6 Eylül 1921

Sakarya Savaşı'nda durgunluk. Cephede keşif faaliyetlerinden başka bir hareket olmadı. Yunan kuvvetleri savunmaya geçti. Genellikle mevzilerinde kalan Yunanlılar, Çaldağı'nın bazı yerlerinden çekildiler. Mevzilerini tahkime başlayan Yunanlıların gerilerinde belirli bir telaş sezildi. Papulas, çekilmek için Başbakan 'dan emir bekliyor. Türk cephesinde, cephane azlığından bazı toplar geri gönderildi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)



Papulas, Üçüncü Kolordu'nun şiddetli bir saldırıya uğrama ihtimali olduğunu bildirerek böyle bir durumda Üçüncü Kolordu'nun şiddetle karşı koymasını, Birinci ve İkinci Kolorduların da ona yardıma koşmasını emretti


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey'in AP muhabirine verdiği demeç: Elcezire ve Suriye'yi kaybettik. Şimdi ise yurdumuzda barış içinde yaşamaklığımıza müsaade edilmesini istiyoruz. Tefekkür ve hareket tarzımızla biz milliyetperverler şimdiye kadar muhtelif eserlerde tavsif edilmiş olan ihtiyar Türklerle tezat teşkil ediyoruz. Siyasette açık ve halisane bir usul ittihaz ettik. Düşündüğümüzü ve istediğimizi açıktan açığa söylüyoruz. Ecnebilerin müsaade almaksızın dahilde seyahat edemediği ve Hristiyanların hiç bir himaye görmediği zamanlar geçmiştir. Sovyet Rusya'nın idare tarzını kabul ettiğimiz yalandır. Demokratız.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yenigün: Refet Paşa'nın demeci: Düşmanın taarruz gücü kırılmıştır. -Yeni ve büyük savaşlara başlıyoruz. Allah bizimle beraber


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Mustafa Kemal’in Sakarya Zaferi sonrası 19 Eylül 1921’de mecliste bir konuşma yaptı. O konuşmanın bugün ile ilgili olan bölümünden kesitler:


Papulas’ın resmi olarak yayımladığı raporunu burada okudum. O rapora göre Papulas zannediyorum ki bugüne kadar cereyan eden muharebelerden ve bilhassa 6 Eylül’den sonra muharebeyi bitiriyor ve raporunda özetle diyor ki: ‘Türkiye ordusunu mağlup ettim, nehrin doğusuna yerleştim. Halbuki bizim planımızın yalnız 1.safhası son bulmuştu. Henüz 2. Safhasına başlamamıştık. Hakikaten Türkiye Büyük Millet Meclisi Ordusu’nun planı düşmana istediği yerde muharebe vermek ve evvela onu çarpmaya mecbur etmek ce çarptıkça kırmak ve onun üzerine atılmaktı. Dolayısıyla maksadımızın birinci safhası tamamen tasavvur ettiğimiz gibi tecelli etmişti. Onun için ikinci safhası başlıyor idi.


6Eylül’de artık düşmanın harekete ve faaliyete mecali kalmadığı tamamen görünüyordu. Fakat mukavemetin ne derece kadar kırıldığı anlamak için derhal cephemizin merkezinden karşı taarruza geçildi. Takriben iki fırkalık bir cephe üzerinde bu taarruz harekatı icra olundu ve muvaffak olundu ve zamanın müsait olduğu derecede ileriye gidildi.


(Kaynak: Atatürk’ün Bütün Eserleri Cilt 11 / Syf 404)


Yakup Kadri hatıralarında anlatıyor:

Sakarya Muharebesinin 15.gününe doğru Ankara’nın içi yaralılarla tıklım tıklım dolmaya, harbin ne kadar elem verici tarafları varsa burada belirip serilmeye başlamıştı. Kızılay’ın sıhhi imdat vasıtaları, hastaneleri, yeni yeni tesis edilen pavyonları bu insanı faciayı güçlükle karşılayabiliyor ve yegane cerrah M.Kemal Bey’İn bazı günler tek başına 20-30 ağır yaralıya neşter vurduğu oluyordu.


Bu arada birkaç hava hücumuna da maruz kaldık. Güney yönünden 3-4 teyyare gelip istasyon civarına birkaç bomba atıyor, şehrin üstünde bir daire çevirdikten sonra uzaklaşıp gidiyordu. Bunun üzerine Ankara’daki aileler arasında ikinci bir göç hareketi baş gösterdi. Fakat bu sefer ortada ne kağnıdan, ne tıknefes beygirden, ne de uyuz eşekten eser bulunabiliyordu. Bütün şehirde üç yaylı arabadan başka nakil vasıtası kalmamıştı. Bu üç araba da Kızılayı'ndı ve en son dakika için kendi erkan ve memurlarıyla birkaç ağır hastanın emrine tahsis edilmişti.


Bir akşam sofrada Kızılay'ın Reisi Doktor İsmail Besim Paşa benimle ve o akşam davetlimiz olan Ruşen Eşref’le haremi Saliha Hanım Efendi’ye


-Yarın sabah arabanız hazır. Tedarakiniz bu geceden yapsanız fena olmaz. Dedi.


Birden neye uğradığımızı bilememiştik. Lokmalarımız boğazımıza dizilip kalmıştı. Üçümüz birden:

-NE münasebet! Hiç böyle bir şey düşünmüyoruz. Dedik.

İsmail Besim Paşa:

-Nasıl isterseniz dedi. Birkaç gün sonra belki hepimizin de gitmek ihtimali vardı da.

Bu söz bizi büsbütün şaşırttı. Acaba cepheden kötü bir haber mi alınmıştı? Bunu akşam Dr. Adnan’dan öğrenebildik. Kendisi de bize İsmail Besim Paşa’nın teklifine yakın bir tavsiyede bulunmasına rağmen Ankara’da ayrılmamak kararımızda direnip kalmıştık. İyi ki kararımızdan vazgeçmemişiz. Zira birkaç gün sonra kararan ufuk yeniden aydınlanmaya başlamıştı. Sakarya Muharebesi böylece 22 gün sürdü. Ne çetin, ne dehşetli bir meydan muharebesi olduğunu da bir hafta sonra kendi gözlerimle görüp anlayacaktım.


(Kaynak: Vatan Yolunda / Yakup Kadri / Syf 176)


Bir gün sonra Western Daily, Ankara Öncesi Umutsuz Savaş başlığı atıyor. Operasyonları Kemal Paşa’nın bizzat kendisinin yönettiği aktarılırken; Papoulas’ın büyük çapta Yunan kayıpları olsa da neticeyle kıyaslandığında merak edilecek kadar olmadığını açıkladığı, Türkler tarafından yerle bir edilen demiryollarının Yunan işçilerce apar topar onarıldığı, dört gün içinde Ankara’ya varılacağının umulduğu yazılmakta. Bu haber ile birlikte ilk kez Yunan tarafının net bir süre verdiği görülüyor. Çanakkale Savaşı sırasında, akşam beş çayının İstanbul’da içileceğinin planlanması gibi Ankara’nın da dört gün içinde alınması planlanmış durumdadır. Bu konuda bir Danimarka gazetesi olan Fyns Venstreblad 25 Ağustos’ta Yunanlıların İngilizleri 5 Eylül’de Ankara’ya kahve içmeye davet ettiğini yazmaktadır. Elbette bu bilgi de pek kıymetli notlar arasında olmalıdır.


Aynı gün Scotsman; yine Scotsman büyük başlık altında aktarılan geniş haberlerde, savaşın sadece Mustafa Kemal’e karşı değil, aynı zamanda Hindistan’daki Müslümanların umutlarına ve dileklerine de karşı olduğunu belirtiyor. Anlaşılacağı üzere Yunan ordusu her üstünlük sağladığında Türkler basında yerden yere vurulmakta; Türkler her üstünlük sağladığında ise basın sanki Yunan ordusuyla hatta Yunan halkıyla hiç tanışmamış ve hatta Yunan ismini hiç duymamış gibi davranmaktalar. Elbette bunun örnekleri çok yakın zamanda yeteri kadar görülecek.


İNGİLİZ BASININDA MİLLİ MÜCADELE VE MUSTAFA KEMAL PAŞA / ERTÜRK ÖZEL / 172 - 173

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG