5 Ağustos 1920 Perşembe

Mustafa Kemal, yanında Fevzi Paşa ve Albay Fahrettin Bey ile bazı milletvekilleri olduğu halde Konya'dan Pozantı'ya geçti. Burada, Çukurova'nın ileri gelenleriyle "Pozantı Kongresi" olarak adlandırılan bir toplantı yaptı. Çete savaşlarından memnunluğunu belirterek onların ihtiyaçlarını sordu. Pozantı, Adana-İçel ilinin merkezi oldu. Mustafa Kemal, Adana halkına yayımladığı bildiride, Adanalıların bütün Anadolu için yurtseverlik timsali olduğunu belirtti, İslam dünyasının ve Bolşeviklerin Türklere yardım için söz verdiklerini anlattı. Toplantıda Adana Valiliği'ne atanmış olan İsmail Safa Bey de bulundu. Mustafa Kemal ve yanındakiler toplantıdan sonra Konya'ya döndüler.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 159)


Osmanlı Kuvayı Milliyesi'nden Rahime Onbaşı, Fransızlarla yaptığı bir çarpışmada öldü. Rahime Onbaşı, Yanık kışla ve Karayeğin köyleri halkından kurulan Kırmızı Müfreze'nin savaşçılarındandı. 25 yaşındaki Rahime Onbaşı, tüfeği ile daima bölüğünün önünde yürür, bütün çarpışmalara katıldı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 159)


Kastamonu'da halk her cuma günü askeri eğitim görecek. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin Kastamonu şubesi, valiliğe verdiği dilekçede, yurt savunması" için kasaba ve köylerde her cuma günü 1 5-45 yaş arasındaki erkeklerin yedek subaylar tarafından askeri eğitimden geçirilmesi için derneğin aldığı kararı bildirdi. "Kastamonu'nun hamiyetli Müslümanlarına ve kahraman delikanlılarına" hitaben yayımlanan bildiride de "Kuvvetlerimizi birleştirelim, ölümlerin en acısı düşman istilasına uğramaktır" denilerek köylerin ve kasabaların halkı askeri eğitim görmeye çağrıldı. Fevzi Paşa 8 Temmuz'da, Kastamonu halkından gönüllü taburlar kurulmasını istemişti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 159)


Mihran Damatyan adındaki bir Ermeni, Ermeni politik temsilcileri ile birlikte Adana valilik konağına giderek "Kilikya Cumhuriyeti Hükümeti"nin geçici temsilcileri olarak göreve başladıklarını ilan etti. Askeri Vali Bremond, Damatyan'ın telefonunu kestirdi, valilikten ayrılması için haber gönderdi. Ermeni halkına danışmadan ayrılmayacağı karşılığını alınca asker zoruyla Damatyan'ı valilikten attırdı. Ermeni dini liderleri böyle bir konuda haberdar edilmediklerini açıkladılar. Dufieux, Adana'da sıkıyönetim ilan etti ve olay çıkaran Ermeniler aleyhine bir bildiri yayımladı. Türk Cemaati liderleri ona teşekkür ettiler. Kısa bir süre önce, Kilikya adındaki Ermenice gazetenin yazarı Verazdin, Abdioğlu köyüne birkaç partizanı ile birlikte yerleşerek Fransız mandası altında Kilikya-Mezopotamya Cumhuriyeti kurduğunu ilan etmiş, fakat Türk kuvvetlerince buradan çıkarılmıştı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 159)


İngiliz İşgal Komutanı Milne'in İngiliz Savaş Bakanlığı'na bildirdiğine göre Veliaht Abdülmecit Anadolu'ya kaçmak istiyor. Fransız veya İtalyanların yardımıyla kaçmaya yanaşmayan Abdülmecit, Mustafa Kemal yardım ederse kaçabileceğini söylüyormuş. Abdülmecit, 26 Ağustos - 7 Ekim tarihleri arasında Dolmabahçe sarayında İngiliz polis gözetiminde tutulacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 159)


Gökalp'ten kızı Seniha'ya mektup: Bugün hakikaten bütün dünyada salgın halinde bir sinir hastalığı, bir umumi delilik var. Herkes az çok çıldırmış. Diplomatlar çıldırmış, gazeteciler çıldırmış, tüccarlar çıldırmış, bu tüccarlardan mal alanlar çıldırmış. Sonra herkes de bunlara bakarak çıldırmış. Biz kendi sinirlerimize hakim olmağa bakalım. Bu zamanlar, insanları ya sefil, ya kahraman yapar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 159)


Peyamı Sabah' ta Ali Kemal: Hükümet önce, Anadolu'nun henüz istilaya uğramayan yerlerini Mustafa Kemallerden, Ali Fuatlardan, o ipsiz sapsız, akılsız, fikirsiz zorbalardan, canilerden temizlemelidir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 159)


Mustafa Kemal, 5 Ağustos 1920’de, yanında Milli Müdafaa Vekili Fevzi Paşa (Çakmak) ve milletvekillerinden oluşan bir kurulla birlikte Pozantı’ya geldi. Pozantı Toroslar’da, çevresi dağlarla çevrili, küçük bir bucak merkeziydi. Kurtuluş Savaşı’nın en bunalımlı günlerinde, buraya gelmesinin elbette bir nedeni vardı. Pozantı halkı, Budak Müdürü’nün öncülüğünde ve çevre köylüleriyle birlikte, tüm ülkeye, hatta tüm dünyaya örnek alınacak, olağanüstü bir halk direnişi göstermiş, göstermeyi de sürdürüyordu. Pozantı, ulusal direnişin simgesi gibi olmuştu. Böyle düşünüldüğü için olacak, Yunan Ordusu’nun ilerlediği Ermenilerin Sarıkamış ve Oltu’yu, Gürcülerin Artvin’i aldıkları, iç isyanların sürdüğü ve Sevr’in imzalanmak üzere olduğu bir ortamda, Pozantı’ya gelmişti. Bucak Müdürü Hulusi Bey’in (Akdağ) yalnızca kurulu karşılama biçimi bile çok şey anlatıyordu. Hulusi Bey, çizmeleri kalpağı, fişeklikleri ve kamasıyla tam bir çeteci, kararlı bir Kuvayı Mlliye komutanıydı. Ama aynı zamanda Bucak Müdürü’ydü. Bu neden Mustafa Kemal ve beraberindekileri bir elinde silah, diğer elinde nahiyenin mührüyle karşılamıştı.


Toros Dağları arasında Çakıt Çayı kenarındaki bu küçük ve yoksul bucakta, dingin görünüşüyle çelişen, sessiz ve kararlı ama olağanüstü coşkulu, devrimci bir hava vardı. 5 Ağustos 1920’de generalinden, köylüsüne, Pozantı’da toplanan herkes, o güne dek dünyanın hiçbir yerinde başarılamamış bir eylemin, emperyalizme karşı çıkmanın bilinci içindedir. Dünyanın mazlum milletleri, yürütülmekte olan mücadeleyi örnek alarak emperyalizme karşı direnmeye çağrılmakta, tüm insanlığa adeta evrensel bir ileti gönderilmektedir. Mustafa Kemal Pozantılılar, Kayseri, Niğde, Bor’dan gelen kurullar, Güney Cephesi’nin temsilcileri, dağlardan inen Çukurova göçmenleri ve Kuvayı Milliye savaşçıları tarafından karşılanmıştır. Tekbir sesleri ve dualar Toros boğazlarını inletmektedir. Bu hava içinde gerçekleştirilen Pozantı toplantısında, tarihi değeri olan şu konuşmayı yapar:


‘Adana’nın saygıdeğer Müslümanları!


Peygamberin tutsaklık tanımayan ümmetinin cihat ordularına önce olma şerefiyle bahtiyar olan Adanalı dindaşlarımız!


Şeref ve istiklal davasında yararlanacağımız başarı kaynakları, yalnızca Anadolu’dan ibaret değildir. Avrupa’nın bir türlü zulüm ve gadrine uğrayarak her türlü esaret acısını çekmiş olan Mısır’da, Hindistan’da, Rusya’da ve Afrika’daki Müslüman kardeşlerimiz, gözlerini, tecavüzlerini peygamberimizin kabrine kadar uzatmış olan düşmanlarımızın kahrına çevirerek, bize maddi ve manevi yardıma karar vermiş bulunuyorlar. Buna ek olarak, Rusya’da yüksek insani amaçlar çevresinde toplanan, her milletin hakkına saygı göstermeyi esas kabul eden ve günden güne genişleyerek yayılmacı zulüm dünyasını yıkmakta olan muazzam kuvvet, bize, elindeki bütün imkanlarla yardımda bulunmayı vaat etmiştir. İstiklal ve şerefini koruma uğrundaki fedakarlık duygularını, şanlı ve şerefli atalarımızdan miras alan milletimizin, yakın zamanda her türlü anlamıyla, dini ve milli tarihine şanlı sayfalar ekleyeceğine kuşku yoktur.’


(Kaynak: Ülküye Adanmış Bir Yaşam / Metin Aydoğan / Syf 285)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG