5 Kasım 1919 Çarşamba

Nutuk’tan/


Dahiliye Nazırı, memlekete birtakım heyetler yollamaya kalkıştı. Bunlardan biri de, Harbiye Nazırlığı eski müsteşarı Ahmet Fevzi Paşa adında birinin başkanlığında, Yargıtay Üyelerinden İlhami ve Fetva Emini Hasan efendilerden oluşmuş idi.

Heyet-i Temsiliyemizin delegesi olan Cemal Paşa bize bunu haber vermemişti. 5 Kasım 1919 tarihli bir şifreyle kendisinden bu heyetin gönderilme sebebini sorduk.

Efendiler, Fuat Paşa’nın, Ankara’da kolordusunun başında bulunmasını gerektiren nedenler belirmeye başladı. Bu neden önemlisi, içte halkın zehirlenmeye başlaması idi. İç ve dış düşmanların birlikte çalışmaları, Ali Rıza Paşa hükumeti zamanında, Ferit Paşa zamanındakinden çok daha fazla başarılı olmaya başlamıştı.

Sivas’ta kadınlar, Numune Kız Mektebi’nde toplandılar. “Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti” kuruldu. Kayseri, Niğde, Erzincan, Bolu, Burdur, Pınarhısar, Kangal gibi yerlerde de aynı adı taşıyan dernekler kurulacak, Mus­tafa Kemal 14 Ocak 1920’de Denizli MHC’nin gönderdiği mektupta, Sivas kadınlarını örnek göstererek orada da böyle bir dernek kurulmasını isteyecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 214)


Mustafa Kemal, Cemal Paşa’nın 4/5 tarihli teline karşılık verdi. Seçimlere bas­kı yapılmadığını, zaman ve olayların, Meclis’i İstanbulda toplamaya çalışan Hükumet’in haklı olup olmadığını göstereceğini, Hükumet’in işine karışma­dıklarını ileri sürdü. Anadolu’da inceleme yapmakla görevlendirilen Fevzi Paşa Kurulu’nun misyonunun bildirilmediğini hatırlattı. Telgrafta, Hristiyanların, daha milli örgüt kurulmadan seçimleri boykot ettiğine değinildi. Hürriyet ve İtilaf Partisi’nin ise seçimlere katıldığı ama milletten oy alamadığı ileri sürüldü. Mustafa Kemal, Birinci Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Paşa ile makine başında yaptığı görüşmede, Trakya’da Hürriyet ve İtilaf Partisi ile Askeri Nigehban Derneği aleyhinde ted­birler gerektiğini bildirdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 214)


Sait Molla, evinden Kuvayı Milliyecilerce çalınan mektuplarından sonuncu­sunda Rahip Fru’ya, Millî örgütler dağıtılmazsa İngiliz yönetimi altındaki İslamların ayaklanacağını, Türkiye’de yalnız İngilizlerin egemen olması gerekti­ğini bildirdi ve 5 bin lira daha ödenek gönderilmesini istedi. (Mektuplarla ilgili genel bilgiyi 26 Ekim 1919 tarihli gönderilerde bulabilirsiniz.)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 214)


Mazhar Müfit Kansu’nun ‘Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber’ isimli kitabının 2.cildinin 480.sayfasından:


‘Elimize geçen şu on iki mektuptan Sait Molla’nın nasıl bir adam olduğuna hükmetmek gayet kolaydır. Evet, biz Kuvayi Milliye aleyhindeki bu gizli ve aşikar hareketlerden haberdar idik ve geniş ölçüde yapılmakta olan bu hainane tertibata karşı lazım gelen tedabiri ittihazda gaflet etmeyerek çalıştık.

Bunca hainane isyanlar, tahrikler, tecavüzlerden başka bir de Ali Rıza Paşa kabinesiyle uğraşıyorduk. Çünkü bu kabine de Kuvayi Milliye’yi keyfemaşa hükümler verir ve saltanata mani addederek yok etme azmindeydi. Hatta böyle bir buhranlı günlerde, yani Rahip Frew’nun bu tertibatı hafiyeyi teşkil ve Sait Molla gibi hainleri para kuvvetiyle elde ederek ve ortalığa bol bol paralar saçarak Kuvayi Milliye’yi mahvü izaleye gayret sarfettiği bir zamanda, bir gece Mustafa Kemal Paşa’nın yatak odasında birkaç arkadaşla görüşmekte ve ahvali, Paşa bize anlatmakta iken birdenbire Paşa ayağa kalktı: ‘Siz Rahip Frew’ya yalnız devlet mi para veriyor da bu teşkilatı yapıyor zannediyorsunuz? Ben Padişah’ın da buna yardımda bulunduğunu zannediyorum. Siz ne fikirdesiniz?’ dedi. Biz de ihtimaldir, dedik ve sonra Paşa: ‘Dahası var. Bu Rahip Frew, benim aldığım hususi malumata göre, hükumetin de sevgilisi. Görüyorsunuz ya, bir papaz hayatımızla, istiklalimiz ile nasıl oynuyor. O papaz, memleketinin Türkiye üzerinde nüfuz ve hakimiyetine çalışıyor. Ulemadan Sait Molla da Türkiye’nin hakimiyetini kaybederek İngiliz hakimiyeti altına girmesi için çalışıyor.’ Diye çok öfkelendi. Hüsrev Sami de bu sıra: ‘Ya Padişah?’ dedi.

Mustafa Kemal Paşa: ‘Evet o da Sait Mollayı Evvel. Fakat arkadaşlar, bu millet, hiçbir zaman, bir hain padişahın bir rahip Frew’un, bir Sait Molla’nın esiri, eğlencesi olamaz. Cihanı başlarına toplasınlar da gelsinler; iş kalabalıkta değil, hak ve hakikattedir. Hak ve hakikat ve millet rehberimizdir. Mutlaka biz muvaffak olacağız. Şimdiye kadar olduğu gibi, bütün maniaları bertaraf edeceğiz. Vakit yaklaştı. Pek yakında tam istiklal ve hakimiyetimize kavuşacağız!’ diyerek bizim de yeniden kuvvei maneviyemizi tezyit etti.

Paşa’nın en büyük meziyetlerinden biri de buydu. En buhranlı zamanlarda sükunetini muhafaza eder, telaş göstermez, vakaları, hadiseleri olması tabii işlermiş gibi mütalaa eder ve arkadaşlarının da aynı zamanda kuvvei maneviyelerini tezyit ile onların da sayü gayretlerini artırırdı.

Sivas’ta kadınlar, Numune Kız Mektebi’nde toplandılar. “Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti” kuruldu. Kayseri, Niğde, Erzincan, Bolu, Burdur, Pınarhısar, Kangal gibi yerlerde de aynı adı taşıyan dernekler kurulacak, Mustafa Kemal 14 Ocak 1920’de Denizli MHC’nin gönderdiği mektupta, Sivas kadınlarını örnek göstererek orada da böyle bir dernek kurulmasını isteyecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 214)


Anadolu Kadınları Müdafaa-i Hukuk-u Vatan Cemiyeti, Milli Mücadele döneminde kurulan en önemli ve en geniş çaplı dernektir. Sivas Kongresi’nin (4-12 Eylül 1919) toplantısından sonra, Sivas Valisi Reşit Paşa’nın direktifi ile eşi Melek Hanım’ın öncülüğünde kurulmuştur. Cemiyet yönetmeliğin 1. maddesini uygulamaya koyarak kısa sürede Anadolu’nun çeşitli yerlerinde şubeler açmıştır. Bunlar: Amasya, Kayseri, Niğde, Erzincan, Burdur, Pınarhisar, Kangal, Konya, Denizli, Kastamonu şubeleridir. Cemiyet, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliyesi ile yazışmalar yaptığı gibi, itilaf devletlerine protesto telgrafları da çekmekteydi. Cemiyetin faaliyetleri arasında, İstanbul’daki İngiliz, Fransız, Amerikan ve İtalyan siyasi temsilciliklerine, Kilis’teki işgal kuvvetleri komutanın ahaliye verdiği ültimatomu protesto eden bir telgraf gönderdiğini görüyoruz. Cemiyet, Heyet-i Temsiliye ile sürekli temas halinde olmuştur. Mustafa Kemal Paşa imzasıyla gönderilen Heyet-i Temsiliye genelgelerinde, Cemiyet’in İtilaf Devletleri temsilcilerine işgalleri protesto eden telgraf göndermesi istenmektedir. Ayrıca Cemiyet, Kuvayi Milliye’ye para ve mal yardımı kampanyaları açarak, ordu için kaynak oluşturmaya çalışmıştır. Cemiyet gerek teşkilat olarak, gerekse aileler arasında dolaşarak ordunun giyimi işine el emekleriyle katkıda bulunmuşlar, Tekalif-i Milliye emirlerinin yerine getirilmesinde erkeklerle birlikte bütün maddi imkanlarını ortaya koyarak çalışmışlardır. Bunlardan başka cemiyet, halkın yardımlara katılmasını sağlamak amacıyla da yardım edenlerin isimlerini İrade-i Milliye gazetesinde yayınlatmış böylece genel bir teşvik ortamı yaratılmıştır.


(Kaynak: Milli Mücadele’de Anadolu Kadını / Gülay SARIÇOBAN / Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi)


Sivas Valisi Reşit tarafından yürürlükteki yasalara uygun olduğu onaylanan dernek, Sivas Valisi Reşit Paşa’nın eşi Melek, Defterdar Tevfik Bey’in eşi Samiye, Jandarma Tabur komutanı Kemal Bey’in eşi Şefika ve Çankırı memlehası (tuzlası) müdürü Raif Efendi’nin eşi Emine Hanımlar tarafından kurulmuştur. 16 kişiden oluşan bir idare heyeti oluşturan Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti, bütün kadınları cemiyetin doğal üyesi kabul ederek Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya kuruluşunu haber vermiş, vatanın kurtuluşu için emirlerini yerine getirmeye hazır olduğunu bildirmiştir.

Âdeta Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin bir şubesi gibi hareket eden Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti, kadınların Millî Mücadele konusunda aydınlatılmasına çalışmıştır. 28 Kasım 1919’da düzenlenen toplantıda Melek Reşit Hanım: “… Bugün buraya toplanmaktaki maksadımız, memleketimiz hakkında biraz görüşmek, dertleşmek, ağlaşmak, Cenâb-ı Hakka yalvarmak, lâzım gelirse vatanın müdafaası için hatta ölüme bile katlanmaktır…” derken Darüleytam Müdiresi Makbule Hanım: “… Bahusus bugün için en mühim düşüncelerimiz vatan kaygusu; en büyük vazifemiz istiklâlimizi muhafaza etmek, vatanımızı kurtarmak, düşman eline teslim etmemektir. Bir tek Türk Müslüman kalıncaya kadar müdafaa etmek…” diyerek bu görevi yerine getirmişlerdir.

Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti’nin Amerika Cumhurbaşkanı Wilson’un eşine, ortaya koyduğu ilkelere güvenerek teslim olan Türk milletine haklarının verilmesi yolunda eşini etkilemesi için çektiği 17 Ocak 1920 tarihli telgrafta; “… Biz Türkler müşârünileyhin sözüne, söz ki namustur, namusuna, mevkiin nüfuzuna itimat ederek mukadderatını Wilson prensiplerine terk etmiş olan koca bir milletiz. Bütün Türklerin hakkını vermesini kendilerinden talep ediyoruz. Ve talebe de salâhiyetimiz vardır. Wilson cenaplarının 162 18 Aralık 1919 tarihli yazıya verilen cevapta güzide ve münevver fikirli hanımlar tarafından Eskişehir’de bir şubesi açılan cemiyet hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Bekir Sıtkı Baykal, a.g.e., s.48-49. 163 16 Şubat 1920 tarihinde Başkan Nasra Necip ve Sorumlu Sekreter Fıtnat imzalarıyla Yozgat’ta bir kadınlar cemiyetinin kurulduğunu ve Maraş felaketzedeleri için yardım toplanmaya başlandığını bildiren yazı için bkz. Bekir Sıtkı Baykal, a.g.e., s.66. 164 6 Şubat 1336/1920 tarihinde Başkan Refia imzasıyla Pınarhisar’da Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti’nin kurulmuş olduğunu bildiren yazı için bkz. Cahit Çaka, a.g.e., s.52; Bekir Sıtkı Baykal, a.g.e., s.63-64. 165 Cahit Çaka, a.g.e., s.55. 166 29.01.1920 tarihli İzmir’e Doğru Gazetesi’nden aktaran Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Kadınları, Cumhuriyet Kadınları Derneği, Ankara 2006, s.170-171. salâhiyettar bir lisan ile ilân ettikleri prensiplerin hükmünü bilfiil icra ettirmeği kendileri deruhde buyurmalıdırlar. Aksi takdirde ya bütün milel ve akvâmı iğfal etmiş, yahut yapamayacağı şeyleri söyleyerek mevki-i acze düşmüş olmaları iktiza eder ki Amerika Cumhuriyet-i fahîmesinin reis-i muhteremi için bu iki şıkkı da biz Türk milleti asla lâyık görmeyiz…” diyerek ondan yardım istemiştir. 6 Şubat 1920 günü toplanan genel kurulda ise kadınlar, Maraş’ın işgalini protesto etmişlerdir. Belkıs Raif Hanım “… Şimdi de son işgal Maraş, Hanımefendiler! Maraş, Sivas’a üç gündür. Sivas’ın bir uzvu demektir. Maraş giderse Sivas gider. Sivas giderse Anadolu-i Şarki baştanbaşa gider. Anadolu-i Şarki giderse Türklük biter. Mabetlerimiz, mukaddesatımız çiğnenir. Camilerimize çan takılır, namuslarımız pâymal edilir. İşte Hanımefendiler! Kadın, erkek ittihat edersek, düşmanlarımızın karşısında kavî bir kitle halinde bulunursak vatan kurtulur…” diyerek İstanbul, İzmir, Adana, Ayıntap, Urfa ve Maraş’taki her karış toprakta bir şehidin olduğuna dikkat çekerken Asiye Edhem Hanım “… Vatan bizim anamızdır. Bir evlât, annesinin canavarın pençeleri arasında parçalanacağını gördüğü zaman sabredebilir mi? İşte Hanımefendiler, düşmanlarımız vatanımızı canavarlar gibi parçalamak istiyorlar. İşte biz de o vatanın, yani o ananın evlâtlarıyız. Gün bugün, saat bu saat, dakika bu dakika. Bekleyecek, duracak zaman kalmadı. Gayret bizden, yardım Allah’tandır, Hanımefendiler” sözleriyle durumu çok çarpıcı olarak ortaya koymuştur. Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti, Heyet-i Temsiliye ile sürekli yazışmalarda bulunarak hem Anadolu’da yapılan kurtuluş çalışmaları hakkında bilgi almış hem de kendi faaliyetleriyle ilgili onları bilgilendirmiştir. Heyet-i Temsiliye adına Mustafa Kemal de 9 Mart 1336/1920 tarihli yazısında vatan yolunda yeni hizmetlerinden dolayı Sivas Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti’ne takdir ve teşekkürlerini bildirerek kıymetli mesailerinde başarılar dilemektedir.


(Kaynak: MİLLÎ MÜCADELE’DE TÜRK KADINI YÜKSEK LİSANS TEZİ / Ferhat UYANIKER / MARMARA ÜNİVERSİTESİ TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG