5 mart 1921

Koçkiri isyanı... Koçkiri Aşireti'ne bağlı bin kişi, İmranlı kasabasını basarak, asker kaçaklarını götüren askerlerin kasabayı terk etmesini istedi, bir köyü işgal etti. Bölgede 10 Martta sıkıyönetim ilan edilecek, Nurettin Paşa, isyanı sert bir biçimde bastıracak, 500 kişi öldürülecek, 500 kişi esir alınacak ve isyan 17 Haziran'da sona erdirilecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


19'da gelmiş olan Sovyet Elçisi Budu Mdivani, Mustafa Kemal'e güven mektubunu sundu. ı saat 25 dakika süren görüşmede Mdivani, Londra Konferansı'nın Türk-Sovyet yakınlaşmasını önlemek amacıyla toplandığını söyledi. Mustafa Kemal, bu konferanstan fazla bir şey beklemedikleri cevabını verdi. Sovyetler, Ankara Elçiliği'ne 29'da Natsarenus'u atayacaklar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


İzzet Paşa Kurulu Ankara'dan İstanbul'a dönüyor. Sevr Anlaşması'nın onayı konusunda Ankara'yı ikna etmek için 5 Aralık'ta Mustafa Kemal'le buluşmak üzere Bilecik'e gelen ve oradan Ankara'ya kaçırılarak milli mücadeleye katıldıkları ilan edilen İzzet ve Salih Paşalarla Hüseyin Kazım Bey ve Fatin Hoca, bugün Kastamonu'ya ulaşarak belediye başkanının evinde misafir edildiler. Krş. Ankara'da imzaladıkları taahhüt belgesi: 7 Mart


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Ezine işgal kumandanı olan Yunan teğmeni, Türk kaynaklarına göre Salihler köyünde 5 kişiyi tutuklayarak götürdü. Bir köprüde hepsini dipçik vuruşları ve kasaturalarla öldürttü. Gelibolu'ya bağlı Evreşe bucağını basan Yunan askerleri birçok kişiye işkence yaptılar. İki kadın ve bir kızın ırzına geçtiler. Şikayete gidenler de kumandan tarafından dövüldü. (Şarki Trakya'da Yunan Zulümleri: 59)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


İleri: Ankara Hükümeti, Fransızlar gibi Kilikya'daki kuvvetlerini geri çekecektir. İktisadi uzlaşma yapılıyor. -Mustafa Kemal, İzmir'in işgalinden önce bir fertti. Ondan beri bir timsaldir. Milli hareketi bir kıvılcım iken söndüremeyen nefesler, bir güneş olduktan sonra söndürmeye çalışırlarsa ne demeli?


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)

5 Mart 1921 tarihli Sphere gazetesinin Delegeler Londra’ya Geldi başlıklı haberinin, İngiliz basın tarihi boyunca Türkler adına en ibret verici haberlerden biri olmaması için sebep yoktur. Haberde, konferanstaki Yunan, İngiliz ve Fransız temsilcilerin fotoğrafları ile birlikte Tevfik Paşa ve Bekir Sami Bey de bulunuyor. Haritada ise görüleceği üzere İstanbul, İngilizlerin hükmü altındayken, İzmir ile Edirne’nin Türkler tarafından talep edildiği belirtiliyor ve Antalya’ya kadar olan beyaz kısım, müttefiklerin kontrolünde gösteriliyor. Kütahya’dan Kars’a kadar olan bölge ise Kemalistlerin etki alanı olarak gösteriliyor. Bununla birlikte Kuzey Irak ve Kuzey Suriye, yine Türkler tarafından talep edilen bölge olarak gösterilirken bugünkü Hatay ve çevresi de Türklerin talep ettiği bölgeler olarak gösterilmekte. Haritanın altında ise şu ibretlik ifadeler kullanılmaktadır:


‘Kemalistler ya da milliyetçiler boyalı alanı az çok etkin şekilde kontrol ediyor. Onlar Yunanlar tarafından Ege’den sürüldüler ancak Tarabya, İzmir, Ermenistan ve Basra Körfezi’ne kadar tüm Mezopotamya’yı talep ediyorlar.’


Haritanın çevresinde yazanlar ise, bir bu kadar ilgi çekici. Türk milleyetçileri temsil eden Bekir Sami Bey’in inanılmaz talepleri olduğunu yazan ve bu talepleri bir provoke hatta alay etmek olarak gören gazetenin haberi sarsıcı ifadelerle şöyle devam ediyor:


‘Türkler, ilk başkentleri Bursa’yı kaybettiler. İkinci başkentleri Edirne’yi de kaybettiler. Müttefikler vasıtasıyla İstanbul’da kalıyorlar. Yunan ordusu tarafından iç bölgelere sürüldüler. Silahlı kuvvetleri heterojen ve kötü tertiplenmiş. Ayrıca kusursuz Yunan ordusu karşısında sayıları üçe karşı bire düşmüş durumda. Bütün bu gerçekler karşısında Bekir Sami Bet, Trakya’nın, İzmir’in, Kilikya’nın, Ermenistan’ın ve İran Körfezi’ne kadar Mezopotamya’nın Türkiye’ye iadesini talep etti. Üzerine Kars ve Aleksandrapol’ü Rusya’dan istedi. Bu yetmiyormuş gibi boğazlar üzerinde uluslararası kontrolün de kaldırılmasını istediler çünkü Türkiye için küçük düşürücüymüş. Son olarak bir de tazminat talep etti. Tarihte mağlup bir gücün parçası olup da böyle bir utanmazlık kesinlikle olmamıştır. Türklerin bu kadar saçma talepleri, Türkiye hakkında iyi niyetlere sahip olan kişileri bile kendilerinden soğutacağı açıktır.’


(Kaynak: İngiliz Basınında Milli Mücadele ve Mustafa Kemal Paşa / Erütkr Özel / Syf 141)


5 Mart’ta yine Enver Paşa, Çiçerin’in isteğiyle Türk Heyetiyle görüştü ve Çiçerin’in Türklerin Arpaçay’ı ve Aras’ın 20 kilometre batısına geri çekilmeleri yolundaki teklifini iletti. Türk Heyeti ise durumu Stalin’le görüştüklerini Misak-i Milli’nin ve Gümrü Antlaşması’nın Bolşeviklerce tanındıktan sonra Batum konusunda görüşeceklerini söylediler. Burada dikkati çeken önemli bir nokta Enver Paşa’nın birinci görüşmelerde olduğu gibi Türk Heyeti’nin yanında değil; adeta Çiçerin’in temsilcisi göreviyle karşı tarafta yer almasıydı. Çiçerin’in Türklerle anlaşmaya karşı son derece olumsuz tutum izlemesi olayı daha da ilginç kılmaktaydı.


Taraflar arasındaki arazi sorunu, askeri müşavirler Binbaşı Seyfi ve Binbaşı Saffet beylerin Türk temsilci Heyeti Başkanlığına sundukları 5 Mart 1921 tarihli ortak raporda çok ayrıntılı bir şekilde incelenmişti. Rapordan anlaşıldığına göre esas problemin, Gürcistan’la olan sınırın tespiti, yani Batum sorunu, Nahcivan bölgesinin askeri önemi, Gümrü-Culfa Hattı’nın Türk sınırına çok yakın geçtiği yerlerde güvenliğin sağlanması konusu ve Gümrü’nün boşaltılması hususlarından kaynaklandığı anlaşılmaktaydı.


Batum konusunda Türk tarafının görüşü, buranın askeri önemden çok ekonomik önem taşıdığı; ancak Batum Türklerde kaldığı taktirde, buranın güvenliğinin sağlanması Türkiye’ye İktisadi yönden oldukça büyük yükler getireceği yolundadır. Raporda bu konuda şu görüşe yer verilmektedir.


“…Fakat bu gün ve yarın Ruslar, Batum’dan iktisaden vazgeçmezler ve Batum’un askeri önemi, bugün imza edebileceğimiz bir anlaşmayı suya düşürecek kadar yaşamsal bir öneme sahip değildir. Ruslar yukarıda arz edildiği ve Birinci Dünya Savaşı’nda da görüldüğü üzere bu yöne doğru sahil yoluyla ancak donanmaları sayesinde bir ufak müfreze sevk edebilirler. Halbuki donanmaları Karadeniz’e hakim oldukça ( Birinci Dünya Savaşında olduğu gibi ) bu donanma korumasında istedikleri yere çıkarma yapabilirler.


Buna karşılık, Nahcivan arazisinin önemi, Doğu Anadolu’muzun savunması ve gelecekte Türklüğün gelişmesi görüşü açısından bizce Batum’un öneminden üstündür. Çünkü Nahcivan Türkiye ve Azerbaycan’ın ortak koruması altında bağımsız bir idare olursa Rusların İran içerisine sarkmaları engellenmiş ve bu suretle Doğu Anadolu’muzun İran Azerbaycan’ı tarafından tehdidi, yalnız gelecekte yapılabilecek olan Bakü-Culfa Hattı’yla sınırlanmış olur. Yalnız bu yönde sınırın İran içerisinde Şahtahtı istasyonuna kadar ilerlemesi ve bu suretle Şahtahtı-Makü dar hattının elimizde kalması olağanüstü arzu edilmesi gereken bir durumdur…”


Ali Fuat Paşa’nın da itiraf ettiği gibi Batum’un son ana kadar verilmemesinde ısrar edilmesi siyasi bir taktiktir. Yukarıda kısmen verdiğimiz rapor da bu görüşü desteklemektedir. Bu durumun Türk Heyeti tarafından iyi değerlendirildiğini ve Rusların Türk teklifini kabul etmesinde etkin rol oynadığını söyleyebiliriz. Nitekim Türklerin Batum konusunda ısrarlı olması ve önce belirttiğimiz gibi 9 Mart’ta Ankara’nın Batum’un işgali yolunda karar alması anlaşmayı mümkün kılmıştır. Çünkü Türk-Rus görüşmeleri başladığından itibaren kayda değer bir gelişme yaşanmamıştı. Bu yeni durum karşısında, Lenin olaya 8 Mart’ta müdahale etti ve Batum konusundaki endişelerini dile getirdikten sonra Çiçerin’den kendisiyle görüşmek için konferanstan yarım saat süreyle ayrılmasını istedi. Bu esnada Stalin’e Türk Heyetiyle sorunları bir sonuca bağlaması yolunda talimat verdi. Çiçerin Lenin’in isteğini yerine getirerek görüşme salonundan ayrıldı. O’nun yokluğunda Stalin’le Türk Heyeti arasında gerçekleşen görüşme, tarafların önemli konularda anlaşmaya varmasıyla sonuçlandı.


Ancak yardım ve Rus Müslümanlarının Türkiye’ye göçü bir sonuca bağlanamadı. Ama temel sorunlarda anlaşma sağlanmıştı. Aynı gün akşamı geç saatte Çiçerin, Yusuf Kemal’e telefon ederek Stalin’le yapılan anlaşmayı hükümet adına onayladığını bildirdi. Bunun üzerine Yusuf Kemal, bu tür önemli sorunların telefonla halledilemeyeceğini söyleyerek 10 Mart’ta tekrar toplanılması yolundaki isteğini Çiçerin’e ilettiğini anlatmaktadır. Yine aynı kaynaktan, bu istek üzerine yapılan toplantıda tespit edilen ve onaylanan hususların yeniden gözden geçirildiğini öğreniyoruz. Ayrıca Türk tarafının Batum limanında tam serbestlik isteğine karşı Çiçerin de aynı hakkın Ruslara Trabzon’da verilmesini isteği Ankara’nın bunu kabul etmediği; yardım konusunda Türk teklifine hala cevap beklendiği anlaşılmaktadır.


MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA ANKARA-MOSKOVA İLİŞKİLERİ / Prof. Dr. SAİME YÜCEER / 140-141-142

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG