4 Nisan 1921

Atlı birlikler İnegöl'e, Kocaeli birlikleri de Yenişehir'e girdiler. Bolvadin geri alındı. Yunan birlikleri Kestel köyünü yağma ettiler. İnönü Savaşları'nı üstlenen Yunan Üçüncü Kolordusu, harekata başladığı Bursa doğusundaki mevzilerine yerleşebildi. İkinci İnönü Savaşları genel olarak sona erdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İzmit'e bağlı Mihaliç köyü Rumları ile Yunan askerleri, biri kadın 14 köylüyü birbirine bağlayarak öldürdüler. Bir köylüyü ayaklarından astılar ve altında saman yakarak tutuşturdular.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Meclis'te işgal altındaki bölgelerde Yunan zulümlerine karşı Hükümet'in ne gibi tedbirler aldığı soruldu. Dışişleri Bakan Vekili Ahmet Muhtar Bey, yapılan siyasi teşebbüsleri anlatırken 3 1 Mart'ta İngiltere'ye verilen notayı okudu. Notada "İngiliz altınlarına tamah eden Damat Ferit gibi adamlar, Türk'ü Türk'e kırdırıyor. Bize barış umudu vererek Londra'ya davet ederken, el altından Konstantin'i besleyip bize hücum emrini verdiniz. Yunanlılar sizin ücretli kölelerinizdir. Bize Garp emperyalizmini kabul ettiremeyeceksiniz vesselam ... " deniyor. Bazı mebuslar, bu ifadeleri aşırı bularak soruyu gensoruya çevirmek istediler, ancak buna pek az parmak kalktı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Refahiye güneyinde askerlerle Koçkiri kuvvetleri arasında çarpışmalar devam Ediyor (ümit doğan buraya yazılabilir) – 7 mart 21’de bununla ilgili gönderi var.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Açıksöz: Türkiye'nin asıl düşmanı Ingilizlerdir.


Le Temps: Türk kaynaklı haberlerin doğruluğu anlaşılıyor. Türk-Yunan Savaşı, Yunanlıların aleyhinde bir gelişme gösteriyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Nurettin Gülmez ‘Anadolu’da Yeni Gün’ kitabında İnönü Savaşları’nı ve bunun gazete yansımasını anlatıyor:


2.İnönü Savaşı’nda Yunan Kralı, prensleri ve bütün savaş erkanı ile cepheye gelmiş. (25 Mart 1921 Yenigün) ‘Anadolu’nun kutsal amaçlı mücadele tarihine altın kalemle yazılacak yeni bir şan ve şeref sayfasının açılacağı’ (27 Mart 1921 Yenigün), masum ve mazlum bir milleti ezmek, elindeki ekmeğin son lokmasını almak, sonsuza kadar esir etmek isteyenlerin mutlaka yenileceği (28 mart 1921 Yeni Gün), 40 yıl önceki Plevne Savunması’na benzeyen bir savunma verileceği gün gelmiştir. (29 Mart 1921 Yeni Gün) Savaş sırasında Yunanlılar’ın, savaş hilesine başvurarak, yerli Rum ve Ermeniler’i, ‘Allah Allah!’ sesleriyle saldırtmaları bile onlara yarar sağlamıştır. (1 Nisan 1921 Yeni Gün)


2.İnönü Zaferi, Celalettin Arif Bey’in Meclis’te de belirttiği gibi ‘Yaşamaya hak kazanan milletlerin, ancak şan ve şerefle ölmesini bilen milletler’ olduğunu göstermiştir. (4 Nisan 1921 Yeni Gün) Dünyaya karşı varlığını kanıtlayan Türkiye, zalimler dünyasının dışında kalan dünyanın saygı ve sevgisini kazanmıştır. Bundan sonra Anadolu halkının düşmanları varsa, dostları da vardır. Zaferi kazanan Mehmetçik için Meçhul Kahraman Anıtı yapılması artık şarttır. İnönü meydanında böyle bir anıtın yapılması teklifi, zaferin Türkiye’deki etkilerini anlamak ve tahmin etmeyi kolaylaştırmaktadır. Yeni günler eski günlerin büyüklüklerini yaşatmaya başlamıştır. (5 Nisan 1921) ‘ Ordusuna, vatanına ve Meclis’ine dayanan Türk milleti, bundan sonra Batı’ya haklarını daha yüksek sesle söyleyecek, Doğu’ya da ümit ve iman ışıkları saçacaktır. İstanbul’da birkaç namussuzun ve vatansızın sözüne uyarak, onlara dayanarak alçakça bir tavır alan Padişah artık utanmalıydı.’ (14 Nisan 1921 Yeni Gün)


(Kaynak: Nurettin Gülmez / Anadolu’da Yeni Gün / Syf 539)


Gündüzbey savaş alanı Eskişehir’den birkaç kilometre sonra başlamaktadır. Burada, ustaca bir manevra ile, düşmanı mağlup edeceği yere kadar çeken İsmet Paşa, Yunanlıları çok kanlı bir yenilgiye uğrattı. Bütün gün boyunca savaşın müthiş gerçeklerini gördüm. Gördüklerim, sadece geçmiş birkaç gün içinde olup bitenlerdi. Savaşın ne biçimde yapılmış olduğunu anlamak için yere bakmak yetiyordu.


İlkbaharın nefis kokularına cesetlerden yükselen dayanılmaz ağır kokular karışıyordu. Her şeye rağmen gökyüzü mavi, ortalık çok berrak, hava taptaze. O kadar ki, bir türkü tutturmuş olan arabacımızın kalın sesi fazla bir yankı yapmıyor.


Top mermilerinin açtığı çukurlar çok büyük, çalılıklar içinde bir şeyler var. Topçu cephanesi sandıkları, cephane, her çeşit savaş malzemesi, kağıtlar ve konserve tenekesi yığınları toprağı örtüyor. Arabamız sarsılarak güçlükle ilerliyor. Köprüler dinamitlenerek tahrip edilmiş. Bu engelleri aşmak, nehirlerin geçit yerlerini bulmak için, Anadolu arabacılarının bütün mahareti ve ustalıkları gerekiyor.


Bizim maceranın sorumluluğunu taşıyan genç kılavuz ve koruyucuma birkaç kişi daha katıldı. Bazı tehlikeli yerleri yaya olarak geçerken heyecanlı bir şekilde tartışıyoruz. Bazen birbirimize darılıyoruz, ama hemen her zaman, yeniden barışıyoruz ve anlaşıyoruz. Kılavuzum kişiliğinde, milliyetçi Anadolu gencinin, bizimkilere çok benzeyen katılık, heyecan ve atılganlığını taşıyor. Geçtiğimiz yerlerin üzerinden, birkaç gün önce uçmuş. Onu dinlerken, inatla sürdürülen bu mücadeleyi besleyen derin duyguyu anlayabilmek için buralara kadar gelmek gerekir, diye düşünüyordum. O zaman, saçma ve inanılmayacak haksızlık, çok açıkça görülüyor.


Her taraf çok güzel, çizgiler keskin, tepeler Asya’ya özgü renklerle aydınlanmış.


Derin bir vadide, bir topçu bataryası gördük. Birçoklarını önce de gördüğümüz harikülade askerler dinleniyorlardı. Bazıları yemek yiyor, bazıları da sohbet ediyor, bazıları düşünüyor, bir kısmı çeşme önünde abdest alıyorlardı.


Yolda daha birçok topçu bataryasına rastladık. Bazıları durarak bize yol verdiler, cepheye gitmekte olan değiştirme birliklerinden piyade bölükleri ve ikmal kollarıyla karşılaştık. Derelerin sığ geçit yerlerinden geçtik. İlk kez yanmış, yıkılmış köyler gördük. Sonra tekrar askeri birlikler, toplar ve uzaktan yine harabe haline gelmiş bir kasaba: Yunan geri çekilmesinin kurbanı Söğüt. Bu küçük kasaba. Batı Anadolu’nun en mamur ve en güzel şehri olan Bursa’ya çok yakın. Bu güzel kasabada hayat, birkaç gün öncesine kadar, çok tatlıydı, ama Yunanlılar buradan da geçtiler. Kasaba şimdi bir harabe halinde. İngiliz – Yunan taarruzu buradan başlamış, ama savaş kaybedilip geri çekilme başlayınca, bu gibi hallerde böyle işler için özel olarak yetiştirilmiş artçı taburları tarafından kasaba yakılıp yıkılarak tahrip edilmiş. Söğüt harabeleri, bizim Birinci Dünya Savaşı’nda Almanların ilk geri çekilmelerinden sonra gördüğümüz Roye ve Lassigny kasabalarını andırmakta. Bu işte önemli miktarda dinamit, yangın bombası ve patlayıcı kartuşlar kullanılmış.


Her yerde, gerek savaş esiri Yunan subayları, gerekse kasabaların eşrafı, bu tahribatın İngiliz subaylarının nezaret ve direktifi altında yapılmış olduğunu söylediler. Bunların dehşeti karşısında çok büyük bir üzüntü duydum.


Bu harabelerin ve yıkıntıların altında kalmış insanların cesetlerinden, o kadar tahammül edilmez bir koku havaya karışmakta ki, savaş alanı bunun yanında hiç kalır. Ortalığa akşamın alaca karanlığı çöktü. Şimdi harabeler üzerinde tüneyen baykuşların sesleri duyuluyor. Ağaçların birçoğu kömür haline gelmiş bahçelerde bülbüller ötüyor. Harabeler arasında birkaç gölge çıkıyor, bu insanlar başlarından geçenleri anlatıyorlar. Anlattıkları olaylar burada yazılamayacak kadar müthiş.


Şurada, burada bazı büyük yapıların yıkıntıları görülüyor. Bunlar ya bir fabrika ya da resmi bir bina. Düşman özellikle, içinde kolektif çalışma yapılan binaları hedef almış. Yıkıntılar arasından, patlama ile eğri büğrü olmuş demirler ve saç levhalar çıkmış, büyük camilerin hepsi yıkılmış, bostanlar ve bağlar tamamen harap olmuş, pıtrak gibi çiçek açmış ağaçlar yerlerde, daha henüz yaprakları bile solmamış.


Maddi zarar çok büyük, Yunanlılar her şeyi götürmüşler, fakat boşaltılan dükkanlardan daha kötüsü, evler yakılmış ve kadınlara, ihtiyarlara ve çocuklara hakaret edilmiş. Bunlar Aydın’da yapılanların aynı.


Söğüt’ten bir kilometre uzaktaki Ertuğrul Gazi’nin türbesi, Müslümanların en kutsal ziyaret yerlerinden biriydi. Çeşitli biçimde kirletilmiş ve tahrip edilmiş türbenin kapısı ile içindeki granit lahdin kapağı açılmış. Çevredeki başka bir türbeye Yunanlılar yaralılarını ve ölülerini yerleştirmişler. Biz geldiğimizde burası temizlenmekteydi. Yaşlı imam bize buralarını gezdirdi ve açıklama yaptı. Söyledikleri, benzeri olaylar arasında belki en çok etki yapan ve unutulmayacak iz bırakanlardı. Dini duyguların kahredici hareketlerle tahriki, milli duyguların kahredici hareketlerle tahriki, milli duyguların yabancı entrikalarla şahlandırılması, tahrip, Müslüman halkın öldürülmesi. Yolumun üzerinde karşılaşacağım işte hep bunlar.

Henüz yakılmamış esir Yunan subaylarına, “ bunları ne için yaptınız?” diye sorulunca hepsi de, “ Bunları biz istemedik. Böyle yapılmasını İngilizler emretti” diye cevap veriyorlar. Yunanlı subaylar, köy ve kasabalardaki Türk yöneticileri, Yunan birliklerinde İngiliz irtibat subaylarının bulunduğunu doğruladılar. Artık Anadolu’da İngiltere’nin ülkelerini tamamen mahvedeceğine inanmayan bir tek insan kalmadı. Yunanlı bu işte bir piyon, bir aracıdan ve üçüncü derece bir şahsiyetten başka bir şey değil.

Düşmandan kaçış devam ediyor, mandalar ya da öküzler koşulu arabalara bir sürü ev eşyası yığılmış. Daha önceleri 1912’lerde, bunlardan bilmem ne kadarı, yine böyle gelmişlerdi. Ama o zaman bu, Trakya’da geçmişti.

Söğüt’ten sonra yine yakılmış ve terk edilmiş köylerden geçtik. Bazen harabelerde bir tek kedi bekçi gibi kurmuş. Yıkılmış bir köprü, tamamıyla harap olmuş bir tren istasyonu, Bilecik Garı. On sekiz ay önce buralardan geçerken gördüğüm güzel Bilecik şehri şimdi tam bir iskelet halinde.

Küçük kafilemize yeni bir dost katıldı. Suat Bey. Bilgin, ince, nüktedan, hazır cevap eski bir Osmanlı efendisi. Ama bu vasıflara ilaveten şimdi yeni Türkiye’nin milliyetçi hamlesini ve ruhunu da eklersek o zaman kendisini daha iyi tanıtmış oluruz. Bize şöyle diyor, “ Bazen ağlamamak için gülmek lazım” Böylece gülüşünün altında gizlenen ateşli fikir ve düşüncelerini ne güzel bir biçimde anlatıyor.


KURTULUŞ SAVAŞI SIRASINDA TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ / BERTHE GEORGES – GAULİS / 136-137-138-139-140


Fransız basınının Eskişehir savaşı adını verdiği bu II. İnönü vuruşmasının sonucu konusunda ilk haberler Nisan başında alındı. Le Temps baş makalesinde bunların yorumunu yapıyordu:


“ 29 Martta İstanbul’daki Yunan deniz makamları Eskişehir’in işgalini bildirdiler. Ama acele etmişlerdi. Eskişehir önünde kral Konstantin’in askerleri Türklerle karşılaştı ve ciddi kayıplar verdiler. Hatta Türk genelkurmayının bir tebliğine göre Mustafa Kemal’in askerleri bir hafta boyunca bütün Yunan saldırılarını püskürttükten sonra 31 Martta karşı saldırıya kalkarak şimdiden çok miktarda malzeme ele geçirmişler (…) Eskişehir’e varılsa bile Ankara’ya ulaşmak için demiryolu ile daha 263 Km. kalır. Ankara’ya doğru 23 Martta yürüyüşe geçen Yunanlılar demek ki yolun yarısına varmadan şiddetli bir çarpışma ile durdurulmuş oluyor.


“ Bu can sıkıcı kilometre hesabına aklımıza gelen bir iki renkli şey katalım. Sanıldığına göre şimdiki, savaş iki kesin sonuçlu mücadele görmüş bir bölgede yapılıyor. Dorylee denen Eskişehir’in Kuzey Batısındaki bu yerde Yoksul Gauthier’nin hezimetinden sonra, Godefroy de Bouillon, Haçlılarına bir yol açmayı başarmıştı. İkinci Haçlı seferinde ise aynı savaş meydanı hıristiyanlara daha az şanslı geldi: 1147’de Türkler tarafından tam bir yenilgiye uğratıldılar. Ancak bu kez, Konstantin değil Konrad adındaki bir Alman kralının yönetiminde idiler…


“ Eğer Yunanlılar Eskişehir önünde yenilmişlerse buna şaşmamalı… Yunanlıların bugün karşılaştıkları güçlüklere şaşmak yerine, Papoulas’ın ordusu Doğuya doğru tekrar yürüyüşe geçerse güçlüklerin iki, üç, belki on misli artacağını tereddütsüz hesaplayabiliriz; tabiatıyla bu ordunun uzun süre manevi ve maddi ilerleme gücünü koruyacağı farz edilirse! (…) Güçlükler o kadar ciddi ki, Konstantin’in şimdiden tehlikeye düşen seferi büyük ihtimalle Konrad’ınki gibi sonuçlanacak.


Yunanlıların kanlı bir yenilgiye uğradıklarını belirten L’Humanite de “Yunan emperyalizmi Konstantincilerde, Venizelosculardaki kadar kuvvetli” oysa “ Mustafa Kemal’in Türkleri hürriyetlerini korumam için savaşıyor” demekte, Yunan yenilgisinin hezimete dönüşebileceğini eklemektedir: “ Eğer bu savaşın kurbanları bütün savaştakiler gibi, militarizmin ev barklarından koparak yalnızca gizli iştah ve ihtirasların tatmini için bitmez tükenmez ıztıraplara ve ölüme attığı zavallı işçiler olmasa, böyle bir hezimet kayıtsız şartsız temenni edilirdi. Şu halde bugünkü dersin Yunan halkına doğru yolu göstermesini ve başındaki efendilerinin savaşçı çılgınlığı yatıştırmak için gerekli enerjiyi vermesini dileyelim.”


TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI VE FRANSIZ KAMUOYU 1919-1922 / Prof. Dr. Yahya AKYÜZ / 258-259


Şimdi Papulas’ı anlatacağım. İki İnönü Muharebesinde de Yunan ordusunun bize nispetle çok daha iyi vaziyette iken neden muvaffak olamadığı daha iyi anlaşılacaktır. Ayrıca düşman başkumandanını tanımış olmak, geleceğe emniyetle bakmamızda ve önümüzdeki muharebeleri kazanmamızda önemli bir faktör olmuştur.


Bende uyandırdığı kanaate göre, Papulas, iyi iki kıta kumandanı olarak yetişmiş bir general. Askerine hakim, daima askerinin başında bulunuyor, askerini iyi hazırlıyor ve bir istikamete sevk ediyor. Askerinin başında geliyor, taarruz ediyor. Sevk ve idare ettiği kuvveti muharebeye sokabiliyor. Fakat sinirleri çabuk bozuluyor. Gerçi General Papulas’ın verdiği muharebelerin tabiatı da siniri tam yerinde olmayan bir adam için çok çetin bir imtihan sayılır. Buna karşılık General Papulas’ta çabuk netice almak fikri esastır. Muharebe uzadı mı siniri ters işlemeye başlar ve türlü vesveseler sevk ve idaresine hakim olur. Anadolu gibi büyük bir bir kıta içinde bulunduğundan, emrindeki kuvvetlerin yetmediği kanaatindedir. Düşman topraklarının içine dalmıştır. Tahmin etmediği bir mukavemet ve bir tertip gördüğü zaman, iki-üç gün uğraştıktan sonra bırakır. Tedirgin ve temkinli tabiatından dolayı tehlikeye uğramamak için muharebeden vaktinden evvel çekilme emri verir. Bir tehlikeye uğramamak fikri belli ki, onun sevk ve idaresinin temelini teşkil eden unsurlardan biridir. General Papulas daima felakete uğramaktan korktu ve hiçbir zaman felakete uğramadı. Ama hiçbir muharebe de kazanamadı.


Benim gördüğüme göre, General Papulas muharebeye sert başlar. Benim için bunun hiçbir önemi yoktur. Durumu tetkik ettikten sonra kumandanlarıma, “Sabredin, iki gün dişinizi sıkın, bunun sinirleri fazla dayanmaz, hemen bozulur” derim. Tabiatıyla muharebenin sevk ve idaresini tanzim etmek ve bu teşhisten dolayı daha kolay oluyordu. Gerçekten General Papulas, kazanılacak zannettiği muharebelerin hepsini sonuna kadar getirdi, ondan sonra siniri tutmadı, bırakıp gitti. Böyle bir intiba var bende. General Papulas’ı böyle tanıyorum.


General Papulas, İnönü Muharebelerinin ikincisinde üç gün, dört gün dayandı, taarruz etti, fakat ondan sonra her tarafı karanlık görmeye başladı ve muharebeyi bıraktı.


Yunan ordusu, tutuştuğu zaman iyi muharebe eden ordudur. Milli Mücadeleden sonra, dostluk zamanımızda ben bu kanaatimi bir gün Venizelos’a söylemiştim. O tarihlerde Venizelos endişe içindeydi. Her taraftan hudutları açık bir durumda kötü ihtimallere karşı ne yapacağım diye ati endişesi duyuyordu. Venizelos’a Yunan ordusunda umumi tertipler iyi olursa, kendisini müdafaa edebilecek bir ordudur, demiştim. Bu sözlerimden heyecanlandığını hatırlarım. Bana “ Aman bunları senin ağzından bizim generaller işitsin, onlara da söyleyin” dedi. Bir vesile bulup bu kanaatimi Yunan generallerine de söyledim.


İSMET İNÖNÜ HATIRALAR / 242-243


Bu açıklamalardan sonra yeniden 1920-21 sezonuna dönülecek olursa; 1 Nisan 1921 tarihinde oynanan ve sarı lacivertli takımın 4 – 0 kazandığı Fenerbahçe-Galatasaray müsabakasından sadece iki gün sonra oynanacak olan Pazar Ligi’nin şampiyonunun belirleneceği İttihatspor-Pera müsabakası Türkçe basında geniş bir surette yer alıyordu.


Maçın oynanacağı dönemde Yunan ordusunun Anadolu’daki ilerlemesi, elde ettiği başarılar ve buna bağlı olarak İstanbul Rumlarının bir kısmının Yunan ordusuna destek vermesi üzerine oldukça gergin bir ortamın bulunduğu şehirde, İstanbul halkı bu müsabakaya odaklandı. Pek fazla spor haberi yayımlamayan Sabah gazetesinde bile bu önemli maç haber oldu.

Mühim Futbol Maçı


Yarın Kadıköyünde İttihadspor Kulübü ile son zamanlarda şampiyonluk iddiasında bulunan Rum Pera kulübü arasında mühim bir futbol müsabakası icra edilecektir. Bu müsabaka 336-337 (1920-21) Pazar ligi şampiyonluğunu tayin eyleyeceğinden gençlerimize muvaffakiyetler temenni ederiz.


İttihadspor, şampiyonluk yolundaki en büyük rakibi Rum Pera kulübünü 1-0 mağlup ederek 1920-21 sezonu İstanbul Pazar Ligi şampiyonu olmayı başardı. Bu mühim maçı üç binden fazla seyirci takip eymiş ve maçın sonunda Türk taraftarlar hayli neşelenmişti.


Türkler Rumları Mağlup Ettiler

İttihadspor Kulübü 1-0 Pera Rum Kulübü


Dün Kadıköy İttihad Spor Kulübü’nde İttihadspor Kulübü timi ile Pera Rum kulübü arasında mühim bir futbol müsabakası icra edilmiştir.


Havanın yağmurlu olmasına rağmen, sahaya üç bini mütecaviz seyirci toplanması oyunun ehemmiyetine en büyük delildi.


Her iki tarafın fevkalade gayretleri ve muannid-ane müdafaatı (inatçı müdafaaları) oyunun fevkalade hararetli bir surette cereyan ettirmiş ve neticede sıfıra karşı bir sayı ile galip gelen Türk takımı, seyircileri samimi tezahürat ve tebrikatı arasında sahayı terk eylemiştir.


ESİR ŞEHİRDE SPOR / MEHMET YÜCE / 191-192-193

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG