5 Aralık 1920

İstanbul Hükümeti'nin üç bakanı İzzet ve Salih Paşalarla Hüseyin Kazım Bey, Dışişleri Bakanı ve Batı Cephesi Komutanı yanında olduğu halde Ankara'dan özel bir trenle gelen Mustafa Kemal'le Bilecik'te buluştular. Mustafa Kemal, İstanbul Hükümeti'ni tanımadığını söyleyince İzzet Paşa Kurulu, kişisel olarak görüşme yapmayı kabul etti. Mustafa Kemal, İstanbul Kurulu'nu Ankara'ya kaçırıyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Fransız Genarali Goubeau, Fransız çemberi içinde bulunan Antep'in Türk Müslüman halkına bir bildiri yayımlayarak onları Kuvayı Milliye'ye karşı kışkırtmaya çalıştı ve teslim olmaya çağırdı. İkinci Kolordu Komutanı Selahattin Adil Bey ise Özdemir Bey'e güvercinle gönderdiği mektupta, birkaç güne kadar yardıma geleceğini bildirdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Yunanistan olaylarının yankısı, tabii Fransız Parlamentosuna kadar ulaşacaktı. Bazı milletvekilleri Başbakan Leygues’den hükümetin doğuda izleyeceği yeni politika hakkında ısrarla bilgi istediler. Mecliste alkış yağmuru arasında Başbakan “Yunanlıların sabık Kral Konstantin’i çağırma niyeti yeni bir durum yaratmıştır ve Fransa hükümeti açıkça, hareket serbestisine sahiptir” dedi ve Sevres antlaşmasının henüz taraflardan hiç birince onaylanmadığını hatırlatarak,” Yunanistan’ın istenmeyen Kralı tahta çıkarması halinde Müttefiklerden aynı yardım ve duyguları bulamayacağını” söyledi.


İngiltere Başbakanı Lloyd George, Konstantin’in dönmesine karşı değildi; zira onun da Anadolu savaşını sürdüreceğini düşünüyordu. Ancak Fransız kamuoyunun galeyanı karşısında 5 Aralık plebisitinden önce Yunanistan’a diplomatik bir uyarıda bulunma şeklindeki Fransa Başbakanı Leygues’in teklifine karşı çıkmadı. Bu uyarıda Müttefikler, Yunanistan’ın içişlerine karışma niyetinde olmadıklarını, ancak Konstantin’in tahta çıkışının “ Yunanistan ve kendileri arasında olumsuz bir yeni durum yaratacağını” ve “ hareket serbestisine sahip olduklarını” söylüyorlardı. Ama fayda vermedi: Plebisit sonunda Konstantin ülkesine döndü.


Konstantin’in tahtına dönme ihtirası Fransa’da yalnız öfke doğurmadı, eğlence ve espri konusu da oldu. Çünkü kamuoyu kendini tamamen bu olaya kaptırmıştı. “Beş büyükler”den L’Echo de Paris’de bir yazar “ Kim seni kral yaptı” başlığı altında şunları yazıyordu:


“ Sabah akşam gazeteler bize Yunanistan’da doldurulacak tahtla ilgili haber üstüne haber veriyorlar: Konstantin, veliaht, Venizelos, Lloyd George, Olga, Sophie, Mösyö Leygues hakkında hiçbir şeyi kaçırmamızı istemiyorlar; ama Kayzer’in eniştesini tahtın basamaklarına kadar getiren maymunun adını anan yok!” Yazar maymunun “ daha şimdiden nankörlüğün, hatta daha derin olan unutulmanın çukuruna gömülmesinden üzüldüğünü belirtiyordu.


TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI VE FRANSIZ KAMUOYU 1919-1922 / Prof. Dr. Yahya AKYÜZ/238-239


Müşir Ahmet İzzet Paşa Heyeti Mustafa Kemal ile iletişim kurup görüşmek üzere Bilecik’e geldi.


Ahmet İzzet Paşa ile Saray hafiyesi Bahriye Nazım Hüseyin Kazım, Hoca Fatin Efendi ve Özbey tarikatından hukuk danışmanı Münir Beyler de gelmişlerdi.


HÜSREV GEREDE’NİN ANILARI / SAMİ ÖNAL / 206


Ertesi gün 5 Aralıkta hep beraber Bilecik’e gittik. Ahmet İzzet Paşa başkanlığındaki heyet, İstanbul’dan gelmiş bizi bekliyordu. Kendileri ile görüşüldü. Mustafa Kemal Paşa heyete, kendisini, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Hükümet Başkanı olarak taktim ettikten sonra onlara, kimlerle konuşuyorum diye sordu. Emriniz nedir, dedi. Onlar İstanbul ile Ankara arasında bir anlaşma, bir uyuşma bulmaya gelmişler. Böyle dediler. Fakat Mustafa Kemal Paşa İstanbul hükümetini tanımadığını, bu sebeple muhataplarını memleket meseleleri üzerinde selahiyet sahibi olarak görmediğini söyledi. Konuşma bu hava içinde başladı. Bir anlaşma ve uyuşma zemini yoktu. Mustafa Kemal Paşa pazarlığa girişmeye niyeti olmadığını iyice belli ediyordu. Ciddi bir müzakere mevzuuna girişilmeden bir müddet konuşuldu. Mustafa Kemal Paşa konuşmayı kısa kesti; hep beraber Ankara’ya gideceğiz, orada görüşürüz, dedi. Trenle Bilecik’ten Ankara’ya hareket edildi. Ben Bilecik’te kaldım, onlar Ankara’ya gittiler. Benim bildiğime göre İzzet Paşa heyeti, Ankara’ya gelince Anadolu Ajansı ile onların Büyük Millet Meclisi’ne iltihak ettikleri ilan edildi. Buna şaşırmışlar, tekzip etmeye kalkışmışlar, fakat tekzip edecek vasıtaları olmadığı için susmuşlar.


Ankara’da uzun müddet kaldılar, İnönü muhaberelerinden sonra ben Ankara’ya döndüğüm zaman heyet henüz oradaydı. Ahmet İzzet Paşa ile görüştüm. Son derece müteessirdi. Buraya gelmiş, bir şey konuşamamış, ondan sonra haberi olmadan Ankara’ya iltihak ettiği ilan edilmiş. Hulasa memnun değil. Bir an evvel İstanbul’a gitmek istiyor. Büyük Millet Meclisi Hükümeti kendilerinin İstanbul’a dönmeleri için şartlarını söyledi: Dönünce politika ile uğraşmayacaklar. Hükümette vazife almayacaklar.


Atatürk bu şartları ileri sürmekte çok haklıydı. Çünkü adları büyük, vazife alıyorlar ve bunların milli hareketin karşısında görünmeleri, bizim çalışmalarımıza büyük güçlükler çıkarıyor, isyanlar oluyor, çok kan dökülüyordu. Tanınmış kişiler, tecrübeli adamlar oldukları için bunların işbaşında görünmeleri, devletin içine düştüğü hale bir çare bulunacağı ümidini uyandırıyordu. Bunun için Atatürk isim yapmış şöhret sağlamış kimselerin İstanbul’da vazife almasını istemiyordu. Ahmet İzzet Paşa ve heyeti razı olup Ankara’da kalsalardı, milli hareket padişaha karşı daha çok güçlenecekti. O zaman beraber olurduk, kendilerinden faydalanırdık. Fakat böyle bir niyetleri yoktu.


Öyle anlaşılıyor ki, bu heyetin Anadolu’ya gönderilmesinde asıl maksat, Ankara Hükümetini bir münasip tarzda İstanbul’a bağlamak. Geçen seneden beri memlekette iki hükümet vardı. Biri İstanbul Hükümeti, diğeri evvela Heyeti Temsiliye olarak, sonra Büyük Millet Meclisi Hükümeti olarak Anadolu Hükümeti. İtilaf Devletleri İstanbul Hükümetini tanıyor ve onunla muhabere yapıyorlardı. Bu iş yine böyle devam edip Anadolu’ya gelen heyet muvaffak olsaydı, İtilaf Devletleri ile temasa İstanbul Hükümeti tavassut etsin diye bir kombinezon kurularak, Ankara Hükümetini de bu vesile ile İstanbul’dan idare eder vaziyete geleceklerdi. İşin aslı budur. Tabi Büyük Millet Meclisi Hükümeti böyle bir anlaşmaya yanaşmadı. Mustafa Kemal Paşa, haklı olarak, memleketin mukedderatına Büyük Millet Meclisi el koymuştur, binaenaleyh her şeye muhatap odur, yabancılar da Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile temas etmelidir diyordu.


Nihayet İstanbul’a dönünce hükümette vazife kabul etmeyeceklerine dair ellerinden kağıt alındı ve İstanbul’a gitmelerine müsaade edildi.


İSMET İNÖNÜ HATIRALARI / 220-221


Mustafa Kemal, Eskişehir’deki görüşmelerden bir sonuç çıkmayınca Bilecik’e hareket etti. İzzet Paşa’nın başkanlığında Salih Paşa, büyükelçilerden Cevat Paşa, büyükelçilerden Cevat Bey, Ziraat Nazırı ( Tarım Bakanı ) Hüseyin Kazım Bey, Hukuk Müşaviri Münir ( Ertegün ) Bey ve Fatin Hoca’dan (Rasathane Müdürü) oluşan heyet bizden bir gün önce Bilecik’e gelmiş bulunuyordu.


Bilecik’e vardığımızda İzzet Paşa ve heyeti tarafından karşılandık. Mustafa Kemal Paşa, İzzet Paşa ile birlikte istasyonda tören kıtasını denetledi. Hep birlikte istasyon binasının üstündeki odaya çıktık. Mustafa Kemal Paşa, İzzet Paşa’ya kendisini taktim etti:


“ Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal!”


Ve devam etti:


“ Kimlerle müşerref oluyorum?”


Mustafa Kemal, bu soru ile, İstanbul Hükümeti’ni tanımadığı için böyle bir hükümet tarafından gönderilen heyetle görüşmenin meşruiyetini kabul etmek istemediğini anlatıyordu.


Mustafa Kemal’in amacının farkına varmayan heyet üyeleri kendilerini Bahriye. Dahiliye, Ziraat Nazırları diye tanıtınca Paşa hiddetlendi. Ciddi ama nazik bir şekilde, İstanbul’da bir hükümetin varlığını kabul etmediğini, kendilerini de o hükümetin mensupları olarak tanımadığını hatırlattı. Doğal olarak toplantının başkanlığını ve yönetimini de hemen eline aldı. Gelen heyet üyeleri gerçekten ulusal hareketin amacını anlayamadıkları gibi, oraya niçin geldiklerini de bilmiyorlardı. Belliydi ki Anadolu’nun durumunu şimdi, bu görüşmeden sonra öğreneceklerdi.


Ulusal hareketle ilgilenmekten çok, İtilaf Devletleriyle aradaki anlaşmazlığın nasıl giderilebileceğini anlatmak, bu konuda bilgi almak istiyorlardı. Mustafa Kemal sözü, Celal (Bayar) Bey’e verdi. O da etkileyici bir ifadeyle ulusal amacın bir özetini yaptı. Onların korktukları Rus siyaseti hakkında açıklamalarda bulundu.


Mustafa Kemal’e göre bu heyetle uzun uzadıya görüşmek vakit kaybından başka bir şey değildi. Kendilerinin tekrar İstanbul’a dönmelerinin sakıncalı olabileceğini anlayarak, hiç beklenmeyen ve umut edilmeyen bir emrivaki yaptı. Görüşmeleri kesti ve şöyle dedi.


”Görüşmeye Ankara’da devam ederiz! Buyurun gidelim!”


Ayağa kalktı, Trene hareket emri verdi. Başta İzzet Paşa olmak üzere İstanbul’dan gelen heyet üyeleri kompartımanlarına çekilmişlerdi. Hayret ve heyecan içindeydiler. Mustafa Kemal’in yaptığı sürpriz karşısında ne diyeceklerini şaşırmışlardı.


Ankara’ya dönüldüğünde Mustafa Kemal İstanbul heyetiyle bir daha görüşmeye artık hiç gerek duymadı. Heyeti Ankara’nın eski büyük konaklarından birinde, her ihtiyaçlarını karşılayarak konuk etti. İzzet ve Salih Paşalarla heyetin diğer üyeleri, basın aracılığıyla, Kuvayı Milliye’ye katılmış olduklarının ilan ettiler. Böyle hareket etmeyi zamana ve duruma daha elverişli görmüşlerdi.


KILIÇ ALİ’NİN ANILARI / Derleyen Hulusi TURGUT / 140-141

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG