6 Ocak 1921

Yunan ordusu, Türk ordusunun gücünü yoklamak ve bu gücü hafif bulursa askerlerinden bir kısmını terhis etmek amacıyla, Bursa ve Uşak cephesinden bir keşif saldırısına geçti. Banaz, İnegöl, Yenişehir ve bazı diğer mevziler Yunanlıların eline geçti. Refet ve İsmet Beyler, Ethem üzerine harekete geçici olarak ara vermeyi kararlaştırdılar. Batı Cephesi Komutanı İsmet Bey, Ethem üzerine harekat için bir kısım kuvvetlerini bırakarak İnönü mevzilerine yetişecek ve Yunan saldırısı 10 Ocak'ta kırılacaktır. Yunan ordusu, birinci ileri harekatına Milne Hattı'nı aşarak 22 Haziran 1920'de başlamış ve bu saldırı Türk ordusunun geri çekilmesi, birçok şehir ve kasabanın Yunanlılar tarafından işgaliyle sonuçlanmıştı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Talat Paşa, Avrupa'da yaşayan ünlü Türk siyasetçilerinin yapacağı bir toplantıda hazır bulunmak üzere Almanya'dan Roma'ya geldi. Gece, Talat Paşa, Cavit Bey ve Cami Bey uzun bir görüşme yaptılar. Anadolu'da böyle giderse durumun bir fiyasko ile biteceği, bir başa şiddetle ihtiyaç olduğu, bunun için kamuoyunun hazırlanması gerektiği konularında görüş birliğine vardılar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Antep'te Merkez Kurulu, mutasarrıf, daire müdürleri ve semt başkanları, Özdemir Bey başkanlığında toplanarak yiyeceğin kaç gün daha yetebileceğini hesapladılar. Halka 150 gram, askere 300 gramdan ekmek verilmek üzere en çok 15 gün daha dayanabilecekleri sonucuna varıldı. Durum 2. Kolordu'ya da bildirildi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


6 Ocakta Yunan ordusunun Bursa Cephesinden ileri harekete geçtiğini haber aldığımda ben Gediz’de bulunuyordum. Karargahım Gediz’e yakın bir mesafede, Efendi Köprüsündeydi. Cenup Cephesi Kumandanı Refet Bey de karargahıma geldi. Aynı gün Afyon’dan 12.Kolordudan, Uşak cephesindeki Yunan kuvvetlerinin de Afyon istikametinde harekete geçtiklerini bildirdiler. Vaziyeti aramızda münakaşa ettik. Ethem’in tenkili için başlayan harekatı muvakkaten durdurmaya ve Yunan kuvvetlerini karşılamak üzere geri dönmeye karar verdik. Bu kararı hemen o gece aldık.


Yunan kuvvetlerini İnönü’de karşılayacaktım. İnönü mevzilerini, yolların kavşak yeri olan Eskişehir’i, Eskişehir istikametini kapamak için daha önce intihap etmiştim. İnönü mevzilerinin ilerisinde derinliğine kademelenmiş çok az mevcutlu zayıf bir tümen ile Gökbayrak Taburu ve bazı milli müfrezeler vardı. Garp Cephesi kuvvetlerinin şimdi bulunduğu yer, İnönü mevzilerine düşmandan daha uzaktı. Biz dört günlük, Yunanlılar üç günlük mesafede bulunuyorlardı. Cephedeki Tümen kumandanına Efendi Köprüsü’nde düşmanı oyalamasını ve ileri harekatını geciktirmesini bildirdim. Verdiğim emirde Karaköy civarının vakit kazanmaya çok müsait olduğunu belirttim. Bir taraftan da Ankara ile görüşerek geriden İnönü’ye kuvvet yetiştirilmesini istedi


Ben Genel Kurmay Başkanı tayin olduğumdan itibaren, Yunan kuvvetleri ile bizim kuvvetlerimiz arasında daima bir mesafe bırakılması zaruretine inanmışımdır. Ve böyle de yaptım. Cephelerde daima aramızda mesafe oldu. Birinci Cihan Harbi’nde olduğu gibi, hiçbir zaman düşmanla burun buruna bulunmadım ve siper muharebesi yapmadım. Bu vaziyet Yunanlıların işine geliyordu. Yunan harbi zaten düşmanın muharebe ile işgal ettiği bir kıtanın üzerindeki muharebeler halinde olmadı. Yunanlılar Anadolu’ya muharebe ile akmadılar. Sulh yapmak isteyen bir memleketi istila etmek tarzında oldu. Ve bir yere kadar ilerledikten sonra, kendi ihtiyatları ile orada durdular. Yunanistan’a bu yolu açan İtilaf Devletleri de, Yunanlılar da, bir müddet beklemekte fayda umdular. Umdular ki, bu müddet esnasında iç isyanlarla, çeşitli tertiplerle mesele kendiliğinden hallolacaktır. Bu politikayı takip ettiler. Biz de hazırlanmak için zaman kazanmak istiyorduk. Düşmanla arada mesafe bırakışımda bundandır. Daha başından beri bu kanaatteyim: Bizim davamız evvela Yunan taarruzu ile Türkiye’nin inhilal etmeyeceğini ispat etmekle kazanılacaktır. Omdan sonra da Yunanlıların Anadolu’yu istila etmeye kafi gelmeyeceklerini göstermek lazımdır. Bunları yapabilirsek, bizim imha edilmesi güç bir millet olduğumuza, kendisine hayat hakkı tanınması mümkün ve zararsız bir millet olduğumuza hükmedilecektir.


İSMET İNÖNÜ HATIRALARI / 230 – 231


“Dünya savaşı sonucunda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra, bu imparatorluğun mirasçısı olarak beş devler ortaya çıktı. Avusturya, Macaristan, Çekoslovakya, Yugoslavya ve Romanya, Bulgaristan, Yunanistan, Lehistan ve Arnavutluk’u da içine kattığımız bu devletler topluluğu, iki savaş arası dönemde, içeride ve dışarıda çeşitli gelişmelere, davranışlara ve politikalara ve hatta büyük devletler arasındaki rekabetlere, kombinezonlara konu teşkil etmişlerdir. Versailles düzeni bakımından revizyonistler ve antirevizyonistler diye ikiye ayırabileceğimiz Balkan ülkeleri içinde Bulgaristan revizyonistti. Diğerleri Versailles düzeninden memnundu. Bulgaristan hariç diğer devletler çok uluslu bir yapıya sahipti. Milliyetçiliğin de etkisiyle bu devletlerin hepsinde, kendi kendine yetme (autarcie-otarşi) politikası izleniyordu. Bu da, aralarında verimli ekonomik ilişkilerin kurulmasını önlemişti. Onun için Balkan ülkelerinin politikaları de çok çeşitli biçimlerde kendini göstermiştir.


Balkanlarda iki akım ve iki fikrin uygulanmasına hazırlık da gözleniyordu. Biri, Avrupa’nın doğusuna bir kalkan görevi görerek antlaşmaları değiştirmek isteyen bir fikirdir. Diğeri, boyun eğmeyen ihtilalci ve inkılapçı bir ruhtur.


KURTULUŞ SAVAŞI’NDA ANADOLU’DA YENİ GÜN / NURETTİN GÜLMEZ / 232-233

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG