4 Kasım 1921

Fransızlar Adana'yı boşaltmaya başlıyor. Fransız İşgal Kuvvetleri Kumandanı General Dufieux, Adana Valilik Konağı'na geldi. Memurlar, azınlık temsilcileri ve Adana ileri gelenleri tarafından törenle karşılandı. Türk-Fransız Anlaşması hakkında bilgi veren Dufıeux, Fransız birliklerinin bu anlaşma gereğince iki aya kadar Kilikya'yı boşaltacağını ilan etti. (AS: 10 "Açıklamalar, halk üzerinde iyi bir etki bıraku"; Veou: 516, 606 "Adana'nın boşalulmasına bazı Türk ileri gelenleri itiraz etti, benzer bir konuşmayı da Binbaşı Garbiees Antep'te yapu; mutasarnf da Fransız yönetiminden memnunluğunu belirterek Türklerden şikayet etti"; Belen: 552)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Rauf ve Kara Vasıf Beyler, Mustafa Kemal'in telgrafına lnebolu'dan verdikleri cevapta "Azimkar milletimizin mesai ve fedakarlığını bihakkın temsil eden Büyük Millet Meclisimiz ve onun muhterem reisi, bizi en intikamcı bir devletin esaretinden şanlı bir surette kurtardı" dediler, şükranlarını ve saygılarını bildirdiler (Kılıç Ali 1:77) . * Rauf Bey ve arkadaşları, İnebolu' dan Ankara'ya hareket ettiler (Yak Tar. III: 311)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Vakit: Bugün Adana'nın boşalulmasına başlanıyor. -Ahmet Emin'in başyazısı: Vatana dönüş: Malta'ya sürülmenin bize hediyesi, daha sıkı bir vatan bağlılığıdır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Enformasyon'da Edvardo Erniyo: Asırlardan beri devam eden dostluk münasebetlerini tekrar ihya etmeliyiz. Türklere dostluk elini uzaunalıyız. (HM: 24 "Fransa'dan gelen dostluk sesleri")


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Anlaşmanın imzalanmasından iki hafta sonra Ferit Bey “Türkiye Temsilcisi” sıfatıyla Paris’e gitti. Ferit Bey, beraberinde Pierre Loti’ye he­diye olarak bir halı ve aşağıdaki mektubu götürüyordu:


T.B.M.M., Paris mümessilinin hareketinden istifade ederek Türklerin büyük ve asil muhibbine (dostuna) karşı perverde ettiği (beslediği) hissi- yat-ı minnet ve şükranı tekrar beyan etmeyi kendine bir borç bilmiştir.Ta- rihin en karanlık günlerinde sihrengiz (büyüleyici) kalemiyle daima kendi hakkını teyit ve müdafaa etmiş olan ulvî üstada karşı Türk Milletinin mütehassis olduğu derin ve lâyezâl (ebedî) muhabbet ve meveddete (sevgi­ye), İstiklâl mücadelesinde şehit düşen erkeklerimizin yetim bıraktığı kızla­rı tarafından göz yaşlan arasında dokunan bu halı şahâdet (tanıklık) ede­cektir. Naçiz (küçük) kıymeti, delâlet ettiği mânadan (bu anlamdan) iba­ret olan bu hediyemizi muhibb-i hak (haksever) ve civanmert (cömert, asil) büyük Fransıza karşı duyduğumuz hiss-i şükrana delâlet (işaret) ola­rak telâkkî ve kabul buyurmanızı rica ederiz. 3 Teşrinisani 337 (3 Kasım 1921).


T.B.M.M. Reisi, Başkumandan

Gazi Mustafa Kemal”


(Kaynak: Türk Kurtuluş Savaşı ve Fransız Kamuoyu 1919-1922 / Yahya Akyüz / Syf 215)


Ancak bazı kişiler ve çevreler anlaşmayı hoş karşılamadılar. Bunlar tenkitlerine ve propagandalarına Journal des Debats, L’Eclair, L’Ouest Ecla- ir... gibi iki-üç gazetede ve bazı kitaplar çıkararak devam ettiler. Auguste Gauvain, Journal des Debat^d^ anlaşmanın gizli ekleri gereğince Briand’ın, Kilikya ordusundan Türklere çok miktarda savaş malzemesi verdiğini ileri sürüyor ve, “nasıl seçildiğini bilmediğimiz, varlığı sallantıda Büyük Meclis denen bir kuruluşla Fransa’nın anlaşmış olmasını aklım almıyor” diyor­du.3 Emile Bure de, L’Eclaifde, “iktidarı ister istemez zayıf olan bir çete reisi ile yapılan Ankara anlaşması, Fransa’ya almadığı bazı garantiler sağlamalıydı” diye yazıyordu.


(Kaynak: Türk Kurtuluş Savaşı ve Fransız Kamuoyu 1919-1922 / Yahya Akyüz / Syf 217)


Türkiye’ye Atanmam


1921 yılı Kasım ayının başında, Sovyetler Birliği’nin Litvanya Elçisi olarak bulunduğum Kovno’dan Moskova’ya çağrıldım. Bur­juva Litvanya’smda, benim için tamamıyla yeni ve bilmediğim bir çalışma alanı olan Sovyet diplomatının ilk stajını görmekteydim. E- kim Devrimi’nin ilk yıllarını, iç savaş cephelerinde, askeri işlerde geçirdim. Büyük yurdumu başka ülkelerde, hem de birdenbire, elçi olarak, temsil edece ğimi hiçbir zaman aklıma getirmemiştim. Mos­kova’ya geldim. Dışişleri Komiseri G. V. Çiçerin elçi ola rak Türki­ye’ye gitmemi teklif etti. - “Ciddi bir iş, büyük bir sorumluluk”, di­ye aklımdan geçirdim. “Acaba üstesinden gelebilecek miyim?” Tür­kiye... Kısa bir süre önce Küçük Asya’yı, Balkanları, Mısır’ı elinde bulunduran büyük bir devletti... Gerçi şimdi ikinci sınıf bir devlet haline getirilmiş bulunuyor ama, yine de dünya diplomasisinde bü­yük bir rol oynamaktadır. Çanakkale Boğazı, Karadeniz’in anahtarı sayılan İstanbul Boğazı Türkiye’nin elinde... Büyük devletleri do­ğuya, İran’a, Hindistan’a, Suriye’ye, Irak’a götüren yollar Türkiye üzerinden geçmektedir. Dumanı üstünde bir Ermeni sorunu... Kürt sorunu... Pan islamizm, Pan Türkizm gibi sorunlar... Üstelik şimdi orada bir de savaş var... Başında Mustafa Kemal olduğu halde yeni Türkiye, emperyalist devletlerle ve onların maşası Yunanistan’la, İstanbul’da itilaf ordularının himayesinde bulunan Padişah Hükü- meti’yle savaşmaktadır. Bir yığın şüphe kafama üşüştü. Bu şüphele­rimi Çiçerin’e açtım. Çiçerin gözlüklerinin üstünden bana baktı... Oldukça birbirini tutmayan sözlerimi sonuna kadar dinledi ve ko­nuşmaya başladı.


Çiçerin’le Görüşme


Çiçerin:


- “işçi köylü devletini kimlerin kurduğunu, hiç düşündü nüz mü?”, diye söze başladı, “işçiler, köylüler, ilerici aydınlar kurdu Bizler sanki, anadan doğma diplomat mıyız? Diplomat olmak için bir öğrenim mi gördük? Size de çarlık ordusunda cephe komutanı değildiniz ama, yine de iç savaşta ordular idare ettiniz. Uluslararası cephede doğru iş görürsek partimiz bizi her zaman destekleyecektir. Bu iş için neden sizi seçtik? Bunun iki nedeni var. Birincisi, siz as­kersiniz, Türkiye ise bir iç savaş içindedir, İkincisi, ben sizin Litvan- ya’daki çalışmalarınızı izledim. Oradaki çalışmalarınız olumludur.”

Çalışmalarımın böyle övücü sözlerle değerlendirilmesi beni se­vindirdi ve heyecanlandırdı. Kendimde bir sözcük olsun söylemek gücünü bulamıyor, susuyordum.

G. V. Çiçerin gözlüklerini çıkardı. Oturmakta olduğu koltuğun arkalığına iyice yaslandı ve sözlerine devam etti:

“Bir diplomatın kültürlü olması gerek. Kültür, bazılarının sandı­ğı gibi, yemekte balığı bıçakla kesmemek değildir. Dış alışkanlıklar çabucak benimsenebilir. Gerçek kültür, bilginin edinilmesi ve be­nimsenmesi, geçmişin kültür mirasına sahip çıkılması, bu mirastan akıllıca ve eleştirmeci bir gözle yararlanılması, durumun ve koşul­ların doğru olarak değerlendirilmesidir.

Örnek olarak cephedeki arkadaşlarınızı alınız? Onların içinde, diplomatik alanda çalışmalarını serbestçe tavsiye edebileceğiniz ki­şiler pekâlâ vardır. Geçenlerde Tümen Komutanlarımızdan, kömür madeni işçisi Jloba herhalde kendisini cepheden tanıyacaksmızdır parlak biı diplomat olarak kendisini gösterdi. Aramızdaki anlaşma­yı çiğneyerek Batum u işgal eden Türk Generali Kazım Karabekir

pasa’yı, bu şehri boşaltmaya ikna etti.”

Georgi Vasilyeviç Çiçerin, bu konuşmamızda, bana bir çok pra­tik öğütler verdi ve şunları söyledi:

- “XIX. yüzyıl Avrupa siyaseti sorunlarını öğrenmeniz, emperya­list savaşın çıkış nedenlerini incelemeniz gerek, bu konuda Lenin’in eserleri size büyük ölçüde yardımcı olabilir. Versailles, Sevres ve ö- teki antlaşmaları, Türkiye ile imzalanan Mondros savaş bırakışma­sını ayrıntılı olarak inceleyiniz... Talleyrand, Mettemich, Bismarck gibi XIX. yüzyıl diplomatlarının en önemli yanlarını bilmek gerek­mektedir. Rus diplomatlarının çalışmalarını inceleyiniz! Türkiye ile ilgili olarak, bu devletin tarihini, Çarlık Rusya’sının onunla yaptığı antlaşmaları bilmek zorundasınız... Birleşik Amerika’nın, Alman­ya’nın, Fransa’nm ve öteki kapitalist devletlerin Türkiye’de izledik­leri siyaseti öğreniniz... Türkiye ile ilgili ekonomik meseleleri günü gününe izleyiniz. Bu, temellerin temelidir.”

Çiçerin son söz olarak:

- “Sovyet diplomatı haysiyetine çok değer vermek, arkasında her zaman büyük işçi köylü devletinin bulunduğunu hissetmek, bunun­la birlikte şımarmamak, dürüst olmak zorundadır. Sovyet diploma­tı, çeşitli karışık durumlarda serbest ve korkusuzca davranmalı, düş­manlarının hile ve usullerini elden geldiğince iyi bilmelidir. Herşey- den önce gerçeği ele geçirmeğe çalışınız. Şu ya da bu siyasal soru­nun konuşuluşunda her zaman açık olunuz. Önünüze konulan bir soruna cevap vermekte güçlük çekerseniz, daha sonra cevap verece­ğiniz veya hükümetinizden soracağınızı söyleyerek onu erteleyiniz. Ya da düpedüz, bu sorunu bilmediğinizi söyleyiniz. Doğruluk her zaman saygı uyandırır.”

G. V. Çiçerin, konuşmamızda, büyük bir açıklıkla, yeni Türkiye’nin bağımsızlık için yaptığı savaşın ve bu Kurtuluş Savaşı'nda, Kemal'in oynadığı önemli rolün bir tablosunu çizdi.

sonra konuşmamızı kelimesi kelimesine anlatmak, doğa| olarak mümkün değildir. Ama, bu konuşmanın anlamı ve bazı mi. s ıllcri aklımdadır. Bu konuşma aslında bir diploması dersiydi. (ic. or ’i Vasilyeviç Çiçerin’e çok minnettardım. Şu anda bütün bunlara kurlara ilkel görünebilir... Ama, Sovyet diplomasisinin doğuş günle, rinde bu konuşma bana birçok şeyler verdi. Lenin’in, Dışişleri Ko­miserliği idaresini kendisine emanet ettiği Çiçerin, her bakımdan kültürlü bir adam ve usta bir diplomattı.


Lenin Çiçerin’e büyük bir değer verir, onun için: - “Çiçerin, olağanüstü, vicdanlı, akıllı, bilgili bir adam”, derdi. “Böylelerine de­ğer vermek gerek.


Türkiye’ye gitmeye razı oldum. Çiçerin ayağa kalktı. Boynunda­ki kalın atkısını düzeltti:

- “İşle bu, iyi”, dedi. “Hazırlanın. Bütün çağdaş vesikaları dik­katle inceleyin... Hazırlanmanız için size iki hafta veriyorum.”

Hâlâ şüphelerden kurtulamamıştım, ama, hükümetin bana gös­terdiği güvenden memnun bir halde Dışişleri Komiserliğinden çık­tım.

Vakit gece yarısını bir hayli geçiyordu. Zayıf ışıklandırılmış Moskova Caddeleri tenha idi. Kar yağıyordu. Bu hafif soğukta de­rin derin solumak çok iyi oluyordu, Çiçerin’le konuşmalarımız üze­rine, Çiçerin in kendisi üzerine düşüncelere dalmış bir halde yürü­yordum.


(Kaynak: Gözleri Çeliktendi / Aralov)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG