4 Nisan 1920 Pazar

12. Kolordu Komutanı Fahrettin Bey’le birlikte 15 sivil, 12 askerden meydana gelen bir Konya yönetici grubu, zorla Ankara’ya getirildi ve ikna edilmek üzere Mustafa Kemal’e teslim edildi. Albay Fahrettin Bey ve yanındakiler, ikna edil­miş olarak yarın İsmet, Salih ve Refet Beylerin eşliğinde Konya’ya gönderile­ceklerdir. 14. Kolordu Komutanı Yusuf İzzet Paşa da 10 Nisan’da aynı biçim­de Ankara’ya getirilerek ikna edilecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 470)


Kilikya Batı Bölgesi Komutanı Sinan Bey’in (Tekelioğlu) 11. Tümen Komu­tanlığına raporu: Durumumuz pek düzgün, silahlı sayısı 500’ü geçti. 300 mücahit de silahsız olarak karargâhta. Adana’ya iki saat mesafeye kadar olan arazi işgalimiz altındadır. En sıkıntı çektiğimiz şey silah ve cephane bulmak. Ahali akın akın Kuvayı Milliye’ye katılmaktadır. (Saral: 63; Müderrisoğlu: 239)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 470)


Yunus Nadi anılarında Ankara’nın ilk günlerini anlatırken Mustafa Kemal’in insana hayret veren çalışmalarından örnekler verir. Ortada kuvvet arayanlara yanıtı şöyle verir: ‘Onlar nerede idi? Ortada bunlara dair hiçbir alamet görmüyordum. Denilebilirdi ki o gün için ordu namına ortada fiili hiçbir şey yoktu. Hatta kadro olarak bile ordu ancak kağıtlarda vardı. Hakikatte subay kadrosu bile yok olmuş, o kadar tuzla buz haline gelmişti. Eğer Mustafa Kemal Paşa’nın ulu şahsiyeti olmasaydı, yalnız şu perişan ve çöküntü halindeki manzara insanı yeis ve ümitsizlikten çıldırtmaya kafi idi. O, ama yalnız o, karargahı olan ziraat mektebinde bir çeşit devlet hayatı yaşatıyordu.’


Yunus Nadi anılarında 4 Nisan gecesi buluşmalarını uzun uzadıya anlatır. Gece yemekten sonra her konudan konuşulur.


-Çocuk, bize kahve getir, emrini verdikten sonra:


-Bak Nadi Bey, işler nerelere kadar sürüklendi. Pera Palas’ta görüştüğümüz zamanı düşün. O zaman hükumette ben bulunsaydım, muhakkak memleketin sürüklendiği bu muhataranın önüne daha orada iken geçerdim. Ahmet İzzet Paşa, teşkil edeceği kabinede bana Harbiye Nezaretini versin diye Adana’dan telgraf çektim. Kendisi bunu makam, mevki hırsıyla yorumlamış. Halbuki ben adamlarımızı biliyordum. Orada memlekete yapılacak hizmeti en büyük salah iyetle ancak ben yapabilirdim. Eğer ben o kabinede bulunsaydım işi daha İstanbul’un eşiğinde iken hallederdim. Eğer ben o kabinede bulunsaydım işi daha İstanbul’un eşiğinde iken hallederdim. Elbette karaya itilaf askerlerinin çıkartmamak için kesin önlemler alırdım. Ne olacaksa orada olurdu ve emin olabilirsin Nadi Bey ki karaya itilaf askeri bile pekala çıkmayabilirdi.


Yunus Nadi Ankara’ya gelmeden önce hayal ettikleriyle buradaki gerçek çok farklıydı ve burası çöle benziyordu:


-Öyle görünür Nadi Bey, dedi, öyle görünür. Zaten bu büyük işin zevki de işte buradadır. Bu çölden bir hayat çıkarmak, bu inhilalelden bir teşekkül yaratmak lazımdır. Mamafih sen ortadaki boşluğa bakma. Boş görünen o saha doludur, çöl sanılan alemde saklı ve kuvvetli hayat vardır. O millettir, o Türk milletidir. Eksik olan şey teşkilattır, işti şimdi onun üzerindeyiz.’


Özellikle de Nadi’nin meclis konusunda sorduğu soruya aldığı yanıt, egemenliğin kayıtsız şartsız ulusa ait olduğunu işin başındayken ortaya koyar.


Soru: Her kerameti Meclis’ten beklemek niyetinde miyiz?


‘Ben her kerameti meclisten bekleyenlerdenim. Nadi bey, bir devreye yetiştik ki onda her iş meşru olmalıdır. Milli işlerinde meşruiyet ancak milli kararlara isnat etmekle milletin eğilimine tercüman olmakla elde edilir. Milletimiz çok büyüktür. Hiç korkmayalım. O esareti ve zilleti kabul etmez. Fakat onu bir araya toplamak ve kendisine: ‘Ey millet! Sen esaret ve zilleti kabul eder misin?’ diye sormak lazımdır. Ben milletin vereceği cevabı biliyorum. Ben milletin büyüklüğünü biliyor ve bu soru karşısında onun o soruyu soran çocuklarını canı gibi seveceğini ve alınlarından öpeceğini biliyorum. Ben biliyorum ki bu millet kendisine bu soruyu soran çocuklarının hep o esasa dayanan tabirlerini ve tertibatını canla başla kabul edecektir. Onun için işte ben şimdi bu yoldayım, onun için çok sağlam bir yol olduğuna kani olarak…’


(Kaynak: Fikrimizin Rehberi / Erol Mütercimler / Syf 644)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG