7 Şubat 1920 Cumartesi

İslahiye ve Antep’ten takviyeli bir Fransız birliği Maraş’a gönderildi. Birlik, ak­şam Maraş’a 5 km kala karargâhını kurdu.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 364)


Mustafa Kemal, Rauf Bey’in dünkü yazısını cevapladı. Mebusların taviz vere vere nerdeyse etkilerini yitirdiklerini, gruba çok üye kaydetmek yerine, ilkelere bağlı bir grupla yetinmek gerektiğini, azınlıkta kalmanın göze alınmasını, en iyi Fevzi Paşa ile çalışabileceklerini bildirerek Hükumet’in düşürülmesini iste­di.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 364)


Dün kurulan Felah-ı Vatan Grubu, iç tüzüğünü hazırladı. Grubun merkez ku­rulu 9 kişiden oluşuyor. Yönetim kurulu üyeleri tarafından grubun toplantıları sıra ile yönetilecek; grubun yöneticileri ve aldıkları oylar şöyle: Celalettin Arif Bey (58), Hüseyin Rauf Bey (53), Vasıf Bey (44), Hamit Bey (36), Bekir Sami Bey (35), Selahattin Bey (35), Bahtiyar Bey (30), Rauf Ahmet Bey (28), Abdul­lah Azmi Efendi (32). Cami Bey’in başkan seçilmesi: 6.3.1920.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 364)


İsmet İnönü anlatıyor:


Şimdi asıl maksada geliyorum. Mustafa Kemal Paşa ile görüşüyoruz: İşgal var, Kuvayi Milliye cepheleri teşekkül etmiş, ordu kadro halinde. Biz burada Milli Mücadeleyi idare ediyoruz. Mitingler yapılıyor, isyanlar bastırılıyor, çeşitli vasıtalarla sesimizi duyurmaya çalışıyoruz, bağırıyoruz, çağırıyoruz, telgraflarla padişaha karşı, İstanbul hükumetlerine karşı mücadele ediyoruz. Fakat düşman kuvvetleri gittikçe kesin bir vaziyet alacak. Böyle gösterilerle mümayişlerle mağlubiyetten gelen tehlikelerin bertaraf edilmesi, siyasi hedefin, yani kurtuluşun sağlanması nasıl mümkün olacak? Beni çalışmak için tereddüde sevk eden nokta budur. Mustafa Kemal Paşa ile bunu halletmeye çalıştık.


Meselenin ehemmiyeti ve hal tarzı şu teşhistedir: İstanbul’a yapılan hükumet değişiklikleriyle, bir hükumetin gidip diğer hükumetin gelmesiyle işgal kuvvetlerine şirin görünme gayretleri ile İtilaf Devletleri’nin bizim hakkımızdaki mukadderatının iptal edilebileceğini düşünmek mümkün değildir. Atatürk’e ‘Bir noktada mutabık olalım’ diyorum. ‘Nümayişlerle, telgraflarla ve nihayet gerilla ile bir netice alabilir miyiz? İçinde bulunduğumuz şartlar nihayet bir harbe varacaktır. Karşımızdaki Yunan ordusunu yenmemiz lazım. Benim hesabıma ve kanaatime göre Türkiye, bugünkü hali ile Yunan ordusunu yenebilir. Bunu yapabiliriz. Ama ordumuz yok. Bir ordu kadrosu var. Bu kadro ile bu güçle bir şey yapamayız. Yunan ordusunu milis kuvvetleri ile de yenemeyiz. Çıkar yol, orduyu kurmak ve büyük silahlı çatışmaya hazırlanmaktır. Bu ne vakit olacak ve Yunan taaruzlarını ileride nasıl karşılayacağız?’ Biz Atatürk ile büyün bunları devamlı olarak tartışmış ve günlerce türlü tertipler düşünmüşüzdür.


Atatürk’le mutabıktık. O, İstanbul’da bulunduğu altı aylık zaman içinde gelecek için hazırlık olmak üzere iyi bir hükumet kurma hususunda nasıl çırpınmışsa, şimdi de Yunanlılarla bir harp ihtimalini kabul ederek müsait şartlarla muharebeye girebilmek için hazırlıklar yapılması lüzumuna inanıyor ve bunun için çırpınıyordu.


(Kaynak: Hatıralar / İsmet İnönü / Syf 175)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG