7 Ekim 1919 Salı

(21 Eylül 1919 tarihli gönderide bahsettiğim Fransız Gazeteci Berthe Georges Gaulis’in ‘Kurtuluş Savaşı Sırasında Türk Milliyetçiliği’ isimli kitabından İzmir’in işgali ile ilgili bölümü aktarmak istiyorum. Gönderilerin devamındaki konuya örnek olacağı ümidindeyim.)


‘Amiral Calthrope’nin dediği gibi, 15 Mayıs 1919 saat 7’de Averoff ve Limnos zırhlıları İzmir limanında demirlediler. Albay Zaphiririote kumandasındaki Yunan birlikleri karaya çıkmaya başladılar. Ortalıkta derin bir sessizlik vardı. Bütün bunlar ve bundan sonra yazacaklarımda ki haber ve ayrıntılar yüksek rütbeli Fransız subaylarının not defterlerinden alınmıştır.

Yürüyüş kolunun önünde kocaman bir Yunan bayrağı vardı. Herkes çılgınca ‘Zito Venizelos’ diye bağırıyor, sancaktar da bayrağı sallıyordu. Gösteri yapanlar, gürültüden gitgide kendilerini kaybettiler. Böylece, içinde en fazla sayıda Türk askerinin bulunduğu büyük kışlanın önüne geldiler. Binada, silah altına yeni alınmış yedek subaylar, 56.Süvari Alayı subayları, acele ve düşüncesizce verilen bir emir üzerine burada toplanmış başka birçok subay vardı. Bunlar, herhangi bir taşkınlığa sebep olmamak ve kolayca suçlanmalarına bahane yaratmamak için kendi rızalarıyla silahlarını teslim ettiler.

Sinirli, kederli ve yaptıkları bu gereksiz fedakarlıktan dolayı şimdiden pişman olmuş bu savunmasız insanlar birbirlerine sokulmuşlardı.

Bu sırada kışladan, tahrikçi bir Yunan ajanı tarafından patlatılan bir tabanca sesi ortalığı çınlattı. Bu, beklenen işaretti. Bunun üzerine Yunan askerleri binanın karşısında mevzi aldılar ve bir ateş salvosu başladı. Ateşe Yunan makineli tüfekleri de katıldı. ^

Kışlanın içinde camlar kırıldı, ölü ve yaralılar yerlere serildi. Anlatılamayacak bir panik içerisinde silahsız insanlar koridorlara yığıldılar. Neden sonra, birkaç subay kuşatma birliklerini yatıştırabildiler. Önce içlerinden biri arkadaşlarını ikna etmiş, hepsi de onu dinlemiş, o da elinde beyaz bir bezle görüşmeci olarak kışladan çıkmıştı, fakat derhal süngülendi ve yere yıkıldı. Daha sonra Türk komutan çıktı, ateş devam etti, ancak yavaş yavaş azaldı. Tehditler ve küfürler arasında, Türk komutana bazı emirler verildi. Türk subay ve erleri kışlayı terk edecekler ve derhal gemilere bineceklerdi. Çıkış başladı, ayakta yürüyebilecek durumdaki yaralılar arkadaşlarının yardımı ile kafileye katıldılar. Silahlı komitacılarla askerler etraflarını sarmış olarak, limana doğru yürümeye başladılar.

Şehirdeki Rumlar da dindaşlarının kışkırtmasıyla heyecana gelerek toplanmışlardı. Hakaretler, tecavüz ve cinayetler başladı. Türk subayları tüfek dipçikleri ve süngülerle hırpalandılar, üstleri arandı ve soyuldular. Komitacılar büyük bir hırsla bunların mendilleriyle feslerini aldılar, fesleri yırtıldı ve ayaklar altında çiğnendi. Bu her Müslüman için en büyük hakaretti.

Yunan subayları bunları alkışladılar, kalabalık bağırmak ve vurmaktan yorulunca küfürler edilmeye başlandı. Türk subayları iki sıra saldırgan arasında yavaş yavaş yürümeye zorlandılar. Perişan kefile nihayet liman önünde durdu. Ölü ve yaralılar yolda bırakılmıştı. Hayatta kalan ve oraya kadar gelmiş olanlara da, bu sefer Patris kruvazöründen, destroyerlerdan, İzmir’deki Yunan bankasından ve civardaki Rum evlerinden ateş açıldı. Yunanlı denizciler Türk subaylarına gülüşerek nişan alıyorlardı. Otuzdan fazla subay vurularak, binecekleri geminin önündeki rıhtıma düştü, geri kalanlar da türlü hakaretlerle bindikleri geminin ambarına, hayvanlarla beraber tıkıldılar.

İzmir’de Yunan işgali işte böyle başladı.’


Batı Anadolu’da Yunan zulümlerini incelemekle görevli Müttefikler arası Kurul’unun Fransız delegesi General Bunoust, raporun orijinal metnini 7 Ekim 1919’da Paris Barış Konferansı’na sundu.


Rapor ve Kurul Hakkında:


Mondros mütarekesi sonrasında İzmir, 15 Mayıs 1919’da Müttefik devletler adına Yunan kuvvetleri tarafından işgal edilmeye başlandı. İzmir’de başlayan Yunan işgali, kısa bir sürede geniş bir sahaya yayılmıştır. Yunanlıların işgal ettikleri hemen her yer insanlık dışı olaylara sahne olmuştur. Türk halkını imha ve tehcir gayesi ile yapılan zulümler bir süre sonra Batı kamuoyuna yansımıştır.

İzmir’deki İtilaf Devletleri delegeleri, kendi hükumetlerinin Yüksek Komiserlerine, Yunan işgalinin sebep olduğu ağır durumu şöyle bildirmekteydiler: ‘Yunanlılar, İzmir’deki İtlaf Devletleri komutanlarının emirlerini yerine getirmemektedirler. Oysa, Yunan kuvvetleri teknik bakımdan bunların komutası altındadır. Yunan sahra subayları kendi komutanlarının bile emirlerinden habersiz görünmekte, bütünüyle bağımsız davranmaktadırlar. Bunun sonucu olarak, savaş alanlarında, genellikle ordular üzerine denetim uygulanamamakta ve savaş cephesi boyunda ve yan kanatlarda çarpışan başıbozuk güçler de kontrol edilememektedir. Bunlar, Türk halkına her yerde yeni kıyımlar uygulanmakta, haydutluk, eşkıyalık ve yapabildikleri ölçüde yağmalara koyulmaktadır.’

Osmanlı hükumeti, Başkan Wilson’a başvurarak, Yunan mezalimini tahkik etmek üzere bir komisyon kurulmasını istedi. Bu istek Barış Konferansı’nda görüşülmüş ve Georges Clemenceau, suçlamaları incelemek için bir Tahkik Heyeti kurulmasını önermiş ve ve bir komisyon kurulması kararlaştırılmıştır.

15 Mayıs-20 Temmuz 1919 arasındaki olayları inceleyecek olan, Amerikan Yüksek Komiseri Mark Lambert Bristol başkanlığındaki heyete, İngiltere adına General Robert Hugh Hare, Fransa adına General Gedges Hippoltyte Bunoust, İtalya adına da General Alfredo Dall’Olio’nun katılması kararlaştırıldı. Venizelos, Yunanlı bir temsilcinin de heyette bulunmasını istemiştir. Oy hakkı olmamak üzere bir Yunanlının heyetin çalışmalarını izleyebileceği bildirilmiş ve aynı şartlarla bir Türk temsilcinin de heyete katılması kararlaştırılmıştır. MTH (Müttefiklerarası Tahkik Heyeti)’na Yunanlılardan Albay Mazarakis ile Türklerden Yarbay Kadri danışman olarak katılmışlardır.

MTH, 12 Ağustos 1919’da İstanbul’da ilk toplantısını yaptı. Heyet, bu tarihten 15 Ekim 1919 tarihine kadar 46 toplantı yapmıştır. Heyet, çalışmalarını olay mahallinde yoğunlaştırılmıştır. MTH, İzmir, Menemen, Manisa, Aydın, Nazilli, Ödemiş, Ayvalık, Çine ve civarında tahkikatta bulunmuş ve 175 tanığın ifadesini almıştır. Türkler, Yunanlılar, Ermeniler, Yahudiler ile Amerikalı, İngiliz, Fransız ve İtalyanlar Heyet’e ifade vermişlerdir. Yabancı şahitlerin çoğu gördükleri mezalimi olduğu gibi anlatmışlar, şehrin harabeye namzet bir durum arzettiğini ikna edici delillerle açıklamışlardır.

Yunanlılar, yaptıkları mezalimi inkar edemeyeceklerini anlayınca, hareketlerinin Türklerin saldırılara mukabele olduğunu söyleyerek kendilerini mazur göstermekte istemişlerdir.

Yarbay Kadri Bey’in Harbiye Nezareti’ne gönderdiği raporunda, MTH’nin Yunanlılar tarafından yapılan mezalime vakıf olduğunu zan ve hissettiğini ifade etmektedir. Kadri bey, MTH’nin özetle şu konuların tahkikine uğraştığını ve neticenin heyet tarafından anlaşıldığını söylemektedir.

1-İşgalin İzmir’in siyasi ve iktisadi durumu için bir felaket teşkil ettiği

2-Yunanlıların, İzmir’e girmeleri ile hayale sığmaz mezalime başladıkları

3-Yabancıların dahi bu zulümler karşısında Yunanlılardan nefret ettikleri

4-Yunanlıların idare kabiliyetlerinin olmadığı

5-Silah arama bahanesiyle hanelere girerek, ölüm tehdidi altındaki kadınların namuslarına saldırıldığı ve bütün paralarının alındığı

Vb

Hazırlanan raporun yayınlanmasına Müttefik Hükumetlerince izin verilmediği gibi, buna bir gerekçe de gösterilmemiştir. Böylece Yunan katliamları konusundaki gerçek kamuoyundan gizlenmiştir. Raporun ilk anda açıklanmasına özen gösterilmişse de, basına bazı sızmalar olmuştur. İtalyan gazeteleri MTH raporlarını yayınlamaya başlamışlardır.

Lloyd George, Yüksek Konsey’dekileri MTH raporunun yayınlanmaması konusunda ikna etmiştir. Avam Kamarası’nda Lloyd George ve sözcüleri, ‘Yunanistan Komisyonun’da üye bulundurulmadığından raporun adil olmadığını’ ileri sürmüşlerdir. Amiral Bristol ise bu konuda hatıratında şunları yazmıştır: ‘Tahkikat, mümkün olan en büyük dürüstlükle yürütülmüştür ve ileri sürülen deliller, tüm üyelerin oy birliğiyle mutabık kaldıkları gerçek delillerdir. Bunlardan daha dürüst ve dört başı mamur bir tahkikat tasavvur edemem. Bay Lloyd George’un raporu yayınlamamak için bahaneler uydurması basiretsizliktir ve davranışı gerçeklerin aydınlanmasını arzulamamasının sonucudur.’

MTH tahkikatını tamamlayıp gittikten sonra Anadolu’da Yunan mezalimi devam etmiştir. Mustafa Kemal Paşa 2/3 Kasım 1919 tarihinde Heyet-i Temsiliye adına Harbiye Nezareti’ne gönderdiği yazıda, MTH’nin dönmesinden sonra Yunanlıların ilk günlerdeki tavırlarını takındıklarını belirtmektedir. Paris Barış Konferansı’nın tavrının da Yunanlılara cesaret verdiği düşünülebilir.

Ali Türkgeldi, ‘Tahkik Komisyonu ve raporu Türkiye’de yeniden ümitler uyandırmış ise de müsbet bir netice vermedi. Bu iki teşebbüsten de muvaffakıyyet elde edilememesi, artık Türk hukukunun diplomasi tarikiyle değil, ancak kuvvetle müdafaa edilebileceğine tereddüde mahal bırakmamakta idi.’


(Kaynak: İstiklâl Harbi’nde Müttefiklerarası Tahkik Heyeti, Çalmaları, Raporu ve Tahkikat Neticesi / Mustafa Turan / A.Ü. Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Dergisi, Kasım 1991)


Paris Barış Konferansı Yüksek Konseyi, Milne’in Yunan işgalini sınırlayan projesini kabul etti. Yunan birlikleri bu hattı 22 Haziran 1920’de çiğneyerek Müttefiklerin izniyle ileri harekata geçeceklerdir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 154)


Eskişehir’de Ömer Avni’nin çıkardığı Ahrar Gazetesi’nin 6.sayısı: Milli Kuvvet, vatanın parçalanmaya başlandığı görülünce milletin kendi kendine dayanarak düşündüklerini açıklık meydanına koymasıdır. Milli kuvvet, her taraftan fışkırmıştır. Mücadele pek büyük ve yücedir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 154)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG