6 Kasım 1920

Doğu Cephesi birliklerinin ilerlemesi üzerine güç durumda kalan Ermeni Taşnak Hükümeti Ateşkes teklif etti. Doğu Cephesi ordusu ateşkes şartları olarak Ermeni ordusunun Gümrü'nün 15 km. doğusuna çekilmesini isteyerek Gümrü kalesi ve istasyonunun işgal edileceğini bildirdi ve yarın sabah saat 8.00'e kadar istekler kabul edilmezse harekata devam edileceğini ekledi. Ermeniler bu koşulları ağır bulduklarından 10'da reddeceklerdir. Üye yandan Gürcistan Hükümeti, Türk-Ermeni savaşında tarafsızlığını ilan etti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Tevfik Rüştü, Refik Şevket ve Fikret Beylerden kurulu olan ve Kastamonu, Bolu, Zonguldak, Çankırı ve Sinop illerine bakacak istiklal Mahkemesi, Kastamonu'ya geldi, canlı gösterilerle karşılandı. Gençler Kulübü'nde çalışmaya başlayan Mahkeme, Kastamonu' da 4 ay kalacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Baku'da bulunan Stalin "elde silah İtilafa karşı savaşan Kemal Hükümeti'nin kişiliğinde, diğer bütün sömürgeleri ve yan sömürgeleri etrafında toplayan devrimci bir çekirdeğimiz var" dedi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Ereğli' de bir yabancı kumpanyanın ı 300 tonluk vapuruna milli kuvvetler tarafından elkondu ve vapurun adı "Şahin'e çevrildi. Böylece Ankara Hükümeti'nin elindeki gemi sayısı dörde yükseldi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


İngilizlerin Kafkasya temsilcisi Albay Stokes'in raporu: Bolşeviklerle Türkiye'nin arası Ermenistan yüzünden açılarak, Bolşeviklere karşı Türkiye desteklenmeli, böylece bütün İslam dünyası İngiliz etkisini sokulur, olmazsa Türklere karşı Bolşeviklerle anlaşma yapılmalı, bu yolla İngiltere için hammadde ve pazar sağlanır. Sünnilerle Şiiler arasındaki zıtlık daha da geliştirilebilir. İngiliz Akdeniz Donanma Komutanlığı: Türkleri Doğu'da durdurmanın en etkili yolu, Yunanlıları Eskişehir'den Ankara'ya yollamaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Irak Geçici Hükümeti temsilcisi Kamber Efendi, Mardin'den Mustafa Kemal Paşa'ya yazdığı mektupta, kutsal savaşta dini çalışmayı bütün Irak uleması adına kutsadığını belirtti. Mustafa Kemal, buna ı6'da teşekkür edecektir. 29'da da bu hükümet ileri gelenlerine göndereceği mektupta, Şeyh Sunusi'nin yardım için o tarafa gönderildiğini, şu sıralardaki askeri harekat bitince lrak'ın yardımına geleceklerini yazacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Doğu zaferinin kazanıldığı sırada iç politikada büyük dertlerimiz vardı. Dertler büyüktü. Herkes yeni bir şeyler istiyordu. Kuvayı Seyyare Kumandanlığı ile takışmışız. Ankara’da ve memleketin birçok yerinde işlemeye başlayan yeni bir tertiple, Yeşil ordu hareketi ile karşı karşıyayız. Yeşil ordu hareketi, daha iç isyanlar zamanında gelişmeye başlamıştı. Yozgat isyanını bastırdıktan sonra Ankara’ya döndüğü zaman Ethem ve Tevfik Bey’ler de Yeşil orduya girmişlerdi. Tabi Reşit Bey’de Yeşil ordudaydı.


Kuvayı Milliye’nin büyük itibarı bilhassa Ethem ve kardeşleri üzerinde toplanıyordu. İç isyanların bastırılmasında oynadıkları rol onların Ethem kuvvetlerinin gittikçe büyümesini sağladı. Bunlar içeride bir vazife yapıp döndükten sonra yerlerine gönderdiğimiz zaman, cephede istedikleri kadar ilerliyorlar ve diledikleri yerde kalıyorlardı. Başlarında bulunan kumandanların vakitleri daha çok içeride geçiyordu ve her türlü siyasi faaliyete giriyorlardı. Ethem ve kardeşleri üzerinde toplanan itibar, içeride ayrıca büyük bir siyasi faaliyet zemini olmuştu. Her yerde herkese telkin edilen fikir şu idi: Görüyorsunuz muntazam ordu bir işe yaramıyor, o devir geçmiştir. Rusya’da olduğu gibi milli bir ordu teşkil etmeliyiz.


Sözü edilen milli orduya daha çok Ethem kuvvetleri çekirdek teşkil edecek ve bu kuvvetler istenilen sistemle milli ordu haline gelecekti. İşte “Yeşilordu” diye siyasi tarihimize geçen olay budur. Rusya’daki Kızılordu’ya karşılık Müslüman Türkiye’de Yeşilordu kurulacak, bu ordu kendisine göre usullerle idare edilecektir. Bu fikir Meclis’te ve siyasi mahfillerde devamlı isteniyordu. Niyetleri Yeşilordu kurulduktan sonra milli hareket sosyal ihtilal hareketine dönecek ve komünist hareketini bize getireceklerdi.


Bu fikri savunanların ve temsil edenlerin ayrıca siyasi teşkilatları da vardı. Halk İştirakiyun Fırkası. Bir yandan da fırka olarak çalışıyorlardı.


Siyasi kuruluşların ve Yeşilordularının teşekkül edip gelişmesi için temel olan kuvvet dağıtıldıktan ve bu kuvvet önce İstanbul Hükümetine, sonra Yunanlılara iltihak edip mahiyeti belli olduktan sonra , tabi bu fikirler ve temsilcileri her türlü maddi ve manevi itibarlarını kaybettiler.


Yeşilordu hareketi evvela mebuslar arasında başlamış. Buna cemiyette yeni bir nizam kurma hareketi denilebilir. Fakat açıkça söylemiyorlar. Yeşilordu gizli bir cemiyet olarak kurulmuş Bizim haberimiz yok. Mustafa Kemal Paşa’nın da haberi yok. Gerek Yeşilordu hareketinin, gerek İştirakiyum Fırkasının teşekkülünün Mustafa Kemal Paşa’nın bilgisi altında olduğu zannedilmiştir ve böyle yazılmıştır. Benim böyle bir şeyden hiçbir haberim yoktur. Mustafa Kemal Paşa’da Yeşilordunun teşekkül ettiği haber aldığı zaman bunu behemahal kaldırmak için çok uğraşmıştır. Bu hareketlerin içinde sergüzeşt sahibi insanlar bulunduğu gibi çok iyi niyetli insanlarda vardı. Celal Bey’de bu hareketlere dahildi. Celal Bey böyle teşebbüslerden Halk İştirakiyum Fırkasından kurtulup, Atatürk’e itimat veren yeni bir hüviyetle ve gayretle sokulup çalışması ayrı bir merhaledir. Ben cephedeydim. Atatürk’ten bir mesaj aldım. Bana diyordu ki” Celal Bey vekil olacaktır fakat kendisi bildiğin Celal Bey değildir. Büsbütün değişmiştir. <şimdi yakın arkadaşımızdır. Olup bitenler kapanmıştır.” Benim adeta muvafakatimi almak istiyordu. Verdiğim cevapta “ Siz idare ediyorsunuz, bu sizin siyasetinizin bir kısmıdır. Ben cephe ile meşgulüm, benim için önemi yok. Sizin münasip görüp kabul ettiğiniz bir insan , benim için de muhteremdir” dedim. Celal bey vekil seçildi. Bu olay Celal Bey’in Atatürk ve Meclis nazarında Çerkez Ethem isyanından evvelki vakalarda, Çerkez Ethem isyanında ve ondan sonraki günlerde yeni bir itibar görmesinin işareti ve başlangıcı oluyordu.

Mustafa Kemal Paşa bu siyasi teşekküllerle çok uğraştı ve ısrarla takip etti. Mensuplarını birer birer buldu. Ben istifa etmem diyenler sayılacak kadar az, bir iki kişi kadar azdır. Onlar da politikadan çekildiler. Sonra ne oldu bilmiyorum. Esas olarak gerek Yeşilordunun gerek İştirakiyum Fırkasının ruhunu teşkil eden mebuslardan, arkadaşlarımızdan, tanıdıklarımızdan olan insanların hepsini Mustafa Kemal Paşa , birer birer geri çekti. Kalanlar nihayet gizli hale geldiler. Sayıları az da olsa içeride kalabilmiş olanları vardır. Ama bunların Milli Mücadele ile Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile bizlerle hiçbir ilişkileri ve tesirleri kalmamıştır.


Ethem Bey Yeşilorduya girdikten sonra, Yeşilordu’nun sahibi, başlıca kuvvet olarak vaziyet almış ve bizimle Garp Cephesi ile ihtilaf çıktığı andan itibaren de Teşilordu’ya müstenit bir idarenin kurulması fikri daha açığa çıkmış ve faaliyet gelişmişti. Böyle olduğu anlaşılıyordu. İstanbul’dan İzzet Paşa heyeti geldiği zaman Yeşilordu tertibi işliyordu.


Onların işini kolaylaştıran, bizi güç vaziyetlere sokan husus bir muntazam ordu kurabilmek için halkla ordu arasındaki ruhi rabıtayı teçhis edemeyişimizdir. Memleket on beş seneden beri harp musibetleri içinde çok yorulmuş ve çok bezmiş. Cihan harbinde askeri hareketler sebebiyle uzun yılların türlü suiistimalleri halk zihninde tedavisi mümkün olmayan yaralar açmış. Düşmana karşı memleketi müdafaa etmek istiyoruz. Bunun için halk varını yoğunu vermeye hazır. Fakat menzil hatlarından harbin zaruri tedbirlerinden hiçbirini istemiyor. Bir ordu, her şeyden evvel memleket halkının o orduyu istemesi ile kurulur, işin esası budur. Halbuki böyle bir rabıta kalmamış. Kuvayı Milliye devan ederken de, askeri harekat devri başladıktan sonra da bu rabıtayı kurabilmek için uğraşmışızdır. Bilhassa iç isyanlar sırasında çok eziyet çektik. Ben bir yere ordu gönderdiğim zaman, devletin elinde olan her türlü nimetle teçhis ediyorum, memleket diyorum, onu da anlıyor, gidiyor ve kaçıyor. Reşit Bey’le bu meseleyi bir kere görüşmüştüm. Onlar yüz kişi ile gittikleri yerden yüz elli kişi olarak dönüyorlar. Firar şöyle dursun, kuvvetleri artmış olarak, daha sağlam olarak geliyorlar. Verdikleri zayiatı de fazlası ile kapatıyorlar. Reşit Bey bana kendi usullerini anlattığı zaman “ Bunları yapabilir misiniz?” diye sordu. “ Biz sizin yaptıklarınızın hiçbirini yapamayız” dedim. O da “ Öyle ise orduyu da yapamazsınız” demişti.


Bütün bunları Kuvayı Seyyarenin yarattığı meselelerin ulaşacağı neticeyi iyi belirtmiş olmak için anlatıyorum. Asıl ızdırabı çeken Atatürk’tü. İç ve dış bütün menfi tesirlerle uğraşıp onların tesirlerinden, gazabından cepheleri kurtararak istikamet veren Atatürk’tür. Nasıl bir seneden beri şimdiki resmi vazifesi ve vaziyeti olmadan, memlekette bir ümit uyandırmak ve halkı kendisini müdafaa edecek bir vaziyete getirmek için çalışmış, muvaffak olmuşsa, şimdi resmi vazife ve sorumluluğu olduğu halde aynı istikamette çalışıyordu, yalnız müşkülat da daha çoktu. Meclisten ve siyasi propagandalardan çok ıstırap çekiyordu. Siyasi propagandaların esası bir istifhama dayanıyordu: Bu iş çıkmaz. Beyhude yere uğraşıyorlar, millet bu yüzden eziliyor deniliyordu. Fevzi Paşa Milli Savunma Bakanı olarak Mecliste ordu teşkil edeceğiz, şunu yapacağız, bunu yapacağız dediği zaman ona en çok silah hesabı sorarlardı. Ne kadar silahın ver? Ne kadar cephanen var? Ne kadar topun var? Ve böyle bir sürü sualler. Rahmetli bununla uğraşmak isterdi, fakat silahlar hakkında hiç kimseye bilgi vermezdi. Vermemeye çalışırdı. Anlatmak istiyorum ki, silahım, cephanem şu kadar, bu kadar da lazımdır gibi izahat versen, bu defa canım bu kadarcık şeyle insan ava bile çıkmaz diyecekler ve herkesi büsbütün yeis kaplayacak. Üstelik hesabını verdiğin silahın miktarını düşman da öğrenecek. Fevzi Paşa bunun için hiçbir şey söylemezdi.


(İSMET İNÖNÜ / HATIRALAR / 215-216-217-218)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG