4 Eylül 1921


Sakarya Savaşı: Bazı Yunan birlikleri yoğun bir top atışıyla saldırıya geçtiler. Göğüs göğüse süngü savaşları yapıldı . Yunanlılar, Polatlı'nın Güneydoğusundaki Eski Polatlı sırtlarını işgal ettiler. Birkaç kilometrelik arazi kazanan Yunanlılar, Türk Mevzilerine 100-150 metre kadar sokuldularsa da 600 ölü vererek çekilmek zorunda kaldılar. Türk Dördüncü Grubu'nun dışındaki cephelerde önemli savaşlar olmadı. Türk ordusu, sağdan sola doğru, Mürettep Kolordu, 4., 12., 3., 2., 1., ve 5. Gruplardan oluşuyor. Yunan kuvvetleri Sakarya'nın doğusunu keşfetmeye çalışıyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yunan Başkumandanı Papulas, bakanı Bursa'da bulunan Savaş Bakanlığı'na gönderdiği raporda "Ankara'yı alma isteği felakete sebep olabilir. Bu felaket, bu zamana kadar elde edilen başarılar üzerinde de çok kötü etki yapar, siyasi durumun böyle bir hezimeti göze almaya değer olup olmadığını bildirmenizi beklerim" dedi. Hükümet, vereceği cevapta yalnız askeri amaçlarla hareket edilmesini isteyecektir


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Rapor iki bölümden oluşuyordu. Birinci bölüm zafere ayrılmıştı. Yunan ordusunun nasıl iyi bir yönetimle Sakarya doğusunda ilerlediğini anlatıyordu. İkinci bölümde ise acı gerçekler dile getiriliyordu. Papulas başarısızlığın nedenlerini gizlemeye çalışarak Yunan ordusunun saplandığı çıkmazı ortaya koyuyordu. Raporun ikinci bölümü şöyleydi:


‘Düşmanın bizimle aynı güçte olduğunu sanıyoruz. Bizde üstün oldukları hususlar ise şunlardır: Çok sayıda subaya sahiptirler. Birbirini izleyen berkiltilmiş arazileri vardır. Araziyi iyi tanımaktadırlar ve ağır topçusu bizden üstündür. Bizde ise geniş ölçüde büyük bir subay kıtlığı vardır. Ağır topçumuz sayıca ve kalite bakımından düşmanınkinden aşağıdır. O halde Türkler karşısında bizim tek üstünlüğümüz vardır o da bizim saldırılarımız ve bundan doğacak yüksek moraldir. Fakat şu da dikkate alınmalıdır ki kuvvetimizin savaş gücünün azalması az bir zaman sonra saldırılarımızın sürdürülmesini olanaksız kılacaktır. Orduda kuvvetinin yokluğunun farkına vararak belki kendi moral gücünü de yitirebilir. Zafiyet anı gelmeden, bundan sonraki faaliyet hakkında her türlü kararın alınması doğru olacaktır.


Sakarya’nın doğusundaki arazinin işgali ulaşım hatlarımızın önemli ölüde kısaltılmasını sağlamıştı. Fakat şu da göz önünde tutulmalıdır ki Ankara’ya doğru ilerlemeye devam ediyoruz ve bu nedenle ulaşım hatlarımız yeniden uzamaktadır. Taşıt araçları ise özellikle yük kamyonları her gün eskimektedir. Ankara’yı bizden ayıran 100 km için düşman inatla adım adım savunmaktadır. Amacı bizi giderek sayıca yıpratmaktır.. Kuvvetlerimizin denk durumda oluşu da bizim geniş bir çevirme hareketi yapmamıza izin vermemektedir. Yoksa bir darbeyle kesin zaferi elde ederdik. Saldırılarımızla düşman yorulur ve biz de belki bir gün yorgun olduğu için Ankara savunmasından vazgeçen bir düşmanla karşılaşırdık. Fakat bugün hiç kimse böyle mutlu bir olay umamaz.


Ankara’yı işgal için bundan sonra yapılacak bir çabanın kesin zafer ulaşması olanağı vardır. Fakat bir talihsizliğe de neden olabilir. Bu talihsizlik ise şimdiye kadarki olumlu başarıyı bir başarısızlığa dönüştürebilir ki bu başarısızlıkta siyasal görüşmeler üzerinde yıkıcı bir etki yapar. Ordu siyasal durumdan tümüyle habersizdir. Ankara’nın işgalinden umulan yararların ve siyasal bakımdan her özveriye katlanarak kendisini tehlikeye atmasının doğru olup olmadığını takdir edemez. Bunun için sizden ricam bu konuda hükümetin emirlerine sahip olmamdır. Bununla ilgili kararın bana hemen bildirilmesini rica ediyorum. Çünkü bu arada düşmanın yaptığı seferberlik ona yeni destekler getirmekte, yaptığı berkitmeyi güçlendirmektedir. Mevsimin ilerlemiş olması da kısa bir zaman sonra olağanüstü güçlükler çıkarabilir.’

Papulas


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 217)


Açıksöz: Sakarya Savaşı'nın bu on birinci günü biterken, düşman da bitti. Düşman artık korkutmuyor, korkuyor. Herhalde bundan sonra savaşın yeni bir safhası başlayacak.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Mustafa Kemal’in Sakarya Zaferi sonrası 19 Eylül 1921’de mecliste bir konuşma yaptı. O konuşmanın bugün ile ilgili olan bölümünden kesitler:


Eylül’ün dördüncü günü düşman toplayabildiği kuvvetlerle sağ kanadımız ve merkezimiz karşısında bulunan mevzilerini takviye etti ve oradan tekrar taarruza geçmek istedi. Fakat bu defa düşmanın tekmil taarruzları fevkalade zayiatla her noktada durduruldu ve püskürtüldü. Düşman hakikatten mağlup olmak üzere idi veyahut mağlup olmuştu.


(Kaynak: Atatürk’ün Bütün Eserleri Cilt 11 / Syf 404)


Batı Cephesi Kurmay Başkanı Albay Asım Gündüz Polatlı’ya gelmiş Yunanların savunmada açtıkları gedikleri tıkamaya çalışıyordu:

‘Şu sırtı tutun sonuna dek dayanın!’

‘Orada daha büyük tehlike var oraya koşun!’

Yunan topçuları bütün ateşlerini Basritepe üstünde toplamışlardı. Türk savaşçılarına saatlerdir ölüm yaptırıyorlardı. Albay Asım saatler süren ateşin kimseyi sağ bırakmadığını ve Yunanların rahatça taktik önemi büyük olan tepeyi ele geçireceğini düşünerek üzülüyordu. Yunan topçusu tepede canlı kimse olmadığı için bir süre sonra ateşi kesti. Ardından Yunan piyadeleri el bombaları savurarak tepeye saldırıya geçti. Albay Asım içini çekmekten kendini alamadı: ‘Ah özlemini çektiğimiz el bombaları…’

Albay Asım içi burkularak: ‘Tepe elden çıktı’ diye düşünürken toz toprak içinden bir avuç erin başlarında bir subayla siperlerinden fırladıklarını ve süngüleriyle ileri atıldıklarını gördü. Kanlı bir süngü dövüşü başlamıştı. Albay Asım tepeyi tarayınca başka erlerin de yıkık siperlerden fırladıklarını gördü. Boğaz boğaza süren çatışma sonunda Yunanlar birçok ölü bırakarak tepeden çekildiklerini gördü. Basritepe düşmana kaptırılmamıştı.

Tepe Yunanlara kaptırılmamıştı ama süngü hücumunu başlatanlar tümüyle şehit olmuştu. Sonradan hücuma önderlik yapan genç subayın Teğmen Ahmet olduğu anlaşılmıştı. O da delik deşik olmuş gövdesiyle şehitler arasındaydı.

Alptekin Müderrisoğlu burada kitaba bir dipnot düşüyor:

Bu şehitler Basritepe eteklerindeki şehitlikte toplu mezarlarında yatmaktadırlar. Üniversite öğrencisiyken Sakarya gazilerinden rahmetli babamla (İhsan Müderrisoğlu) bu şehitliği ziyaret etmiştik. Babamın şehitlikte dualar okurken ağlamasını aşırı duygusallık olarak nitelediğimi anımsıyorum. Eski silah arkadaşları için dökülen gözyaşlarındaki derin anlamı ancak yedek subay olduğum günlerde sezebilmiştim.

Okuduğunuz araştırmayı yaparken sık sık Sakarya boylarına gidip çarpışmaların yapıldığı yerleri gezdim. Sakarya savaşçılarının koşullarını değerlendirebilmek için Ağustos sıcağında susuz kalmaya çalışarak o çıplak tepelerde dolaştım. Ankara’dan gider ve dönerken bu şehitliğe uğramayı alışkanlık haline getirmiştim. Her seferinde savaş görmemiş bir kuşağın insanı olarak bizler için can verenlerin önünde anlatılması güç duygularla doluyordum. Tanrı katında hepsinin ruhları hoşnut olsun.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 209)


Ankara’nın en eski ve ünlü semtlerinden biri Namazgahtı. (Şu an üstünde Ankara Kız lisesi, Etnografya Müzesi, Türk Ocağı ve Türk Hava Kurumu gibi yapılan bulunuyor) Aslında büyükçe bir mezarlıktı Namazgah. Ortasında musalla taşları vardı. Cenaze namazları burada kılınırdı. Çoğu Cuma namazları da burada kılınır hocalar vaaz verirlerdi. Bir mezarlık olduğu halde Namazgah adı verilmesi bundandı. Günlerdir Namazgah’ta günde birkaç kez cenaze namazı kılınıyor, ardından musalla taşlarına sıralı cenazeler toprağa veriliyordu. Bunlar Sakarya boylarında yaralanarak Ankara Hastanesine getirilen ve orada ölen savaşçılardı.

Namazgah’ın toprakları, altında bir cisim kımıldıyormuş gibi boyuna dalga dalga kabarıyordu son günlerde. O cismin ilk geçtiği yerlerdeki tümsekler yassılmaya başlarken yeni ulaştığı yerler lokma öpüten bir avurd gibi şişkin duruyordu. Bunlar arasında yeni kazılmış çukurlar vardı. Bunlar da kanlı kefenleriyle birazdan gelecek nasiplerini bekliyordu.

Bu mezarlar 400 yıldır Viyana kapılarından geriye doğru Türklerin kabarttığı şehitler denizin son dalgalarıydı.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 212)


Sakarya Meydan Muharebesinin cereyanı esnasında başkumandan, enerjisini bütün kuvvetlere hissettirmiş ve kendisi muharebenin kazanılması için gece gündüz büyük emek sarf etmiştir. Kıtalara her akşam cephe emri verirdik. Başkumandanlık Karargahı Alagöz köyünde kurulmuştu. Alagöz güzel bir köydür. Karargahlarımız ayrı ayrı evlerdeydi. Mustafa Kemal Paşa’nın karargahı kalabalık değildi. Yanında emir subayları vardı. Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’nın kaldığı ev de, yanındaki subaylarla ayrı bir karargah sayılabilirdi. Garp Cephesi Karargahı, kurmay subaylara bile yetmiyordu. Her muharebe akşamı vaziyeti Garp Cephesi Karargahında gözden geçirir, o günkü muharebeleri nasıl değerlendiriyorsak ve ertesi gün düşmanı nasıl karşılamak icap ediyorsa bunu bir emir haline getirir, başkumandana götürerek izah ederdim.

Başkumandanın muvafakatini aldıktan sonra, günlük Garp Cephesi emrini verirdim. Ve ertesi gün Fevzi Paşa olsun, Mustafa Kemal Paşa olsun, cephenin umumi hayatı ile ilgili olmaksızın, ehemmiyet verdikleri yerlere giderler, kumandanların yanında bulunurlar ve onlara yardım ederlerdi. Başkumandanın ve Genelkurmay Başkanının cephede bulunması, muharebenin enerji ile idaresinde ve verilen emirlerden tam randıman alınabilmesi için büyük ölçüde etken olmuştur.

Akşamları ekseriya beraberdik. Düşman ricada başlayıncaya kadar akşamları toplanmamız, bir nevi kara ihtimallerin tasfiyesi, muhtelif yerlerde ne güçlükler oluyor, asker ve kumandanlar hangi buhran içindedirler, ertesi gün hangi yerin ne suretle tedavi edilmesi lazımdır, bunlar üzerinde konuşmak içindi. Bunlar konuşulurdu. Düşman söküldükten sonra akşam toplantılarına lüzum kalmadı.

Başkumandanın karargahında günlük cephe emirleri tasvip edildikten sonra ben, bunları hazırlamak ve cephe için uğraşmak üzere kendi karargahıma çekilir, uzun müddet çalışırdım. Mustafa Kemal Paşa’nın muharebe esnasında uykusu büsbütün azalmıştı, sabaha karşı uyurdu. Daha muharebeler kızışmadan evvel dolaşırken attan düşmüş, bir kaburga kemiği kırılmıştı. Bütün muharebe devamınca kaburga kemiğinin tedavisi ve ıstırabı onu ayrıca işgal etti.


(Kaynak: İSMET İNÖNÜ / HATIRALAR / 251 - 252)


GUN GUN KUTULUS yazi.JPG