4 Aralık 1920

Ermenistan, Bolşevik bir yönetim altına girdi. Ermenistan, Brest-Ltovsk Anlaşması gereğince 3 Mart 1918'de kurulmuştu. Bundan önce İngiliz yanlısı Taşnak Hükümeti'nin yönetiminde bulunuyordu. Ermenistan'da Bolşevik bir yönetim kurulmasıyla Türkiye'nin Sovyet Rusya'dan alacağı yardımlar için yol açılmış bulunuyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Akşam Ankara'dan hareket eden Mustafa Kemal ve beraberindekiler Eskişehir'e vardılar. Eskişehir'de alınmış olan askeri tertibattan ürken Çerkez Ethem, trenden ayrıldı ve dönmedi. Mustafa Kemal, Ethem'in ağabeyisi Reşit ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Beyleri dinledi. Reşit Bey, kardeşlerinin emir altına girmeyeceğini söyleyince Mustafa Kemal, gereken tedbirin alınmasını emretti. Reşit Bey, kardeşleriyle bir kere daha görüşmesini isteyince, kendisi ve Albay Kazım Bey, Kütahya'da Kuvayı Seyyare karargahına gönderildi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Milli Savunma bütçesine 3 milyon lira eklendi. Meclis'e sevk edilen 1920 yılı bütçesi 20 milyon, buna karşılık bir avansla birlikte yalnız milli savunmaya ayrılan 21 milyonu buluyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Öğüt'te Mehmet Akirin şiiri: Yeis Küfürdür!


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Akşam'da N.Sadık, Hükümet'in Anadolu'ya gönderdiği heyetten büyük faydalar beklediğini, vatanseverliğinden şüphe edilemeyecek iki tarafın bugünkü fırsatı değerlendirerek anlaşması, ancak devlet dış politikasının İstanbul'dan idaresi gerektiğini yazıyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Türk-Bolşevik Anlaşması’nın imzası ile milliyetçiler tarafından Ermenilere yapılması istenen toprak ödünleri arasında Çiçerin’in kurduğu bağdan, Kemal’in şaşırmış olduğuna inanmak zordur. Bununla birlikte, bunu öğrendiğinde, kendi kendine sorar: “ Karabekir’in istediği gibi, Ermenilere karşı saldırıya geçerek bu “şantaj’ı red mi etmelidir, yoksa İsmet ve Ali Fuat’ın düşündüğü gibi Batı Cephesini mi güçlendirmek tercihe şayandır.?” Karabekir daha ikna edici olmayı başarır ve birlikleri Ermeni savunmasını çabucak çökertir. 2-3 Aralık 1920 gecesi Mütareke görüşmelerinden sonra, Türkler ve Ermeniler Gümrü (Aleksandropol) Anlaşmasını imzalarlar; Ermenistan bağımsızlığını korur, ama Türkiye’ye, Kars’ı ve “ Türkiye ile söz götürmez derecede adli, etnik, tarihi bağları olan “ üç bölgeyi iade eder. Moskova yakın Kafkaslarda burnunun dibine bu Türk sızmasını kabul edemez. 4 Aralık’ta Moskova Radyosu, Ermenistan’da bir Sovyet Cumhuriyeti ilan edilmiştir… Bu ülke kendini Sovyet Cumhuriyeti ilan ederek kurtarmıştır.” diye bildirir. Bu artık iyice eskimiş bir Bolşevik yöntemidir. Kızılordu “çalışkan Ermeni kitlelerinin çağrısı” üzerine Ermenistan’a girer. Ermenistan’ın sosyalistleşmesi, Gümrü Antlaşması’nın imzalanmasından birkaç saat önce ilan edilmiştir. Fakat çalışma arkadaşlarını eleştiren ve Ermenileri ümitsizliğe düşüren Lenin, kesin ve açık olur: “Ermenistan ve Kars için hiç kimse ile savaşamayız, hele Kemal ile hiç” “Burjuva” Ermenistan yaşamaya devam etmiştir. Bu Cumhuriyetin ilk Başbakanı olan Alexandre Khatissian,” Müttefikler, en tehlikeli anlarda bizi yüzüstü bırakarak geldikleri gibi gittiler” diye yazacaktır. Ermeniler Moskova’nın bu oldu bittisine karşı koymayı deneyeceklerdir, ama 1921 Şubat’ında Gürcistan’ın Sovyetleştirilmesi, son bağımsızlık ümitlerini de yok edecektir. Bolşevik işgalinden kurtulmak için Gürcistan, hatta Ermenistan’ın eski “ burjuva” hükümetleri, işi Türklerle müzakere etmeye kadar vardıracaklardır. Çok geçtir; Ruslar Kafkasları ellerinde tutmaktadır. Gürcülere ve Ermenilere Ankara’ya yaklaşmasını tavsiye eden Müttefikler ile Moskova arasında Kemal’in seçimi yapılmıştır. Ülkesini parçalama iddiasında olanlar Müttefiklerdir.


KEMAL ATATÜRK BATININ YOLU / ALEXANDRE JEVAKHOFF Türkçesi Zeki ÇELİKKOL / 155


Şimdi Ethem meselesine bıraktığımız yerden devam edeceğim. Demek ki hadise benim Garp Cephesi Kumandanlığına gelmemden sonra başladı ve anlattığım safahat Kasım ayı içinde cereyan etti. Çatışmanın tam patlaması Aralık ayının başına rastlar.


Bugünlerde İstanbul’dan Ankara ile bir anlaşma zemini aramak üzere Ahmet İzzet Paşa riyasetinde Salih Paşa, eski elçilerden Cevat Bey ve daha birkaç kişinin dahil olduğu bir heyet geldi. Zannederim heyette nazırlardan olan Hüseyin Kazım Bey ile Fatin Hoca da vardı. Heyet Anadolu’ya geçti ve Bilecik’te Mustafa Kemal Paşa ile buluşacaktı. Mustafa Kemal Paşa hem bu heyetle görüşmek, hem de Kuvayı Seyyare meselesinin nasıl bir hal tarzına bağlanabileceğini tespit etmek üzere, yanında mebuslardan bazıları olduğu halde Reşit ve Ethem Bey’leri de beraberine alarak 4 Aralık’ta Eskişehir’e geldi. Ben Bilecik’teydim. Mustafa Kemal Paşa ile telgraf başında konuştuk. Beni de Eskişehir’e çağırdı ve hemen hareket ettim. Ertesi gün de Bilecik’e gidilecek ve 5 Aralıkta Bilecik’e gelmesi beklenen İstanbul heyetiyle görüşülecekti.


Eskişehir’de benim karargahımda toplandık. Mustafa Kemal Paşa’nın yanında beş altı kişi vardı. Ethem Bey hariç Reşit Bey, Celal Bey, Kazım Bey, Hakkı Behiç Bey toplandık. 4 Aralık günü akşam yemeğinden sonra gece benim karargahımda konuşuyoruz. Ben Bilecik’ten Eskişehir’e gelirken bir evvelki istasyonda Mustafa Kemal Paşa ile buluşmuştuk. Yolda bana vaziyeti anlattı ve böylece ben bu konuşmaya hazırlıklı olarak katılmış oldum.


Ankara’da Mustafa Kemal Paşa’ya tavassutta bulunmuşlar. Garp Cephesi Kumandanı ile Kuvayı Seyyare arasındaki ihtilafa bir hal çaresi bulalım demişler. Mustafa Kemal Paşa vaziyeti anlattı, konuşacağız dedikten sonra bana dönerek; “Şimdi sen anlat” diye ilave etti.


Ben Garp Cephesi Kumandanlığı vazifesine başladığım günden itibaren Kuvayı Seyyare Kumandanı Ethem Bey’le, onun vekili kardeşi Tevfik Bey’le aramızda olup bitenleri anlattım. Kendilerinden ne beklediğimi, neler istediğimi, onların nasıl davrandıklarını söyledim.


Reşit Bey, Kuvayı Seyyare kumandanlarının, yani kardeşlerinin iyi muamele görmediklerinden, Garp cephesi emirlerinin hale ve zamana uygun olmadığından bahsederek, bir emir verileceği zaman ne emir verilecekse daha evvel Kuvayı Seyyareye söylesinler, fikirlerini alsınlar, ona göre doğru bir emir verilmesi mümkün olsun, dedi.


Ben cephe kumandanıyım, bir emir vereceğim zaman emri vereceğim kumandanla Ethem Bey’le, Tevfik Bey’le istişare edeceğim, nasıl isterlerse öyle emir vereceğim. Adamların istediği bu. Bunun üzerine cepheye geldiğim günden beri ordunun teşkili ve idaresi için vezgeçtiğim esasları anlattım. Bu esasları tümenlerin hepsine tatbik ediyoruz, tümenlerin mevcudunun, cephanesinin hesabını kitabını alıyoruz, sivil halkla temaslarını tanzim ediyoruz dedim. Bundan ne çıkar, diye sordum. Haber aldım ki dedim, benim tebliğlerimi, emirlerimi kuvayi Seyyare kendi aleyhine bir tertip gibi tefsir ediyormuş. Halbuki benim nezdimde kuvvetlerimin hepsi aynı derecede muhteremdir ve muvaffakiyeti temin için aynı derecede kıymetli unsurlardır. Tebliğlerimin hiçbirinde, birini kastederek onu yerecek bir mana aramak imkansızdır. Ordunun sevk ve idaresine ait prensiplerimi sükunetle, gayet sakin anlatıyorum.

Nihayet sözü isabetli emir vermek meselesine getirdim. “Emrimdeki kumandanlarla ne zaman, hangi meseleyi istişare edeceğimi ben bilirim, bunu ben tayin ederim. Cephe kumandanının verdiği emirlerin isabetli olup olmadığını, bu emirleri alan kumandanlar münakaşa edemezler. Cephe kumandanlığını kim yapacak? Ben mi onlar mı? Bir hareket yapılacak. Bu hareketin sonunda muzafferiyetinden de, muharebenin kaybedilmesinden de hepsinden sorumlu olan büyük kumandandır. Emrinde bulunanlar, onun yardımcılarıdır. Tabii zaferi kazanmak için isabetli emir vermek lazımdır. Yardımcı durumunda olan kumandan, büyük büyük kumandana kanaatlerini söyler, ondan sorar, öğrenir. Tabii isabetli emir öyle kolay kolay verilmez. Ama bir hareket yapmak için lazım olan emir verilir. Mühim olan mesele şudur. Emrimdeki kumandan bana birtakım şeyler söyler, bazı tavsiyelerde bulunur, şöyle gidelim, şunu yapalım, bunu yapalım, öbür gün yapalım diyebilir. Ben onun söylediklerinin hepsinin zıddı bir emir verdiğim zaman, benim emrimi yapacak mı, yapmayacak mı ? Yapacaksa ben kumanda edeceğim demektir. Yapmayacaksa aksine kumandan odur. Onlara söyledim, sivil idareye karışmayın, şunu yapmayın, bunu yapmayın. Hala yapıyorlar”


Reşit Bey “O halde bizim işimiz kalmadı, her şeyi siz yapacaksınız” dedi.


Ben de “Bırakırsanız yaparız “ dedim.


Reşit Bey ayağa fırladı ve Atatürk’e;


“Aman bırakma Paşam buna bir çare bulun” dedi.


Başından beri çok mütecaviz, çok havalı konuşurken, birdenbire sükunet bulmuştu.


Mustafa Kemal Paşa, Reşit Bey’e sordu:


“ Yapacak mısınız, yapmayacak mısınız? Adam söylüyor, dinlemiyorsunuz”


Reşit Bey mebus olarak konuşuyordu. Mustafa Kemal Paşa konuştuktan sonra onun ümidi kırıldı. O sükunete kavuşunca hava biraz değişti. Mustafa Kemal Paşa’nın bir sözü üzerine kendisine dedim ki:


“ Paşam şimdi benim emrim altında buluna kumandan ile aramızda bir mesele var. Yani biri bana itaatsizlik etmiş. Siz bu meseleyi halletmek istiyorsunuz. Ama çare bulamıyorsunuz. Ben size emrim altında bulunan bir kumandan bana isyan etti, ben bunu halledemiyorum, siz buna karışın dedim mi?


Böyle bir tatsızlık oldu. Fakat hala kaniyim ki, ben bu işi düzeltirim. Bu cephede emir kumandayı muhafaza ederim. Ama olabilir ki, hakikaten yapamam. O zaman siz yapamıyorsun dersiniz. Veyahut bu meselenin halli benim kuvvetimi aştı, aşıyor derim. Müdahale edersiniz, istediğinizi yaparsınız. Ama ben size böyle bir şey söylemedim. Bu hususta henüz kimseye karşı aczimi itiraf etmiş ve hiç kimsenin bana ait olan bu vazifenin yapılmasına delaletini rica etmiş değilim. Ben bu meseleyi halledeceğim.”


Atatürk bunun üzerine;


“ Evet doğru söylüyor” dedi “ Bakalım nasıl düzeltir. Garp Cephesi Kumandanının bu mevzuda bir şikayeti yok”


Reşit Bey büyük bir telaş gösteriyordu. Aman bırakma paşam çok fena olacak diyor, müzakere kesilmesin diye çırpınıyordu. Ben hiç sesimi çıkarmadan dinliyorum. Aralarında bir hayli konuştular. Nihayet Kütahya’ya bir heyet gitsin gidelim Ethem’le konuşalım, zaten bu görüşmede o de bulunacaktı ama bulunamadı, gibi konuşmalardan sonra Kazım Bey ile Reşit Bey’in ikisinin Kütahya’ya gitmesi kararlaştırıldı.


İSMET İNÖNÜ HATIRALARI / 218 -219 – 220

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG