5 Ağustos 1919 Salı

Erzurum Kongresi 7 Ağustos 1919’da bir Temsil Heyeti seçerek son buldu. Bu konu Nutuk’ta şöyle geçer:


Kongrenin bitiminden 2-3 gün önce, bir tartışma konusu olmaya başladı. Bazı yakın arkadaşlarım benim Temsil Heyeti’ne katılarak açık olarak çalışmamı sakıncalı görüyorlardı. Görüşleri şu noktada özetlenebilir:


‘Ulusal girişimlerin bütün anlamıyla ulustan doğduğunu, gerçekten ulusal olduğunu göstermek gerekmektedir. Bu durumda yapılacak girişimler daha güçlü olur ve kimsenin kötüye yormasına ve özellikle yabancıların olumsuz düşüncelerine yer bırakmaz. Fakat tanınmış ve hilafet ve saltanat makamına karşı asi durumuna düşmüş benim gibi bir adamın bu ulusal girişimin başında bulunduğu görüşürse çalışmaların kişisel çıkarlar sağlamaya yönelik olduğu yorumuna olanak verir. Dolayısıyla Temsil Heyeti, illerin ve bağımsız sancakların seçeceği kişilerden oluşmalıdır.’


Bu görüşlerin ne dereceye kadar yerinde olup olmadığını araştıracak değilim. Yalnız benim de bu görüşlere karşı olan görüşlerimi dayandırdığım noktalardan bazısını sayayım:


Özellikle ben mutlaka kongreye katılmalı ve onu yönetmeliydim. Çünkü zaman geçirmeksizin ulusun doğrudan doğruya etkin ve silahlı önlemler almaya başlamasını sağlamak zorunluluğuna inanıyordum. Daha Amasya’dayken kararlaştırdığım ve bütün ulusa bildirdiğim Sivas Genel Kongresi’nin toplanmasını sağlamak, bütün ulusu ve ülkeyi yalnız bir heyetle temsil etmek, vatanın bütün kısımlarını aynı dikkat ve duyarlılıkla savunma ve kurtarma çarelerini bulmaya çalışmak gibi konuları herhangi bir heyetin sağlayabileceğine inanmadığımı açıkça ifade etmek durumundayım. Çünkü bende böyle bir inanç var olsaydı, istifa etmemek yolunu bulurdum. Hükumet, padişah ve halifeye karşı isyana gerek görmezdim. Aksine ben de bazı ikiyüzlü ve iki taraflılar gibi görünüşte çok tantanalı ve gösterişli olan, o günün ordu müfettişliğini ve padişah yaveri sıfatını korumaya devam ederdim.


Oysa bütün vatanın ve koskoca bir ulusun, ölüm kalımı söz konusu olurken, yurtseverim diyenlerin kendi sonlarını düşünmesine yer var mıdır?


Efendiler tarih itiraz edilemez bir şekilde kanıtlamıştır ki, büyük davalarda başarı için sarsılmaz yetenek ve güce sahip bir önderin varlığı gereklidir. Bütün ulusun başsız olarak karanlıklar içinde kaldığı bir sırada, her yurtseverim diyen adamın bir bir hareket şekli ve görüş gösterdiği kargaşalı bir dönemde güvenli kararlı ve süratle yol olmak mümkün müdür? Tarihte bu yolla başarıya ulaşmış bir toplum gösterilebilir mi?


Bu söylediklerimin, o günlerde değilse bile, artık bugün bütün dünyaca yadsınamaz gerçeklerden görüldüğüne asla kuşku yoktur.


İngiliz Yüksek Komiseri Calthrope, Damat Ferit Paşa’yı ziyaret etti. Calthrope raporları: ‘Bugünkü hükümeti destekliyoruz. İttihatçılara ve Ateşkes hükümlerinin uygulanmasına engel olanlara karşı daha sert davranması için Damat Ferit’i uyardık. Milne, Mustafa Kemal’in ordularına karşı Trabzon’u işgal etme niyetindedir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 27)


Ziya Gökalp’in Mondros’tan kızları Seniha ve Hürriyet’e mektubu:


‘... Bu gibi günler çabuk geçer, yalnız günleri boş geçirmemek lazım, … felaketler, insanı ahlakça yükseltmeye sevkederse büyük nimetler yerine geçer. Büyük adamları yetiştiren hep felaketlerdir. Şimdi de büyük ruhlu kızların yetişeceği bir devirdir…’


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 27)


İstiklal Gazetesi: Padişah’ın Morning Post gazetesine demeci: ‘İngiltere’den adalet bekleniyor.’


Peyam Gazetesi’nden Ali Kemal: ‘İngilizler niye bizden yüz çevirdiler?’


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 28)


Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi, milli hareketin dağıtılması emrini veren Mutasarrıflığa cevap verdi. Yunan zulümlerine karşı Hükumet’in göstermediği tepkiyi halkın silaha sarılarak gösterdiğini bildirdi. ‘Kediyi bile aslan haline getiren olayları kaydeden tarih, kaderlerini tevekkül ile bekleyen Türklerin Yunan zulüm ve aşağılığı karşısında ateşten bir hiddet ce celadet parçası kesildiklerini kaydederse çok mudur?’


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 27)


İnternet Kaynaklı Bilgiler:


Ahmet Hulûsi Bey, 13 Eylül 1861′de Denizli'nin Kayalık Mahallesi’nde doğdu. 1885 tarihinde babası Denizli Müftüsü Osman Nuri Efendi'nin yanında fahri müftü yardımcılığı göreviyle memuriyete başladı. 1910'da bu göreve asaleten atandı. 15 Mayıs 1919’da İzmir'in işgâli üzerine ilk iş olarak Denizli'de bir protesto mitingi tertipledi.


Müftü Hulûsi Efendi meydanı doldurmuş bulunan Denizlililere hitâben ağlamaklı bir sesle şöyle konuştu:


"Hemşehrilerim!

Karşımıza çıkarılan düşman daha dünkü uşaklarımızdır.

Biz onlara mağlûb da olmadık. Bu düşman her kim olursa olsun Türk'ün ve Müslümanlığın son müstakil yurdu olan topraklarımızı da elimizden almak istiyor.

Bizler şimdiye kadar esir yaşamadık ve yaşayamayız.

Silâhımız yoksa sapan taşıyla düşmana karşı çıkmak ve onu tepelemek her Türk ve Müslümana farz-ı ayndır.

Fetvâ veriyorum!

Silâh azlığı veya çokluğu mühim değildir.

Elinizde hiçbir silahınız olmasa dahi üçer taş alarak düşman üzerine atmak suretiyle mutlaka fiili mukabelede bulununuz…"

Müftü Ahmet Hulusi Efendi Türk milletinin menfaatlerini gözeterek milli mücadele de önderlik yapmış, özellikle batı’da çok önemli işler başarmış nadide kahramanlarımız da birisidir.


22 Kasım 1931'de yetmiş yaşının içinde fâni hayâta vedâ etti.


Denizli kabristanındaki kabrinin sağ cephesinde "Millî mücâdelenin ilk alemdârı Denizli Müftüsü Ahmet Hulûsi Efendi burada medfûndur" diye yazılıdır.


Ahmet Hulûsi Efendi'nin beş oğlu ve bir kızı vardır.


Soyadı kânununun çıkmasından sonra âile "Müftüler" soyadını almıştır.


Bugün hâlâ Denizli’de Bayram Yeri denilen alanda, Ahmet Hulûsi Efendi’nin büstü vardır ve hemen altında 15 Mayıs 1919’da Denizli meydanında halka millî mücadele için verdiği fetva yazılıdır.


GUN GUN KUTULUS yazi.JPG