaşaya Hazırlansınlar. Sebilürreşat Seyyid Sunusi Hazretleri'nin Sivas'taki hutbeleri


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


31 Mart 1921 tarihli İngiliz istihbarat raporunda; “ İstanbul’da, bir komite biçiminde geniş kapsamlı ve yetenekli bir örgüt kurulduğu, askeri, siyasi ve ticari olmak üzere başlıca üç bölüme ayrıldığı, faaliyetleri ve eylemleri hakkında bilgi sahibi olunmasını engellemek için, çeşitli önlemler alındığı, merkezin saptanmış bir yerinin bulunmadığı” belirtilmektedir.


Raporda ayrıca “ üyelerin birbirlerini tanımadığı, örgüt yapılanmasının oldukça dağınık olduğu, Teşkilat-ı Mahsusa’nın eski üyelerinden oluştuğu, Yarbay Mustafa Bey, Kurmay Binbaşılardan Ali Rıza ve Mustafa İzzet, İkinci Teğmen Şeref Bey ve Genelkurmay Başkanlığının tüm eski ögelerinin başlıca üyeler oldukları, Grubun toplandığı en önemli yerlerden birinin, Anadolu’dan gelen kurye ve gizli ajanların sık sık uğradığı Meserret Oteli olduğu” kaydedilmektedir.


Tespit edilen örgütün askeri bölümünün faaliyetlerine ilişkin “ subay kaydederek Anadolu’ya sevk etmek, Anadolu’ya askeri gereç, malzeme ve kurya göndermek, bilgi toplamak ve mukabil casusluk yapmak olduğu, istihbarat bölümü faaliyetlerinin Binbaşı Ali Rıza tarafından yürütüldüğü, Ankara’ya askeri ve siyasi bilgi ilettiği, Anadolu için pasaport verdiği, propaganda yaptığı, bu bölüm tarafından vize edilmeyen bir pasaportla Ankara’ya gitmenin hemen hemen olanaksız olduğu, Bağlaşık askeri güçlerin sahte bilgi sağladığı, bir zamanlar Ankara’da enformasyon ve propaganda dairesi müdürü olarak görev yapan Muhittin Bey’in, bu bölümde propaganda işleriyle uğraştığı, kendisine emanet edilen parayı suiistimal ettiği için eski görevine son verildiği” tespitlerinde bulunulmuştur.


Örgüt siyasi bölüm yöneticilerinin, eskiden askeri malzemeler dairesinin müdürü bulunan Binbaşı Hüseyin Hakkı, eskiden Beyoğlu askeri valisi bulunan Kurmay Yarbay Hafız Besim. İttihat ve Terakki Cemiyetinin eski sekreterlerinden Muhlis Bey, eskiden Teşkilat-ı Mahsusa’nın üyesi ve Enver Paşa’nın koruduğu bir kişi olan Yüzbaşı Edip Bey olduğu, belirtilmektedir.


Örgüt ticari bölümü için “ çoğunluğu Selanikli ve Musevi asıllı olan tüccar ve bankerlerden oluştuğu, Emanuel Carasso (Karasu)’nun, üyelerinden birisi olduğu, bu bölümün çalışmalarını izlemenin güç olduğu, ancak Ankara Yönetimi adına birçok malzemeler satın aldığına kuşku bulunmadığı” ifade edilmektedir.


2 Nisan 1921 tarihli bir diğer raporda ise,” Ankara’dan örgüte gönderilen kapalı telyazısında ‘ İstanbul’da çıkarılan pasaportların verilmesindeki uyanıksızlık yüzünden, gönüllü adı altında kimi ajanların Anadolu’ya geçtiği, isyan ve kargaşalık çıkararak TBMM’nin yetkisini sarsmaya çalıştığı, Anadolu’ya gönderilecek kişiler konusundaki yönergelere sıkıca riayet edilmesinin gerektiğinin’ bildirildiği” hususları yer almaktadır.


İlk raporun hazırlandığı tarih, zikredilen isim ve faaliyetler dikkate alındığında, Karakol Cemiyeti sonrasında kurulan Zabitan Grubundan bahsedildiği görülecektir. Rapor incelendiğinde, yer alan bazı bilgilerde küçük hatalar olmakla birlikte, teşkilat – görev alanlar – sorumluluklar – faaliyetler itibarıyla, Grupların tamamen deşifre olduğu söylenebilir.


Bilgilerin detaylı oluşuna bakıldığında, Gruba hulul edildiği izlenimi edinilmektedir. Nitekim Zabitan Grubu sonrasında, yine Yarbay Muğlalı tarafından kurulan Yavuz Grubunun çalışmalarının sınırlı kalmasının sebebi olarak, anılan grupların teşkilat yapısının ortaya çıkarılmasını gösterebiliriz.


Kasım 1918 ayı ortalarında faaliyetlerine başlayan Karakol Cemiyeti ve 27 Ekim 1920’de kurulan Zabitan Grubu’na ilişkin yukarıda bulunan rapor öncesinde hazırlanmış kapsamlı bir diğer rapora, araştırmalarımız sırasında tesadüf edilmemiştir. Buradan yola çıkarak, söz konusu grupların faaliyetlerine dair münferit bazı bilgilerin elde edilmiş olması muhtemel görülmekle birlikte, kuruluşlarından rapor tarihine kadar geçen sürede, faaliyetlerinin tam anlamıyla deşifre edilememesini, ‘ gizliliğe riayetin bir başarısı olduğu ‘ değerlendirmesinde bulunmak hatalı olmayacaktır. Ancak, burada bir gruptan diğerine geçiş sebebinin , Osmanlının ilk kuruluşundan, Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar kurumsal anlamda bir istihbarat teşkilatının tesis edilemeyişinin tezahürleri olduğunu belirtmeliyiz. Bir faaliyet deşifre olduğunda, elemen veya ajanlar yok olabilir ama istihbarat teşkilatının ortadan kalkması diye bir şeyin söz konusu olmaması gerekir.


MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ İSTİHBARAT FAALİYETLERİ / SERDAR YURTSEVER / 175-176-177


KAZIM ( ÖZALP ) BEY


1882’de Köprülüde doğmuş olan Kazım Bey, 1905 yılında Erkan-ı Harbiye Namzedi Mektebi’ni bitirdikten sonra çeşitli askeri görevlerde bulunmuş, Balkan Savaşı’na ve I. Dünya Savaşı’na katılmış, yararlılıklar göstermiş, 15 Mayıs 1919’da izinli olarak İzmir’de bulunduğu bir sırada İzmir işgal edilmiştir. Bu andan itibaren Milli Mücadele’nin içinde yer almış, Haziran 1919’da Bandırma’da bulunan 61, Fırka Kumandanlığına tayin edilmiş ve Balıkesir bölgesi Milli Mücadele teşkilatını kurmuştur. Karesi Mebusu olarak ilk Meclis’e giren Kazım Bey, Ertuğrul Grubu Kumandanı ve Mürettep Kolordu Kumandanı olarak önemli görevler görmüştür.


Miralay Kazım Beyi siyasal inkılabımızın en büyük hizmetçisi ve manevi inkılabın esaslarını kuran çalışkan ve namuslu bir simadır. Mütarekenin hükümlerini hiçe indiren İtilaf Devletlerinin zalimce hareketleri sonucunda silahlarımızdan arındırılırken, yani elimiz kolumuz bağlandıktan sonra, düşmanı üzerimize saldırttıkları andan itibaren Kazım Bey, büyük bir kurtarıcı olarak güneş gibi doğmuştur. İzmir Valisi Kambur İzzet’in hempalarının ihanet ve hıyanetine kurban olan İzmir, ansızın düşmanın baskınına uğradığı günün bir sonraki günü Kazım Bey, İzmir’in kahraman ve yüce halkını silah başına çağırmıştır. Açtığı bayrağın etrafına milli onur sahibi insanlar toplanmışlardır. Bu güzel hareket, milli davanın başlangıcıdır. Kazım Bey’in tekrar kumandan olarak cepheye gitmesini ise Yeni Gün, İzmir yollarını çizdikten sonra İstanbul surlarını hedef olarak göstermesi, ileri görüşlü ve ahlaklı Kazım Bey’in bir zafer müjdecisi olarak ortaya çıkması şeklinde değerlendirilmektedir. İstanbul’un hain başlarını kıracak ve koparacak bir kişi olarak görülmektedir.


KURTULUŞ SAVAŞINDA ANADOLUDA YENİ GÜN / NURETTİN GÜLMEZ / 639-6403


Muharebeye sevk edilen birliklerden 1.Süvari Tümeni’nin 10.Alayı’na bağlı 3.Bölük Kumandanı olan Yüzbaşı Mustafa Nazım (Evren) Bey’in 1935 yılında Babalık Gazetesi’nde yayınlanan 2.İnönü Muharebesi hatıralarından kesitler/


“31 Mart sabahı güneş, parlak ışığını etrafına zafer neşeleriyle saçarken, 5. Kafkas Tümeni’nin muzaffer 10. Alayı’nın kahraman Mehmetçikleri işgâl ettikleri tepelerde serbest bir kaynaşma içinde takip hazırlıkları yapıyor, karşılarındaki düşmanın gece karanlığında çekilip gittiğini anlıyorlardı.


“31 Mart sabahı düşmanın boşalttığı cephede, takip harekâtı başlıyordu. Saat 8.00’de, iki karargâhla 12 saat önce düşman işgâlinde bulunan tepelere doğru hareket ettik. Bu tepelerde bırakılmış yığın yığın cephane sandıkları, kazma, kürek, tüfekler, çelik şapkalar, düşmanın gece karanlığında pek acele geri çekilme hareketine geçtiğini anlatıyordu.


Üç süvari tümeni ile, 5. Kafkas Piyade Tümeni Albay Refet Bey’in kumandasında İnegöl24 üzerinden, Bursa’ya çekilen düşmanı takip etmek ve İnegöl Ovası’nda yakalamak üzere takibe koyuldu.


“İnönü-Bursa şosesi üzerinden çekilen düşmanın iki piyade tümenine paralel bir yürüyüşle Mezit Boğazı’na25 doğru yürüdük. Cephemizde düşman gece çekildiğinden, vuruşmadan yürüyüşe devam ediyorduk. Yürüdüğümüz dağlı ve ormanlı tepelerin arasında birkaç yerde attıkları kurşunların boş kovanları yanında, bu kanlı savaşın ve şerefli zaferin yolunu açan şehitlerimize rastladık. Çoğu milli kıyafetleri ile savaşa girişen bu yiğitler, nurlu yüzleriyle, ebedi uykularına dalmışlardı. Biraz ileride rastladığımız köylülere kumandan, bu şehitlerin görülmesini tembih etti.


“31 Mart gecesini, sakinleri tarafından boşaltılmış bir köyde geçirdik. 1 Nisan sabahı Mezit Boğazı’na girdik ve gece karanlığına kadar, boğazda yürüyerek Mezit Köyü’nde gece birkaç saat mola verdik. Mezit Boğazı’nın yüksek ve gürbüz çam ormanlarıyla örtülen tepeleri müstesna bir servet ve güzelliğin örnekleri idi.

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG