6 Temmuz 1921

Harington'un 4 tarihli mektubunu bugün alan Mustafa Kemal, buna verdiği cevapta, tam bağımsızlık ilkesi kabul edilirse onunla görüşebileceğini, görüşmenin denizde değil karada yapılabileceğini bildirdi. Ankara ile hala resmi ilişki kurmaya yanaşmayan İngilizler, bu mektubu cevapsız bırakacaklardır


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Batı Cephesi'nde, Yunanların ileri harekete geçmek için hazırlıkları haber alındı. Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, birliklere yayımladığı emirde, bütün Yunan ordusu Anadolu'ya çıkarılsa, Batı Cephesi Ordusu'nun düşmanı yenebileceğini, bunun için başta gelen şartın ordunun saldın yeteneği olduğunu bildirerek bir aylık eğitim programı hazırlanmasını emretti


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İzzet Paşa, Mustafa Kemal'in 29 Haziran tarihli mektubuna verdiği cevapta, önce söz vermiş olmasına rağmen İstanbul Hükümeti'nde görev alışını savundu. "Ankara' da size hak verir görünmüştüm" dedi. İzzet Paşa, bakan arkadaşlarını savunarak onların yurdun esenliğinden başka bir şey düşünmediklerini anlattı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İkdam'da Yakup Kadri: Ilgaz'ın eteğinde: Anadolu'da bu harbe, gerek uzaktan, gerek yakından katılmayan tek bir fert kalmamıştır. Bin türlü mahrumiyet ve meşakket içinde yaşayan bu halkın yüzünde henüz ufacık bir yorgunculuk belirtisi yoktur.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Açıksöz: Yunan canavarlığı gittikçe artıyor. Karamürsel'i kamilen yaktılar. -İ. Habib: Meşrutiyetin amacı halkçılıktır. 13 yıl meşrutiyet içinde yaşadık. Onu 13 dakika kafamızda yaşatamadık

(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: İngiltere'nin Doğu'da barış istediği konusunda deliller yeterli değil. Yunanistan'ı İzmir'e çıkarırken bunu bize ültimatomla bildiriyordu. Şimdi Yunanistan'ın İzmir'den çıkmasını hafif bir arzu şeklinde bildiriyor. İsmet Paşa'nın ordusu, bu arzuyu mecburi bir gerçeğe dönüştürecektir, onu bekleyelim


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Nutuk'tan/


Efendiler, Ankara’da bulunan İzzet ve Salih Paşa’lar bir türlü Ankara’ya ısınamadılar. İstanbul’da ailelerinin yanına gitmelerine izin vermemiz için doğrudan doğruya veya dolaylı yoldan boyuna rica ediyorlar ve İstanbul’a dönüşlerinde, siyasî hiçbir görev almayacaklarına söz veriyorlardı.


1921 yılının Mart ayı başlarında, İsmet Paşa’nın bazı işler için Ankara’ya gelmiş bulunduğu bir sırada, Paşa’lar ricalarını yenilediler. Bir gün, İsmet Paşa’nın da katıldığı Bakanlar Kurulu, toplantı halindeyken, Ahmet İzzet Paşa daireye gelerek haber göndermiş ve İsmet Paşa kendisiyle görüşmüştür.


İzzet Paşa, bizim teklifimiz üzerine, İstanbul’da görev almayacağına, uzun uzadıya açıklamalarla söz vererek İstanbul’da ailesinin yanına gönderilmesi için izin rica etmiş; Salih Paşa’nın da aynı şekilde söz vererek serbest bırakılması ricasında bulunduğunu eklemiş.


İsmet Paşa, bu açıklamayı ve bu ricayı Bakanlar Kurulu’na getirdi. Zaten varlıklarının millî işlerimizde yararlı olmadığı, aksine Ankara’da bir yük bir ağırlık olarak bulundukları, üstelik bazı olumsuz akımlara da sebep oldukları anlaşılmış bulunduğundan, Bakanlar Kurulu, bu paşaların İstanbul’a dönmelerinde bir sakınca görmedi. Fakat, ben, Ahmet İzzet Paşa ve arkadaşının verdikleri sözde ciddiyet ve samimiyet olmadığını, İstanbul’a döndükten sonra, mutlaka İstanbul Hükûmeti’nde görev alarak bizi tedirgin etmekte devam edecekleri kanaatinde olduğumu söyledim.


«Namusları üzerine söz veriyorlar» dendi. Bu sözlerini yazılı ve imzalı olarak verirlerse müsaade edilebileceğini söyledim. İsmet Paşa, bu teklifimi yanımızdaki odada bekleyen İzzet Paşa’ya bildirdi. İzzet Paşa, derhal bir kâğıt kalem alarak kabineden çekileceklerini, bir taahhütnâme olarak yazmış ve imzalamış; eğer yanılmıyorsam Salih Paşa’ya da imzalatmıştır.

Ben, bu kısa taahhütnâmeyi yeterli görmedim. Paşa’nın sözle anlattığı anlam ve genişlikte değildi. Hemen, bunun bir aldatmaca olduğuna arkadaşların dikkatini çekerek, «İsmet Paşa’ya ağızdan anlattıklarını yazarak imza etsin» dedim. İzzet Paşa’nın ağızdan bu kadar açıklama yapıp söz verdikten sonra, başka maksatla bir taahhüt yazmış olacağı tahmin edilmedi ve bu kısa taahhüdün yeterli görülmesi istendi. İşte İzzet ve Salih Paşa’lar böyle aldatmaca bir belge ile İstanbul’a gitmenin yolunu bulmuşlardır.


Gerçekten de, İzzet ve Salih Paşa’lar İstanbul’a varır varmaz istifa ettiler. Fakat, pek kısa bir süre sonra, aynı kabinede diğer nâzırlıklara getirildiler ve bunu bize telgrafla bildirdiler. İstanbul Hükûmeti’nin Hariciye Nâzırlığı’nı üzerine almış olan İzzet Paşa, millet ve memlekete yönelmiş büyük bir kötülüğün önüne geçmek için, hükûmete geldiğini söyleyerek, bize de birtakım öğütler veriyordu. İzzet Paşa’ya şu cevabı verdim:


İstanbul’da Ahmet İzzet Paşa Hazretleri’ne


Telgrafınızı Zonguldak İstihbarat Müdürü (171) vasıtasıyla aldım. Durumunuzu, Salih Paşa Hazretleri’yle birlikte vermiş olduğunuz söze aykırı gördüm. Yalnız bir nokta, bende lehinizde bir kararsızlık uyandırdı. O da, Hükûmet’te bir görev almakta, gerçekten millet ve memlekete yönelmiş büyük bir kötülüğün önüne geçmiş olmanız ihtimalidir.


Çünkü Ankara’ya teşrifinizden önce, iyi niyetli ve memlekete yararlı olabileceğiniz ümidiyle görev almış olduğunuzu açıklamak üzere ileri sürdüğünüz sebeplerin ne kadar zayıf olduğunu ilk görüşmemizde anlamış ve itiraf buyurmuştunuz. Telgrafınızda bildirdiğiniz hususlar, size bu yeni durumu benimseten sebepleri yeterli bir açıklıkla göstermiyor.


Tavsiye buyurduğunuz hususlardan, millet ve memleket çıkarlarına, yaptığımız antlaşmalara, kısacası Misak-ı Millî’mize uygun olanları, esasen dikkate alınmakta ve gereğinin yapılmasına çalışılmaktadır. Bu bakımdan, genel duruma ve sizlere telkin edilmiş düşüncelere bakarak, daha önce olduğu gibi, bu defa da aldatılmış olmanızdan korkuyorum. Bu tahmin ve muhakememizin yanlışlığını ortaya koyacak açıklamalarınızı öğrenir ve olayların buna uygun olumlu gelişmesine şahit olursak mutlu olacağımızı bilginize sunarım, efendim.


Mustafa Kemal


İzzet Paşa, bu telgrafımıza 6 Temmuz tarihli bir şifreli telgrafla şu karşılığı verdi:


Ankara’da Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne


Salih Paşa ile birlikte verdiğimiz söz, İstanbul’a dönünce görevimizden çekilmekti. Onu da yerine getirdik. Ömür boyunca devlet hizmeti kabul etmemek ve hele İtilâf Devletleri’nin Yunanistan’a fiilî yardımları, İstanbul’un üs olarak Yunanlılara bırakılması ihtimalinin belirdiği bir kara günde, teklif edilen fedakârlıktan kaçınmak, bizim elimizden gelmeli ve sizce de uygun görülmeli midir, bilmem?…


Bilecik ve Ankara’da, tanımadığım kimselerin yanında yapılan konuşmaları uzatmakta sakınca gördüğümden, çekinerek razı olur gibi görünmüştüm. Hattâ dönüşümüzde verdiğim demeçte, olup bitenlerin bütün sorumluluğunu tamamen üstümüze almak gibi bir medenî cesaret de göstermiştim. İlk konuşmalarda hazır bulunan kimselerden birinin, sonradan belli olan durumu, çekinmekte haklı olduğumu da ispat etmiştir. Fakat hiçbir zaman, hiçbir kimse tarafından aldatıldığımı itiraf etmedim.


Beni yanınıza kadar getiren uzlaşma düşüncesinden vazgeçmedim. Kabinede yapılan görüşmeler ve kendilerine verdiğim rapor bunu ispat eder. İddia buyurduğunuz gibi gaflet içinde bulunduğumu itiraf şöyle dursun, şimdiki gibi, siyasî olayları kılı kırk yararcasına değerlendirmiş olduğumu görmekle, kendime, düşünce ve görüşlerime güvenim artmıştır. Şu günlerde görev almaklığımızın yararlı olup olmadığını söylemek bana düşmez.


Yalnız, bu konuda oraca düşünülen sakınca açıklanırsa minnettar olurum. Buradaki hükûmetin hukukî durumu ve ilgili devletler elçilerinin burada bulunmaları dolayısıyla, bu hükûmetin mevkiinin hiçe indirilmesi ne mümkündür ne de doğrudur. Ancak, şurası da bilinmelidir ki, şimdiki kabinenin büyük bir çoğunluğu bugünle ve gelecekle ilgili hiçbir şahsî emel peşinde değildir; bütün niyet ve düşünceleri vatanın selâmeti içindir.


Bundan dolayı, akla yatkın ve uygun bir şekilde Ankara Hükûmeti ile iş ve görüş birliği yapmayı pek samimî olarak istemektedir. Eğer bu samimiyet sizlerce de iyi karşılanırsa değerli hizmet ve yardımlarda bulunabilir. Bu düşünce kabul görmediği takdirde, anlayışsızlıktan doğabilecek kusur ve yanlışların manevî sorumluluğundan kendisini kurtulmuş saydığını arz ederim, efendim.


Ahmet İzzet


Bu telgrafın altına kurşun kalemle şu satırları yazmıştım:


Uygun bir zamanda gerekli işlem yapılmak üzere ilgili belgeler arasında saklanması Bakanlar Kurulu kararı gereğindendir.


Mustafa Kemal

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG