6 Kasım 1921

Dün lstanbul'dan kaçınlan Ararat vapuru lnebolu'ya geldi. lnebolu'da bütün dükkanlar kapauldı. Halk gemideki 400 ton silah ve cephaneyi boşaltmaya koştu. Gemi 32 saatte boşalulabilecek. (Himmetoğlu il: 112) (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)

Japonya'nın lstanbul'daki elçisi Uchida, İtilaf Devletleriyle Türkler arasında bir arabuluculuk teklifi daha yapu. İngilizler bu ikinci öneriyi de reddedeceklerdir. (Şimşir 3: 305) (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)

Belçika'nın İstanbul Elçisi De Welle; raporunda, Yunan ordusunda disiplinsiz davranışların başladığını, gene de Kemalistlerin Yunanlıları Ege'den çıkarmasının çok güç olacağını bildirdi (Kennan: 4 1 ) (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)

Rauf Bey ve arkadaşları Kastamonu'da (Yak. Tar. III. 312) (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)

Hakimiyeti Milliye: Sakarya Harbi'nin hazin levhaları: Biz onların kalpten ve his­ ten yoksun yaralılarına asil neferlerimiz arasında bakıyoruz. Onlar bizimkilerin yarasını bile sarmıyorlar (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)

İkdam: Doğu'nun sükunete kavuşturulmasında birleşildiği takdirde, barışın pek kolaylıkla kurulacağı kanısındayız. Bu hedefe, yalnız bizim gösterdiğimiz yoldan gidilebilir. (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)

Tercümanı Hakikat:-Dr. Nihat Reşat Bey'in demeci: Çin'den ta Fas'a kadar bütün Şark, Türk-Fransız Muahedesi'ni alkışladı. (Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)

ENVER PAŞA TÜRK KOMÜNİSTLERİNE ÖNDERLİK EDECEK İttihat ve Terakki kodamanlarından Enver Paşanın Türk Komünist Partisi Başkanlığına seçildiği bildiriliyor. (Kaynak: Amerikan Basınında Türk Kurtuluş Savaşı / Osman Ulagay) Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakının düzenlemiş olduğu 1921-22 sezonu İstanbul Ligi maçları 21 Ekim 1921 tarihinde Kadıköy’de başladı. Avrupa seyahatindeki son maçını 18 Ekim 1921 tarihinde Macaristan’da oynayan Galatasaray, yurda döndükten sonra ayağının tozu ile ligdeki en büyük rakibi Fenerbahçe’nin karşı­sına çıktı. 4 Kasım 1921 tarihinde Kadıköy’de oynanan maçı, Avrupa’da aldığı mağlubiyetlere rağmen futbolunu oldukça geliştirmiş olduğu belli olan Galatasaray farklı bir netice ile kazanmayı başardı:295 Galatasaray-Fenerbahçe Maçı



Avrupa seyahatinden avdet eden Galatasaray futbolcuları evvelki gün Kadıköyü’nde İttihad Spor Kulübünde Fenerbahçelilerle bir maç yaptılar ve beş golle galip geldiler.

Cuma günkü icra edilen bu heyecanlı müsabakada Galatasaray takımını, Nüzdet,Ahmed Cevad, Mehmed, Edip. Müfteba, Nihad, Sadi, Suad, Necip, Fazıl Beylerden teşkil etmiş ve buna mukabil Fenerbahçe de Şekıp, Galıb, Kâmil, Ethem, ismet, Nizami, Sabih, Alâaddin, Zeki ve Hikmet Beyleri hazırlamıştık Süleymaniye kulübünden Zeki Beyin hakemliği ile icra edilen bu müsabakada Fenerbahçe, Anadolu'dan iki oyuncu ile kulübünü takviye etmişti. Buna muka­bili Galatasaray da iki kıymettar oyuncusundan mahrum idi ki, oyunun ilk haftaymında Galatasaray'dan Fazıl Bey bir gol yaptı. Bunu yine Fazıl Bey’in arka arkaya iki golü daha takip etti. Bundan sonra ikinci haftaymda yine Gala­tasaray oyuncularından Necip ve Suad Beyler birer gol yaparak muvaffakiyeti kulüplerine kazandırdılar...

Oynadığı on maçın dokuzunu kazanıp birinde mağlup olan Galatasaray, 1915-16 sezonunda kazandığı şampiyonluktan altı sene sonra altıncı defa İstanbul şampiyonu olmayı başardı. Galatasaray’a mağlup olmasına rağmen diğer maçlarında farklı galibi­yetler elde eden Fenerbahçe ise Dârüşşafaka karşısında aldığı mağlubiyet sebebiyle ligi ikinci sırada bitirdi.

(Kaynak: Esir Şehirde Spor / Mehmet Yüce)


SEN OSUN AMA...!

Bir muallim arkadaş™ yana yak.la derdini anlattu Kendisinin An karada yüksek b,r mevkn ,hrâz etmiş bir arkadaş, varm.ş, ama nasX kadaş. Mektepte beraber okumuşlar, pansiyon hayatını İstanbul'da be­raber geçirmişler. O zaman dârtilfünûn talebelerinin ekserisi kendi yemeklerim kendileri yaptıkları için, bunlar da tarhana çorbasını beraber pişirmişler, yemeği senelerce beraber yemişler, senelerce ikisi de aynı ha­yatı yaşamışlar. Dostlukları çok samimi, çok teklifsiz imiş. Gel zaman git zaman, şimdi o arkadaşı Ankara'da birinci derece sandalyelerden birine oturmuş, kendisinin buna ne hased, ne gıpta ettiği yok, bilâkis arkadaşının bu haklı tefeyyüzünden çok memnun. Geçenlerde pederinin bir tekaüd meselesinin tesrîi için kendisinden ilk defa olarak ricada bulunmuş. Bir lütuf yapacak değil, kanunun verdiği bir hakkın bir an evvel tesrîi için ma­iyetine iki kelimelik bir emir verecek: Arkadaşım diyor ki: "Ne mek­tubuma cevap verdi, ne meseleyi yaptırdı. Sanki beni hiç tanımıyormuş gibi davrandı!" Anladım ki arkadaşım ona apaçık, sapsamimi bir mektup yazmış olacak. Büyüyen kimseler küçüklük zamanlarını tahattur etmek is­temezler, onlar öyle zannederler ki doğarlarken de büyük doğdular! Ar­kadaşım yazdığı o mektupla ruhiyâtm bu en hakiki kanununu bilmemenin cezasını çekmiş, yalnız teselli olsun diye değil, biraz da ibret alsın diye kendisine şu hikâyeyi anlattım:

Vaktiyle iki mektep arkadaşı varmış. Bunlar aralarında bir mukavele yapmışlar. Mâdâme'l-hayât birbirlerini unutmayacaklar, hangisi büyük bir adam olursa diğerine yardım edecek.

Bu hususta yekdiğeriyle ahd ve and etmişler. Fakat düşünmüşler ki ilerde bunlar birbirlerini nasıl tanıyacaklar? Bunun üzerine aralarında bir parola kararlaştırıyorlar: Hangisi hangisinin yanına varırsa Ben oyum, diyecek, öteki derhal tanıyacak. İşte bu iki arkadaş yekdiğerine Ben o'yum" parolasıyla bağlanmışlar. Bir gün bu iki arkadaştan b*1* hasbe tâli' yüksele yüksele nezaret mevkiine kadar çıkıyor, diğeri de has inleye inleye en fakir bir dergâhda kalıyor. Nihayet günün birinde te­sadüfen o eski arkadaşının nâzır olduğunu öğreniyor.

Artık zavallı fakirin keyfine pâyan olur mu? Hemen soluğu nezarette alıyor. Doğru palas pandıras nazırın yanma girecek. Lâkin kapıcılar bu üstü başı yırtık adamı içeri koymamak istiyorlar, o bağırıyor.

-Canım "Ben o’yum!" bırakın, siz bilmezsiniz ben o’yum!

Nâzır kapının önünde bu gürültüyü işitince zile basıp hademeyi ça­ğırıyor:

-O gürültü ne?

—Efendimiz, deli gibi bir adam, mutlaka girmek istiyor.

-Bırakınız girsin!

Bizim fakir içeri giriyor, dudaklarında mesut bir tebessüm, artık fa- kirlikden kurtulacağına emin, laubali bir yürüyüşle nâzınn masasına doğru giderken nâzır hadid ve vakur soruyor:

-Ne istiyorsun? Bir işin mi var?

-Hayır, "Ben, o’yum!"

-Sen, o musun? Bu ne demek?

-Evet ben, o’yum; hani unuttun mu mektepte iken...

Nâzır işi tabiî derhal çakıyor, fakat işte verdiği cevap:

-Anladık, sen, o'sun ama bak, ben, o değilim!

Açıksöz, 6 Kasım 1921, Sayı: 328.


(Kaynak: İsmail Habib Sevük / Mustafa Eski)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG