4 Ocak 1920 Pazar

Mustafa Kemal, Harbiye Bakanı Cemal Paşa’nm, Yaveri Salih Bey’le gönder­diği 31 Aralık tarihli mektubununu cevapladı. Cemal Paşa, itilaf Devletleri temsilcilerinin 24 Aralık tarihli notası ile kendi görüşlerini yazmıştı. Mustafa Kemal, İçişleri bakanının istifası durumunda Hükümet’in istifa etmesi gerek­mediğini, polis müdürü değişmedikçe diğer kabine üyelerinin de tehlike altın­da olduğunu ileri sürdü. Padişah Meclis’i kapatacaksa, gerekli tedbirlerin alınması bakımından bunun şimdiden bilinmesinde yarar olduğunu savundu. “Ordu millî teşkilatın ruhu ve temelidir” diyen Mustafa Kemal, Hükümet’in yaptığı atamalar konusunda eski görüşlerini tekrarladı. Meclis’te güçlü, yurtse­ver bir grubun oluşturulması, bu grubun Temsil Kıîrulu ile anlaşması zorun­luluğu üzerinde durdu.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 305)


Nutuk’tan/


Cemal Paşa, Ocak ayı başlarında, o tarihte Harbiye Nezareti başyaveri bulunan Salih Bey’i 8′-inci Kolordu Komutanı Salih Paşa’dır-, kendisinin iki mektubu, bu mektuplara ekli olarak, İtilâf Devletleri olağanüstü temsilcilerinin 24 Aralık 1919 tarihli ortak bir notası ve bu notaya hükûmetin verdiği cevap sureti ile birlikte Ankara’ya gönderdi.


Cemal Paşa, bu mektuplarında da komuta değişikliği ve görevden alma düzenlemeleriyle ilgili prensibinden, komutanlığa atadığı Ahmet Fevzi ve Nurettin Paşa’ların görevleri başına gitmelerini sağlama gereğinden söz ediyor ve özellikle: «Ordunun önemli komuta mevkilerinde, son Millî Mücadele’ye açıkça katılmış olan kimselerin bizzat ve resmen bulunmaları, dışarıya ve özellikle yabancılara karşı, orduda siyasetin hâkim olduğu görünümünü verir ve bu da herhalde kötü etki yapar; Nezaret doğrudan doğruya bu etkilerin fiilî baskısı ile karşı karşıyadır» diyordu.


Görevinden çekileceğini yine tekrarlıyor ve bu defa, bu durumda artık Millet Meclisi’nin toplanmasının gerçekleşemeyecek bir hayal olacağını haber veriyordu.


Efendiler, bu konu ile ilgili olarak verdiğim cevapları şöylece özetleyebilirim: «Görüşlerimizde isabet bulunduğu yolundaki inancımızı tekrarlarız.


Ferit Paşa’nın kötü yönetiminin mirası olan Aydın cephesinin ve bölgesinin ve oralardaki Kuva-yı Milliye’nin şimdiki ve gelecekteki durumunu, büyük bir ilgi ile dikkate alıyoruz. Gelecek için ümit verici bir durumun yaratılmasını düşünüyoruz.


Ali Fuat Paşa’nın devlet ve millet gözünde, her türlü eleştirinin dışında bulunduğu inancının korunması ana şarttır. Millî Mücadele sırasında her ne şekilde olursa olsun ileri atılmış olanların, görevlerinden uzaklaştırılmaları ve durumlarının değiştirilmesi, fedakârlıklarının suç sayıldığı şeklinde yorumlanır. Bu durum, bizim sonuna kadar değişmeyecek olan görüşümüze göre, asla uygun sayılamaz.»


Hükûmetçe söz konusu olan siyasî sakıncaları ortadan kaldırmak için yapılacak her şey yapılmıştır.


Ahmet Fevzi Paşa, bizimle işbirliği yapabilme kabiliyetine sahip değildir. Ahmet Fevzi Paşa’nın özel görevle gezip dolaşırken, gittiği yerlerde söylediği mantıksız sözleri bildirmiştik. Bunu kendisinden beklemem diye buyurmuştunuz.


Ahmet Fevzi Paşa’nın arkadaşlara yazdığı özel bir şifreli telgrafta: «Ordu bugünkü anarşik durumunda kaldıkça memleket için felâket kaçınılmazdır» diyor. Bu zat, ordunun millî teşkilâtı desteklemesini anarşi olarak kabul ediyor. Oysa, bilmek gerekir ki, ordu millî teşkilât kadrosunun dışında değil, belki onun ruhunu ve temelini oluşturmaktadır.


Ahmet Fevzi Paşa’nın, Gönen’de ilk iş olarak yaptığı marifet, Anzavur olayından dolayı bin güçlükle ele geçirilen haydutların serbest bırakılmasını istemek olmuştur.


Bizimle görüşmeden tayin ettiğiniz iki zatın kabul edilemeyeceği yolundaki zarurî ve haklı düşüncelerimize karşı, ortaya bir haysiyet meselesi çıkarmayınız. Bu, vatan ve millete bağlılıkla bağdaştırılamaz.


«Görevden çekilirseniz, Meclis-i Meb’usan’ın toplanmasının gerçekleşemeyecek bir hayal olacağı, yolundaki kaydınızdan, Sadrazam da dahil olduğu halde bütün kabinenin meşrutiyet idaresine karşı olduğu anlaşılmaktadır. Pek önemli olan bu noktanın tam olarak açıklanması ve belirtilmesi rica olunur.»


300 kişilik bir Fransız-Ermeni birliği, Maraş-îslahiye arasında halka zulüm yaptı. Halktan bazıları öldü. Maraş’ta halk birdenbire silahlanıp mücadeleye atıldı. Fransız komutanı olay yerine giderek halkı yatıştırmaya çalıştı. Millî kuvvetler Fransızlara saldırdı. Mustafa Kemal, Kilis’te Fransız İşgal Komutam’nın yayımladığı “zalimce” bil­dirinin bütün demek şubelerince protesto edilmesini istedi. Komutan, yayım­ladığı bildiride silah taşıyanların sorgusuz kurşuna dizileceğini, ölen ya da ya­ralanan bir Fransız’a karşılık, iki yerlinin kurşuna dizileceğini, silah atılan her evin yakılacağını, memurlara işten el çektirileceğini duyurmuştu. Mustafa Kemal, Adana olayları nedeniyle İtilaf Devletlerini protesto eden Si­vas Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti’ni kutladı. Kız kardeşlerini- kutsal birliğin başında gören milletin, meşru kavgasındaki inancının bir kat da­ha arttığını belirtti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 305)


Ingiliz Dışişleri Bakanı Curzon, İstanbul’un geleceği ile ilgili bir muhtıra hazır­layıp kabineye sundu. Curzon’un ilgilendiği başlıca sorun, Padişah’m milliyet­çi hareketi Bursa’dan mı yoksa İstanbul’dan mı daha kolay bastıracağı. Cur­zon muhtırasında şunlan belirtti: Mustafa Kemal’in önderliğinde bir milliyetçiparti, demir leblebi gibi olacaktır. İstanbul’daki hükümdarlığı da yanına almış bir milliyetçi parti daha da endişe verici olacaktır. Amerikalı senatör Lodge’nin dediği gibi İstanbul Türklerden alınmalıdır. Türkler Avrupalılar için bir veba tohumu olan savaşların yaratıcılarıdır. Bu hareketimiz, Hindistan’da tepkilere sebep olmaz. 7 yıl Hindistan Valiliği yaptım, Müslümanları tanırım. Fransızlar, Doğu İslâm Âlemi’ne karşı, Suriye’den Fas’a kadar, Batı İslam Âlemi’ni kurmak istiyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 306)


Vakit: İstanbul Boğazlan beynelmilel olacak­mış! —Halide Edip: Efe’nin hikâyesi


İkdam (Le Figaro’dan): Anadolu hareketi aslında Türklerce kendi doğal haklarını korumaya yönelik bir düşüncenin paylaşılmasından kaynaklanıyor. Türklerin bu istekleri Wilson ilkelerine de uygun


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 306)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG