5 Eylül 1921

Yunan genel saldırısı Haymana-Eski Polatlı arasında bulunan merkezden yeniden başladı. Türk ordusuna, düşen her noktanın saldırılarak geri alınması emredildi. Yunan saldırısı, büyük kayıplar verilerek püskürtüldü. Başkomutan Papulas, Türk ordusunun yenildiğini, Yunan ordusunun Sakarya'nın doğusuna yerleştiğini ilan etti. Yunan ordusuna, saldırıları durdurup bulundukları yerde kalmaları emredildi. Böylece Yunan ordusu, Sakarya savaşında en uç noktada durmuş oldu. Bundan sonra üstünlük Türk ordusunun eline geçecek, 4 günlük bir hazırlıktan sonra Türkler 10 Eylül'de karşı saldırıya geçerek savaşı kazanacaklardır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yunan Savaş Bakanı Teotakis, Bursa'dan Atina'ya gönderdiği telgrafta, "Düşman, araziyi birbirini izleyen hatlar halinde inatla savunmaktadır" dedi. Papulas da hareketin birinci kısmını başarıyla bitirdiklerini, ilerlemeye devam etmenin faydalı olup olmayacağını bilmek istediklerini belirterek Başbakan'ın hemen Bursa'ya gelmesini istedi. Papulas, İkinci Kolordu Kurmay Başkanı Gavalias'ın önceki günkü mektubuna cevap vererek "Ankara üzerine yürümek zorundayız" dedi. İkinci Kolordu Komutanı Andreu'nun yazdırdığı mektupta, Ankara'nın ele geçirilmesinden önemli bir kazanç elde edilemeyeceği ileri sürülerek başka hareket biçimleri önerilmişti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Mustafa Kemal, Fransız kadın gazeteci Berthe-Gaulis'e bir mektup yazarak, Türkiye kurtuluş savaşı lehine yazdığı yazılar için teşekkür etti. Kızı ile birlikte Türkiye'ye gelme isteğini memnunlukla karşıladıklarını belirtti. "Saldırgan, takattan düşeceğe benziyor. Askerlerimizin kahramanlığı ve bütün milletin takdire değer bir sadakatle bana yaptıkları noksansız yardımlardan kuvvet alarak saldırganı memleketten kovacağını kuvvetle ümit ediyorum" dedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold, Dışişleri Bakanı Curzon'a telinde "Her iki tarafın da zayiatı ağırdır. Türkler mahirane bir şekilde, nazik durumlarını kurtardılar. Savaş devam ederse karşılıklı bitkinlikle sonuçlanacaktır" dedi. Yunan basın bülteninde Trakya'da Yunan ordusunun arkasında sabotaj hareketlerine girişmek için Türklerle Bulgarların işbirliği yapmalarının kararlaştırıldığı, bu planın uygulanması görevinin Mustafa Kemal tarafından Fuat Bey adındaki bir Türk subayına verildiği ileri sürüldü.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: Düşman faaliyeti, yeni bir hareketin başlangıcındadır. -Yunanistan'ın pek yakın akıbeti. -İngiltere ateş ile oynuyor. -Arkamızdaki kuvvetin büyüklüğü (Doğu aşiretlerinin orduya destek telgrafları: Beyazıt, Dersim, Viranşehir, Silvan, Mardin, Pervari)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Açıksöz, Kastamonu'da üç-beş gün içinde halkın yardımı ile 800 yataklı gaziler hastanesinin nasıl kurulduğunu anlatıyor


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Mustafa Kemal’in Sakarya Zaferi sonrası 19 Eylül 1921’de mecliste bir konuşma yaptı. O konuşmanın bugün ile ilgili olan bölümünden kesitler:


Fakat öyle birtakım emeller peşinde o kadar hayaller arkasında geziyordu ki bu mağlubiyeti bir türlü kendi kendine itiraf etmek istemiyordu. Onun için Eylül’ün 5.günü dahi toplayabildiği son ihtiyarlariyle son bir taarruz ve mezbuhane bir harekette bulunmaktan kendini alamadı. Hakikaten bütün bu kuvvetlerle yalnız ordumuzun merkezine bir taarruz yaptı. Fakat bu taarruzu dahi büyük zayiat ile durduruldu ve püskürtüldü. Artık düşman bütün cephe üzerinde taarruzdan vazgeçmek mecburiyetinde kaldı ve müdafaaya geçmek zaruretini hissetti. Papulas’ın resmi olarak yayımladığı raporunu burada okudum.


(Kaynak: Atatürk’ün Bütün Eserleri Cilt 11 / Syf 404)


Fransız gazeteci Berthe Georges-Gaulis, Rumların Anadolu’da yaptığı Müslüman kıyımını, kadın olmasına karşın Anadolu’nun içlerine dek girip görerek ya da belgelere dayanarak saptamış ve muhabiri olduğu Le Temps’ta yazmıştır. Gördüklerinden etkilenmiş ve ülkesi Fransa’nın savaş halinde olduğu Ankara’ya gelmek istemişti. Yaptığı başvuru üzerine, Mustafa Kemal, Sakarya Savaşı2nın en kritik günlerinde , cephedeyken bir mektup yazarak kendisini Ankara’ya çağırmıştı. 5 Eylül 1921 tarihli çağrı mektubunda şunları yazmıştı. “ Şu anda karargahtayım. Helenlerle savaşıyorum. Her şeyden önce, cesur ve talihsiz milletimin, insanlık duygusundan yoksun kişiler tarafından, hiçbir vicdan azabı duymadan yapılan vahşice tecavüz yüzünden katlandığı dayanılmaz acıları, dünyaya tanıttığınız için size ne kadar minnettar kaldığımı bildirmek isterim. Haklı davamıza, sizin gibi coşkun ve içten savunucuların kazandırdığı manevi desteğe değer biçemiyoruz. Son iki ayın olaylarının ana hatlarını tabii biliyorsunuz. Temmuzun ortalarında Yunanlılar bir ilerleme kaydettiler. Bu ilerlemeyi onlara çok pahalıya mal etmeye süratle çalışıyoruz… Şu an genel karargahta bulunmakta ve Ağustosun ikinci haftasından beri, kesin olarak yenme ümidiyle yeni bir saldırıya geçen Yunanlılarla savaşmaktayım. On beş günden beri sürmekte olan korkunç savaş , kızgın saldırıları püskürtülen Yunanlıların güçten düşmesi ile biteceğe benziyor. Temmuz ayındaki ilerlemesi sırasında, düşmanın işgal ettiği bölgelerin, sizin dört ay büyük bir cesaretle gezdiğiniz bölgeler gibi, aynı katliam ve yakıp yıkmalara uğradığını size söylememe bilmem gerek var mı? Her yerde cinayet, yangın, yağma ve bahtsız köylülerin Yunan afetinden kaçışları. Yıllar, belki de asırlar boyunca, Anadolu, bu alçaklığın acı hatırasını ve bunları yapanlara karşı derin nefretini muhafaza edecektir.”

Yunan ordusu tarafından İzmir’de başlatılan silahlı şiddet, kendiliğinden ortaya çıkan anlık bir düşmanlık değil; her yönüyle düşünülmüş, amacı belli ve planlı bir göç ettirme eylemiydi. Anadolu’yu antik çağdan beri mülkünün bir parçası, Ege’yi bu mülkün iç denizi gören ve Alman Profesör K. Kruger’in “megola manyak emeller “ dediği, değişmez Grek anlayışına dayandırılmıştı. Megola İdea, 3 bin yıl sonra, şimdi gerçekleşecekti. Ruh bozukluğu yaratan bu heyecanla saldırdılar. Subay ve erler yıllarca bu iş için eğitilmişlerdi. Arkalarında İngiltere, yanlarında yetmiş yıldır toprak satın alarak buralara yerleşen işbirlikçi yerli Rumlar vardı. Ordularının donanımı iyi, morali yüksekti. Anadolu’ya bir daha çıkmamak üzere, kesin biçimde yerleşmek için geliyorlardı.

Belirlenen amacın doğal sonucu, ele geçirilecek topraklarda yaşayanların yerlerinden çıkarılması, yani göçe zorlanmasıydı. Böyle bir sonucu elde etmek için doğal olarak kıyım, üstelik iyi tasarlanmış bir kıyım gerekliydi. Engel tanımayan bir terör dalgasını, bağlarından boşanmış bir yok etme isteğiyle gittikleri her yere yaydılar. Saldırdılar, soydular, ırza geçip hakaret ettiler; yaktılar, yıktılar ve öldürdüler. Kendilerini, topraklarına geri dönen yeni efendiler olarak görüyorlardı. Müslüman halkı, terör yoluyla yaşadıkları topraklardan kaçıracaklardı. Sistemli kıyımın nedeni buydu. Berthe G. Gaulis bu amacı şöyle özetlemişti: “ Yunanlılar için, öz unsurlarının yok edilmesi Anadolu’yu sömürgeleştirmenin tek yoluydu. Bu nedenle yok etmeye yönelik bütün çabaları; kutsal binaların, tarihi yerlerin, belediye mülklerinin kısacası, Türk milletinin yerinde kalmasını sağlayan her şeyin yok edilmesinde toplanıyordu.”


MUSTAFA KEMAL VE KURTULUŞ SAVAŞI / METİN AYDOĞAN / 230 – 231


Alayı süngü saldırısına kalktığında Darendeli Mehmet Çavuş takımının en önündeydi. Sağ ayağındaki kapanmış eski bir yaradan ötürü aksayarak koşuyordu. Ayağındaki aksaklığı gür sesiyle bastırmak istercesine olanca gücüyle bağırıyordu:

‘Allah! Allah! Allah! Allah!’

Bir iki adım atmıştı ki bir silah sesi duydu. Amasyalı arkadaşı takım şişkosu Dursun yere yıkılınca birden ayıldı. Yunanlının namluya yeni bir mermi sürmek için tüfeğin mekanizmasına el attığını gördü. Onu engellemek için atak yaptığı anda patlama sesiyle birlikte sağ bacağında bir sızı duydu. Çapraz vuruşla yeniden mekanizma koluna el atan Yunanın tüfeğini çeldi, süngüsünü sapladı. Karnı deşilen Yunan yere düştü.

Mehmet Çavuş koşmaya devam etmek istedi. İlk adımda sağ bacağı beynini zonklatan bir acıyla bükülünce yüzüstü toğrağa düştü. Kafasını çevirince Şişko Dursun’un kendine doğru sürünmeye çabaladığını gördü.

‘Orda kal deli şişko. Tüfeğini doğrult. Ben yanına varıyom. Gavur gelirse bas tetiğe.’

Sürünerek yanına vardı. Şişkonun göğsünün sol omuza yakın kesimi kıpkırmızıydı. Mehmet Çavuş sargı paketini açtı. Pamuk yumağını olduğu gibi şişkonun yarasına bastırdı:

‘Gözün aydın şişko dedi. Yaran yüreğinden ırak. Kurşun ciğerini sıyırmıştır. Öksür hele’

Şişko öksürdü.

‘Gözün aydın ki ne aydın. Kan içeri sızmıyor. Ciğere değmemiş.’

‘Sen ne haldesin Çavuşum’

‘Benden hayır yok. Gavur kurşunu eski kırığa rast geldi. Zor kaynamıştı kemik zati. Şimdi iyice dağıldı herhal. Sen pamuğu sıkıca bastır yarana. Hiç kıpırdanma. Tepe alındı gibi. Birazdan sedyeciler yetişir. Benden hayır yok. Topal kalırım gayri. Askerlik bitti. Barışa kavuşunca çavuşunu unutmuşluk etme. Darende’nin Fenk köyündenim. Sivas’ın Darendesi.’


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 221)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG