5 Haziran 1921

Yusuf Kemal Bey ve Franklin Bouillon İnebolu'dan Kastamonu'ya geldiler. g'da Ankara' da olacaklar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Kahire'de Fransız temsilcisi Mareşal Allenby, İngiliz Dışişleri Bakanlığı'na gönderdiği gizli telde, Kahire'deki Fransızların tanınmış bir Mısırlı Kemalist aradıklarını ve bu kişiyi Fransızlarla Mustafa Kemal arasında arabuluculuk yapmak üzere Ankara'ya göndermeyi düşündüklerini, amaçlarının Mustafa Kemal'in dikkatinin Fransızların işgali altında bulunan Kilikya'dan, İngilizlerin işgali altında bulunan Mezapotamya'ya çevirmek olduğunu yazdı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: İngilizler bunalmaya başladılar. –Aydın kızları (Mehmet Emin'in destanı).

Açıksöz: Eski faciaların tekrarı -Vahşiler bütün köylerimizi yakıyorlar, kardeşlerimizi şehit ediyorlar. Akşam: Piyer Loti, malikanesinde bizi düşünüyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Nurettin Gülmez ‘Kurtuluş Savaşı’nda Yenigün’ kitabında gazetenin hukuk sistemi ve adalete bakışını anlatıyor:


Gazete yazarı Mahmur Esat Bey’e göre halk saltanatının en temel özellikleri ‘siyasal kurumların oluşması, vicdan ve fikir özgürlüğünün sağlanması, basın yayın serbestliği, yönetimde sıkı denetim, düzenli bir adliye teşkilatı, jürinin kabul edilmesiyle halkın adaletin dağıtılmasını denetlemesi ve meşveret yönetimini kabul etmiş parlamento devletidir. TEK, hem siyasal hem hukuki bir devrimin dayanağıdır. Ancak adliye alanında yapılması gereken çok şey ve alınması gereken çok yol vardır. Fransa’yı taklit ederek alınan adliye teşkilatı yetersiz gelmektedir. Türkiye’nin yeni idari bölünmesine göre bir adalet teşkilatı yapılmalıdır. Yeni idari taksimata göre yapılacak adalet teşkilatı hem büyük bir mali sorumluluk getirecek ve hem de hakime ihtiyaç olacaktı. Yetişmiş hakim bulunamayacağına, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik duruma göre, geçici bir önlem olarak Seyyar Hakim teşkilatı kurulmalıydı. Çünkü fakir halk uzun yollar gidip adaletin kapısını bulmakta zorlanmaktaydı. Adaleti dağıtma görevini yüklenen devletin bunun için halktan para alması yanlış bulunmaktadır.


(Kaynak: Anadolu’da Yeni Gün / Nurettin Gülmez / Syf 513)


Fransız kamuoyu her şeye rağmen, savaştan usanmıştı, bir an önce Kilikya’da asker ve para savurganlığının durmasını istiyordu. En küçük gazetelerde bile bu konuda yazılar, mektuplar çıkmaktaydı. Örneğin, bir çiftçi ailesi, Toul kasabasının gazetesinde, Kilikya’da esir düşen bir oğlunun mektubunu vermişti. Gazete mektubu özetledikten sonra soruyordu: “Dünya savaşının başından beri yedi yıl geçmesine rağmen hala Türk zindanlarında inleyen, aç susuz, ızdırap ve ümitsizlik içinde kıvranan yüzlerce Fransız askeri bulunduğunu, Fransa hükümetinin bu zavallıları cellatları elinden kurtarmak için belki yapması gerekeni yapmadığını düşünmek can sıkıcı değilmi?”


İşte bu sırada, kamuoyunun “ ılımlı “ dediği Bekir Sami Bey’in tekrar Fransa’da görünmesi memnunlukla karşılandı. Hakimiyet-i Milliye’nin 5 Haziran (1921) tarihli sayısındaki başmakaleyi Le Temps’in sütunlarına geçirmesi de kamuoyunun endişelerini gidermekte rol oynadı. Ankara gazetesinin yazısı Fransızları okşayıcı nitelikte idi:


“Şarkta hala Yunan zulüm ve tecavüzü ile uğraşırken karşımıza yeni bir Fransa’nın çıktığını görüyoruz.


Bu yeni Fransa bize karşı evvelkisi gibi hadid (öfkeli) ve muhasın değil, güler yüzlü ve hayırhah (İyilik isteyen) duruyor. Bu Fransa bize silah çevirmiyor, elini uzatıyor ve geçmişin hatalarını unutarak iki tarafın de kadim ( eski) Türk-Fransız dostluğuna dönmesini istiyor.

Acaba ciddi ve samimi bir vaziyet karşısında mıyız?


Fransız matbuatının (basınının) dört aydır Türkiye’ye tahsis ettiği (ayırdığı) neşriyatını (yayınlarını) gözden geçirenler, Şarktaki Fransız memurlarının, Fransız askerlerinin muamelelerini değiştirdiğine dikkat edenler, Paris’ten Yunanistan aleyhine her gün biraz daha yükselen aleyhtarlığı görenler… için Fransa’nın bu defa bizimle ciddi ve samimi bir sulh (barış) arzusunda bulunduğunu zannetmek icap eder.


Bu sulh olabilecek mi?


Eğer Fransa, Misak-ı Milli hudutları dahilinde Türk tamamiyet-i mülkiyesini (toprak bütünlüğünü) mutlak (kesin) şekilde kabul eder ve binnetice (bunun sonucu) Kilikya üstündeki hukuk-u milliyemizi (milli haklarımızı) adilane tasdik ederse bu kıymetli sulhun teessüsünü mani (gerçekleşmesini engelleyen) sebepler ortadan kalkmış… olur.


Uzun asırlar içinde Şarkın Fransa’ya hazırladığı muhabbet(sevgi) ve dostluk hislerini geçen savaşlar belki biraz sindirmiştir; fakat silmemiştir, hala yaşıyorlar. Fransa Türkleri belki iyi tanımaz; fakat Türkler Fransa’yı çok iyi bilirler; Fransa’ya ilmiyle, irfanıyla ve lisanıyla aşinadırlar. Türk mütefekkirlerinin mühim bir zümresi (kısmı) ilmini ya Fransa’da almış veya Fransız kitaplarından toplamıştır(…)


Sultan Süleyman ile François arasında kurulan muhadeneti (dostluğu) bizden ziyade Fransa unutmuştur.


Fransa bugün, lüzumuna kanaat etmiş göründüğü ‘sağlam Türkiye’ye taalluk eden (ilişkin) istiklal ve Misak-ı Milli hukukunu kabul ve tasdik ederse, sadece hakkı olmayan bir ‘mıntıka-ı nüfuz’dan (nüfuz bölgesinden) vazgeçmiş olur. Fakat buna mukabil (karşılık) o mıntıkanın halkı da dahil olmak üzere bütün bir Türkiye’nin dostluğunu kazanır(…)


Paris ricali (devlet adamları) emin olmalıdırlar ki menafi-i iktisadiye’nin (iktisadi çıkarlarının) yegane çare-i temini (sağlanma yolu) ‘ menatık-ı nüfuz’ (nüfuz bölgeleri) değildir. Sultan Süleyman’dan Sultan Hamid’e kadar geçen geniş zaman içinde Şarkın Fransa’ya verdiği azim (büyük) servet ve menafii (çıkarları) Fransa ‘mıntıka-ı nüfuz’ ile değil dostluğu sayesinde kazanmış idi…


Geçen gün bir Paris gazetesi Türklerin ‘Şarkın en centilmen milleti’ diye tasvip ediyordu. Şüphe yok ki Fransızlar da Garbın en centilmen milletidirler. Bu vasıfta /özellikte) iki milletin sulhu herhalde küçük ihtiraslardan azade (arınmış), temiz ve asil bir sulh olmak lazım gelir.”


Hemen hemen bütün Fransızlar, 20 Ekim (1921) Ankara’da Mustafa Kemal ile bir anlaşma imzalandığı haberini memnunlukla karşıladılar. TBMM, Fransa ile barış arzusundaki samimiyeti nedeniyle, anlaşmayı Fransız hükümeti görmeden onaylamıştı bile…


Londra anlaşmasının reddine rağmen Fransa Başbakanı Briand Ankara ile bir anlaşmaya varmakiçin umutsuz değildi ve Fransız-Türk barışının artık gerçekleşmesini istiyordu. Nitekim, Bekir Sami Bey’in Paris’e hareketinden az önce, vaktiyle gazetecilik yapmış, 1917’de Propaganda Bakanı olmuş, o sırada da Parlamento dışişleri komisyonu başkanlığında bulunan tecrübeli ve sempatik bir politikacıyı, Franklin Bouillon’u Ankara’ya göndermişti.


TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI VE FRANSIZ KAMUOYU 1919-1922 / PROF.DR. YAHYA AKYÜZ/ 207-208-209


GUN GUN KUTULUS yazi.JPG