5 Kasım 1921

Ankara, Çukurova'yı teslim almaya hazırlanıyor. 26 Ekim'de Adana Bölgesi Komutanhğı'na atanan Kastamonu Bölgesi eski Komutanı Muhittin Paşa ve yanındakiler, Ankara'dan uğurlandı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Ermeni Delegeler Kurulu, Fransız Dışişleri Bakanlığı'na verdiği yazıda, 20 Ekim tarihli Ankara Anlaşması'ndan duydukları üzüntüyü belirtti. Türklerin, anlaşmaya konulan azınlık haklarının korunacağı maddesine sadık kalmayacağını; daha önceki ferman, kanun, anayasa ve anlaşmalara konulan bu konudaki yükümlülüklere de uymadıklarını ileri sürdü. Bu anlaşmanın uygulanmasının, Türkiye ile barış imzalanıncaya kadar ertelenmesini istedi. (Veou: 608)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Malta'dan Ankara'ya gelmekte olanlar, Kastamonu'da kalabalık bir topluluk tarafından Karşılandı


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Türkiye Olağanüstü Elçiliği'ne atanan Kızılordu'nun tanınmış komutanlarından Frunze ile yanındakiler, Harkov'dan yola çıkular. Franze Kurulu 12 Aralık'ta Ankara'ya ulaşacak, Türkiye ile Ukrayna arasında 2 Ocak'ta bir anlaşma imzalanacakur. (Şemsutdinoy: 72; Yerasimos: 342)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Sekiz tonluk Ararat vapuru, lstanbul'daki gizli gruplar tarafından; cephane ve silahtan (bomba, tabanca ve tabanca mermisi, şarapnel) oluşan 400 ton yüküyle kaçırıldı. Ararat'ın yükü yarın lnebolu'ya boşalulacak.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Osmanlılığın sonu...TBMM'nde, bucakların ve köylerin yönetimi ile ilgili yasanın görüşülmesi sırasında, tasarıda geçen "Osmanlı" sözü çıkarıldı. Onun yerine Türk de denmeyerek "Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti'ne dahil her fert" tabiri konuldu. Türkiye uyruklu kişiler için, Meclis'in açılışından beride zaman zaman Osmanlı tabiri kullanılıyordu.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İngiltere Hükumeti adına Dışişleri Bakanı Curzon, Fransa'ya verdiği notada, Türkiye ile yapılan 20 Ekim tarihli anlaşmayı hayret ve kaygı ile karşıladıklannı; Kilikya'nın boşalulmasının hem Sevr'e, hem Üçlü Anlaşma'ya aykın olduğunu bildirdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Fransız yazarı George-Gaulis, Celalettin Arif Bey ve Esat Paşa ile birlikte İstanbul'a geldi. Gaulis, İnebolu'ya hareket etti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


The Times: 20 Ekim Anlaşması, durumu büsbütün değiştirdi. Kemalist hareketi şimdi dehşetli bir kuvvettir. (Jaeschke 1: 165)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İleri: Yunan işgali kaldınlmadıkça Ankara'nın müzakereye girişmeyeceğine Avrupa'nm da şüphesi kalmadı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


KEKELEYEN VÂİZ


İnsanlar çeşit çeşittir. Kimisi hem iyi yazar, hem iyi söyler, hem kâtip, hem hatiptir. Kimisi yalnız iyi yazar, söyleyemez, kimisi kürsüye çı­kınca iyi söyler, yazamaz, kimisinin ise ne kalemi vardır, ne hitabeti, ne yazabilir, ne söyleyebilir. Fakat tuhaf değil mi? Asıl cesurlar da bu dör­düncü sınıftan çıkar. Tevekkeli dememişler: Kel câhil hasûd!

İlim ve fazlı olup da nâtıkası olmadığı halde söz söylemeye kalkanlar pek nadirdir, çünki her hakiki âlimin herşeyden evvel kendisini bilmesi lâzım gelir, kendisini bilmeyen bir kimse ise elbette söz söylemek iktidarı olmadığını da bilir: Derler ki ilmin ilk kademesi kendini bilmektir, lâf in­sanların en sona bırakıp da en ziyade öğrenemedikleri birşey varsa o da kendileridir! Vakt-i evvelinde, böyle kendini bilmeyenlerden biri vaaz vermek üzere kürsüye çıkmış. Fakat kürsüye çıkmak başka, lafın içinden çıkmak yine başka olduğunu düşünmemiş! Vaaza başlayınca kekelemeye başlamış. Cemaatte can sıkıntısı, vaizde buram buram ter! Bir türlü söy­leyeceği sözleri bir araya toplayamamış, hani çürük iplik yumakları olur, çözeyim dedikçe kopar, vâiz bakmış ki açmak istediği yumak hep ko­puyor, bakmış ki ne yapsa ipin ucunu bir araya getiremeyecek, bakmış ki evdeki düşünce kürsüdeki pazara uymuyor, ne yapsın? îşi samimiyete dökmüş, cemaate açıkça demiş ki:

-Ey cemaat, ben bir çok şey söyleyecektim, neyapayım ki burada ak­lıma birşey gelmiyor!


Cemaat içinde vâizin oğlu da varmış, tabiî babasının bu halinden en ziyâde o sıkıntı ve ter içinde kalmış. Babasının dermiyan ettiği son ma- zeret üzerine artık dayanamayıp demiş ki:


-Baba, hiç bir şey aklına gelmiyor, anladık; fakat kürsüden inmekte mi aklına gelmiyor?!


Açıksöz, 5 Kasım 1921, Sayı: 327.


(Kaynak: İsmail Habib Sevük / Mustafa Eski)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG