4 Eylül 1919 Perşembe


Sivas Kongresi Binası


Sivas Kongresi, 4 Eylül 1919’da, etrafında 13. yüzyıl Selçuklu Türklerinden kalma zarif yapıların bulunduğu, duvarları beyaz badanalı klasik bir lise binasında toplanmıştı. Sivas, aynı Amasya ve Tokat gibi, katıksız Türk geleneklerinin ve özgürlük duygusunun güçlü biçimde yaşadığı bir kent, bir tarım ve ticaret merkeziydi. Kongre için özel olarak seçilmişti. Kongrenin yapılacağı okulun bahçesine, direnişin ve savaşçılığın simgesi olarak bir sahra topu yerleştirilmişti. En büyük sınıf, toplantılar için hazırlanmış, döşeme ve duvarlar Sivas halkının evlerinden getirdikleri halılarla süslenmişti. Toplantının yapıldığı sınıfın yanındaki bir oda, onun için yatak odası olarak hazırlanmış, demir bir karyola, yaldız taklidi pirinç lambalar ve birkaç sandalye konmuştu. Yatağın üzerinde, fiyonklarla ve çiçek motifleriyle incelikle işlenmiş ipek bir örtü örtülüydü. Bu örtüyü, Sivaslı genç bir kız, çeyiz sandığından çıkararak Kemal Paşa’ya armağan etmişti.


(Kaynak: Ülküye Adanmış Bir Yaşam / Metin Aydoğan / Syf 171)


Kongrenin yapıldığı tarihlerde Sivas sultânîsinde mantık, felsefe, edebiyat muallimi olarak görev yapan Sadeddin Bey tarafından yazılan ve salona asılan "Kongre merkezi olmuş idi bu Sultânî / Vatan ve milleti tahlis, hem de sultâni" beyti, binanın misyonunu en güzel ifade eden sözlerdir. Kongre günlerinde Sivas'a gelen ve Atatürk'le manda meselesini tartışan Amerikalı General Harbord'un Sivas sultânîsi hakkında "Konforu eksik ve dış görünüşleriyle devirlerini tamamlamış bu ve benzer yapılarda, derinliğini görerek anladığım büyük bir milletin kaderine ümitli istikametler vermenin mücadelesi yapılıyordu" şeklindeki mütalaası da oldukça anlamlıdır.


(Kaynak: Osmanlı'dan Cumhuriyete Şehircilik, Mimarî ve Eğitim Anlayışındaki Değişmeler Bağlamında Sivas Kongresi Binasının Tarihçesi / Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi / Mayıs-Kasım 2006 / Kemalettin Kuzucu / s. 103-125)


Yapıldığı tarihten itibaren okul binası işlevini sürdüren yapı; İdadi, Sultani, Sivas Lisesi, Kongre Lisesi adları ile anılmıştır. 1930 yılındaki bir tadilatta doğu cephesindeki esas giriş batı cephesine alınmış, çatısı sacla kaplanmıştır. 1981 yılına kadar lise olarak hizmet veren binanın, Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in direktifleriyle müze haline getirilmesi planlanmıştır. 1984 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı'na devredilen Kongre Binası; Bakanlığımızın Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nce aynı yıl başlatılan müze amaçlı restorasyon ve teşhir ve tanzim çalışmaları sonucunda; bodrum kat depoların, laboratuvar ve fotoğrafhanenin yer aldığı mekânlar olarak; zemin kat Etnografya Müzesi; üst kat ise Atatürk ve Kongre Müzesi olarak düzenlenmiştir.


(Kaynak:https://www.ktb.gov.tr/TR-96382/sivas---kongre-binasi-ataturk-ve-etnografya-muzesi.html)


Başkanlık


Ulusal direnişe istekli insanları, gerçekleştirilebilir somut hedeflere yönelterek aynı amaç çevresinde toplamak, bilgilendirip örgütlemek, tek bir ulusal programın parçaları haline getirmek güç bir işti. Bu işi başarabilecek denli iyi yetişmiş, politik bilinci yüksek, örgütleme yeteneğine sahip insanlara gereksinim vardı. Oysa bu düzeyde olan yalnızca oydu. Örneğin Bekir Sami, Hüseyin Rauf (Orbay), Refet (Bele) gibi, en yakın çevresi bile, kürsüden açıkça manda sözcülüğü yapıyordu. Kazım (Karabekir) Erzurum’dan ona, ‘Telgraf ve genelgeler altında imzanız olmamalıdır.’ Diye şifreli telgraflar gönderiyordu. Karargah subayı Binbaşı Hüsrev (Gerede), İsmail Fazıl Paşa (Ali Fuat Cebesoy’un babası), Hüseyin Rauf (Orbay), Bekir Sami bir evde toplanmışlar, İsmail Fazıl Paşa’nın başkanlığı üzerinde anlaşmışlardı.


Kongre açılır açılmaz, bir gün ya da bir haftayı aşmayan, süreli başkanlık ya da harf sırasına göre dönüşümlü başkanlık gibi öneriler yapılmıştı. Mustafa Kemal öneriler için Nutuk’ta şunları söyler:


‘Bu neden gerekiyor efendim?’ diye sordum. Öneriyi yapan ‘Böylece işin içine kişisellik karışmamış olacağı gibi eşitliği gözettiğimiz için dışa karşı da iyi bir etki yapmış olur.’ Dedi. Efendiler, ben; vatanın; öneriyi yapanla birlikte bütün ulusun, hepimizin, nasıl bir felaket çıkmazında bulunduğumuzu göz önüne getirip, kurtuluş çaresi olduğuna inandığım girişimleri, bitmek tükenmez güçlükler ve engellere karşı maddi manevi bütün varlığımla yürütmeye çalışırken, benim en yakın arkadaşlarım, daha dün İstanbul’dan gelmiş ve elbette işlerin içyüzünü bilmeyen, saygı duyduğum yaşlı bir kişinin diliyle bana kişisellikten söz ediyorlardı. Bu öneriyi oya koydum. Çoğunluklar kabul edilmedi. Başkan seçimini gizli oya koydum. Üç üye dışında bütün üyeler oylarını bana verdiler.’


Kişisel istek ve yargılar ne olursa olsun başkan seçilmesi, ülke koşullarının dayattığı bir gereklilik ve zorunlu bir sonuçtu. Kimse onun kadar açık, kolay anlaşılır ve uygulanabilir hedeflere sahip değildi. Kimsenin, onun gibi bilinçle hazırlanmış, halkın isteklerine yanıt veren, tutarlı ve gerçekçi bir programı yoktu. Programı uygulamaya kesin kararlıydı. Emperyalizmle çatışmaya, iç savaşın sorunlarını göğüslemeye kimse onun kadar hazır değildi.

Yaşının ötesinde gelişkin olan bilgi ve deneyimlerini, askeri siyasi görüşlerini, sonsuz bir sabırla delegelere anlattı, onları bilgilendirmeye çalıştı. Kimi zaman dünya ve ülke siyasetinden, kimi zaman felsefeden ya da edebiyattan söz ederek onları peşi sıra sürükleyen müthiş bir coşkuyla konuşuyordu. Ulusal mücadeleyi temsil edip yönetecek Önder’in o olduğu açıktı. Başlangıçta yeterince güven duymayanlar, daha sonra büyüsüne kapılarak etkisi altına girdiler.


(Kaynak: Ülküye Adanmış Bir Yaşam / Metin Aydoğan / Syf 174)


Kongre Açılışı


Kongre 4 Eylül’de ilan edilen saatte açılır. Mustafa Kemal Kongreyi açmış ve konuşmasına ‘Vatan ve milletin kurtuluşunu hedefleyen zorunlu sebepler, sizleri bunca sıkıntı ve engeller karşısında Sivas’ta topladı.’ Diyerek başlamıştır. Heyecanı yüksek bir konuşmadır:

‘Efendiler, milletimizin sizler gibi aydınları ve hamiyetperverleri manzaranın elemli karanlıklarından ümitsiz olmadılar. Çünkü onlar bilirlerk ki tarih, bir milletin varlığını ve hakkını hiç bir zaman inkar edemez. Çünkü onlar kuvvetli bir iman ile inanmışlardır ki, bir çürük perde arkasından vatan ve milletimiz aleyhinde verilen hükümler, ortaya sürülen kanaatler muhakkak iflasa mahkumdur.


Efendiler milletçe kurtuluş çaresinin ancak kendi ruhundan ve kendi örgütlenmesinden doğacağı kanaati gerçekleşince bariz tehlikeler karşısında bulunan Doğu Anadolu Vilayetlerini ‘Erzurum Kongresi’ne davet etti. Bu sırada idi ki, cereyan eden haberleşmeler ve arkasındaki hadiseler ve zaruret ile de bütün vatanın kurtuluşunu hedef alan Sivas Kongresi, bugün muhterem heyetinizin vücuda getirdiği Genel Kongre 21 Haziran 1919 tarihinde karara bağlanmıştır.


Erzurum Kongresi bütün memleketin ve milletin birleşme ve ittifak noktasında, Doğu Anadolu vilayetlerince öteki vilayetler ile her bakımdan işbirliği temini emeli kesindir temel ilkesini kabul etmiştir. Bittabi yüksek huzurunuzda toplanan işbu Sivas Kongre’mizde vatanımızın yekpare, milletimizin yekvücut olduğunu lüzumu gibi ifade ve ispat edecek temeller atılır. Erzurum ve Sivas kongrelerinin milli ruhu temsilen ve birbirini takiben toplanması muhakkak bir kurtuluş belirtisidir.


(Kaynak: Fikrimizin Rehberi / Erol Mütercimler / Syf 598)


Nutuk’ta o günleri şöyle anlatır:


‘İlk açılış günü olan 4 Eylül günüyle Eylülün 5. Ve 6.günleri İttihatçı olmadığımızı kanıtlamak için yemin etmek ve yemin metni hazırlamak, Padişah’a sunulacak yazıyı yazmak, kongreye gelen telgraflara yanıt vermek ve bilhassa kongre siyasetle uğraşacak mı, uğraşmayacak mı tartışmalarıyla geçti. İçinde bulunulan mücadele ve uğraş, siyasettin başka bir şey değilken, yapılan tartışmalar şaşırtıcı değil midir?’


Uzun tartışmalar sonunda belirlenen yemin metni, kongre üyeliğinin koşulu sayıldı. Her delege kürsüye çıktı ve Kuran’a el basarak aynı metni yineledi. Kongre yemini şöyleydi: ‘Vatan ve milletin saadet ve selametinden başka hiçbir kişisel amaç izlemeyeceğime, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin canlandırılmasına çalışmayacağıma ve var olan siyasi partilerin hiçbirisinin siyasi amaçlarına hizmet etmeyeceğime Tanrı üzerine yemin ederim.’


(Kaynak: Ülküye Adanmış Bir Yaşam 1 / Metin Aydoğan / Syf 172)


Demirci Mehmet Efe, ‘Umum Aydın ve Havalisi Kuvayi Milliye Kumandanı’ unvanını aldı.


(Kaynak: Nutuk (Boyut Yayınları) / Syf 125)


Başbakan Damat Ferit Paşa, Le Temps Gazetesi’ne verdiği ve bugünkü Fransızca İstanbul Gazetesi’nde yayımlanan demecinde, Amerikan mandasına karşı çıktı ve Avrupa’ya olan inancını dile getirdi: Anadolu hareketi, milletin esaslı kısmına dayanmaz. Bu hareketi icat etmeye çalışanlar, savaş zamanında subay olup bugün herhangi bir sanatı uygulamak için Anadolu’nun ötesin-berisine yayılan bir takım güçlerdir. Bu hareket, alevleri sönmüş bir saman alevi gibidir. Yakında herşey yoluna girecek.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 86)


Önceki gün İstanbul’a gelen General Harbord, Robert Kolej’i ziyaret etti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 86)


Padişah, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’ye ve İçişleri Bakanı Adil Bey’e birinci, Evkaf Bakanı Hamdi Efendi’ye ikinci rütbe Osmanlı nişanı verdi. Harbiye Bakanı Süleyman Şefik Paşa’ya ‘Büyük Yaver’ ünvanı verildi. Ödüllendirilenlerden Adil Bey ve Süleyman Şefik Paşa, özellikle Kuvayi Milliye düşmanlığı ile tanınıyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 86)


GUN GUN KUTULUS yazi.JPG